BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Büyük fıkıh âlimi Abdullah-ı Ensârî

Büyük fıkıh âlimi Abdullah-ı Ensârî

Şeyhülislâm Abdullah-ı Ensârî, Hanbelî mezhebinin büyük âlimlerinden olup, çok yüksek bir velî idi. Kerâmetleri pek çoktur. Vaazlarında Ehl-i sünneti müdâfaa eder, mezhebsizlik ve bid’atlerin kötülüğünü anlatırdı...



Abdullah-ı Ensârî, evliyânın meşhûrlarından ve Hanbelî mezhebinin büyük fıkıh âlimlerindendir. İsmi Abdullah bin Muhammed bin Ali el-Ensârî el-Hirevî’dir. Künyesi Ebû İsmâil olup nesebi; İstanbul’da medfun bulunan ve Eshâb-ı kirâmın meşhûrlarından olan Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb-i Ensârî’ye dayanır. Bu sebeple “Ensârî” nisbesiyle tanınmıştır. 1005 (H.396)’te Herat’ta doğdu. 1088 (H.481) senesinde Herat’ta vefât etti. Türbesi çok ziyâret edilen yerlerden biridir... Bid’atlerin kötülüğünü anlattı... Abdullah-ı Ensârî, hadîs ilminde yüksek derecede âlim idi. Üç yüz binden ziyâde hadîs-i şerîf ezberlemiştir. Ayrıca tefsîr, fıkıh, kelâm, târih, neseb ve diğer ilimlerde âlim idi. Üç yüz âlimden hadîs-i şerîf öğrendi. Bunların hepsi büyük hadîs âlimleri olup, hepsi de Ehl-i sünnet idi. Hiçbiri bid’at sâhibi değildi. Tefsîr ilmini Hâce Yahyâ İmârî’den öğrendi. Tasavvuf ilmini ise zamanının büyük âlimi ve rehberi Ebü’l-Hasan Harkânî hazretlerinden öğrenip kemâle erdi. İlim tahsîlini tamamladıktan sonra insanların, Allahü teâlânın emrine uymaları, yasakladıklarından sakınmaları için gayret eden Abdullah-ı Ensârî, ömrünü insanların saâdete kavuşmaları, Allahü teâlânın rızâsını kazanmaları için harcadı. Dünyâya düşkünlük göstermedi. Abdullah-ı Ensârî, şeyhülislâm idi. Hanbelî mezhebinin büyük âlimlerinden olup, çok yüksek bir velî idi. Kerâmetleri pek çoktur. Vaazlarında Ehl-i sünneti müdâfaa eder, mezhebsizlik ve bid’atlerin kötülüğünü anlatırdı. “Asıl vatanına kavuşuyorsun!” Abdullah-ı Ensârî hazretleri, vefat edeceği zaman yanındakilere buyurdu ki: -Kendisinden başka ilâh olmayan Allahü teâlânın kıymetli bir kulu vefât edeceği zaman, Azrâil aleyhisselâm gelerek; “Korkma! Erhamürrâhimîne gidiyorsun. Asıl vatanına kavuşuyorsun. Büyük bayrama vâsıl oluyorsun. Bu cihan bir konaktır. Bu konak mü’minin zindanıdır. Ödünç olarak sana verilen bu varlık bir bahânedir. Bu sebepten, bu bahâne gider ve uzaklaşır. Hakîkat meydana çıkarak, kişi devamlı diri olan Allaha kavuşur” der. O kul için, dünyâda bundan daha tatlı, daha hoş ve daha rahat bir gün olmaz.”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT