BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > 13. “yenik” savaşçı!

13. “yenik” savaşçı!

Helsinki’deki zirve toplantısında, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine 13. “aday” kabul edilmesi üzerine Türkiye’de estirilen ve muhakkak toplumumuzu da dolduruşa getiren coşku “fırtınasına” karşı, adeta tek başıma konuştuğumu, konuşmaya çalıştığımı biliyorum.



Helsinki’deki zirve toplantısında, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine 13. “aday” kabul edilmesi üzerine Türkiye’de estirilen ve muhakkak toplumumuzu da dolduruşa getiren coşku “fırtınasına” karşı, adeta tek başıma konuştuğumu, konuşmaya çalıştığımı biliyorum. Ama ben, bu konuda haklı olduğumun bilinci ve cesareti ile yazıyorum. “Haklı olduğumu tarih ve gelecek kanıtlayacak” diyeceğim, ama korkarım, bu furya içinde, tarihi, kimse hatırlamıyor veya hatırlamak istemiyor. “Geleceğe” gelince; biz ilerde haklı çıksak bile, o zaman, “o” geleceğin havası ve kriterleri egemen olacağına göre, haklılığımızı kim teslim edecek, neleri hangi değerleri kaybettiğimizi, kim idrak edebilecek, değişikliğin olumlu mu, olumsuz mu olduğunu kim tefrik edebilecek? Çünkü, “adaylığımız” en az onbeş yıl veya otuz yıl sürecek ve bu arada bize dayatılanları yapacağımıza göre o gelecekteki Türkiye, “başka bir Türkiye” olacak!. KÖKLÜ DEĞİŞİKLİKLER AB üyelik “adaylığına” (daha adaylığa değil) kabulümüzün bile Türk toplumunu, yaşam tarzını ve “söylemlerini” kökten, tanzimatın değiştirdiğinden de fazla değiştireceği, sevinçle ifade ediliyor. Türkiye ve Türk toplumu bu kadar geri ve kötü mü ki? AVANTAJLAR AB’ye “aday”, yıllarca sonra da belki lütfen “üye” olmamızın, vatandaşlarımıza birçok cazip kolaylıklar hatta haklar, iş çevrelerine çıkarlar sağlayacağı muhakkak. Ve şimdi bunun cezbesine giriliyor ama ya sonunda, uzun vadede Türk milleti ve Türkiye bizim anladığımız anlamdaki millet ve devlet olmaktan çıkarsa?.. Tabii bunu isteyenlere ve zaten yıllardır bunu sağdan veya soldan, yapmaya çalışanlara sözüm yok..Onlar bayram etmekte haklılar...Ya büyük -ve şimdi sesi çıkmayan- bir çoğunluk? Maalesef onlar da medya tarafından dolduruşa getirilmekte... SORULAR Başbakanımız, “ev ödevleriniz” dediği koşulları yerine getirmesi gerektiğini söyledi. Gecekondu bir millet olmadığımıza ve büyük devletlerin varisi olduğumuza göre, “ev ödevlerimizi” hangi üstün yetki ve hakla bize dayatacaklar? Ama cumhurbaşkanımız da, “Avrupa’nın denetimine tabi olmamız gerekeceğini” söylediğine göre demek Meclisimiz, Yargımızın üzerinde, egemenlik haklarımızı paylaşacak, içişlerimize karışacak üstün bir otoriteyi kabul etmişiz bir kere... Çağın gereği diyorlar; “bütün milletler bağımsızlıklarından ve egemenliklerinden feragat etmeye mecburdurlar” diyorlar... Ama anlaşılan Orwell’in romanında olduğu gibi, bazı devletlerin bağımsızlıklarından feragatleri daha az olacak.. Yani güya eşitiz ama bazılarımız daha “eşit”! Bakın, AİHM’deki anlı şanlı yargıcımız “Türk”, Rıza Türmen Türk Mahkemelerinin kararlarının AİHM’nin temyizine tabi olacağını hatırlatıyor ve Öcalan’ın bile yeniden yargılanması gerekebileceğini söylüyor.. Bunda hiç garabet, yadırganacak bir taraf yok mu? Ve bütün bunlar yapıla yapıla, bundan beş on sene sonra, bizde de bu gayretkeşlik oldukça, Üniter TC Devleti, Avrupa Birliği kriterlerine göre başka bir şey “yapılacak”.. Ancak bu noktadan sonra, bu işin artık davasının olmayacağını da seziyorum.. Herkes memnun! Ve kendimi doğrusu çok yorgun ve yalnız hissediyorum! KAYITLARA GEÇSİN DİYE! Gene de, milletim için çok hayati bir bağlamda -belki de Türk tarihinin en kritik dönemeç noktasında- ve bir yol ayrımında, sonuna kadar mücadele etmekte kararlıyım. Balıklar bilmezse, halık bilir inancı ile! Bundan sonraki süreçte olacakları, kayıtlara geçsin diye, yarın köşemde yazacağım. Bugün, şimdi bize dayatılmak istenen, AB kriterlerine göre, İnsan Haklarından Avrupalılar’ın ne anladıklarına kısaca değineyim: Geçenlerde Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş’ın Cumhuriyet gazetesindeki bir yazısında belirttiği gibi, AB ve Kopenhag Kriterlerindeki insan hakları anlayışı ve tarifi, Birleşmiş Milletler tarafından, İnsan Hakları ve Terörizm başlıklı 17 Nisan 1998 tarihli kararı ile kökünden çelişiyor. Avrupa Devletleri bu karara imza atmamışlar çünkü onlar devletin insan haklarını da, ihlal ettiklerini kabul ediyorlar ama teröristlerin de insan hakları suçu işlediklerini kabul edemiyorlar. Mesela, şimdiye kadar yaptıklarından ve söylediklerinden de belli ki, PKK’yı bir terör örgütü, Öcalan’ı bir terörist olarak kabul etmekte ikircikli olmuşlardır. En yakın kanıt da, PKK’ya bir türlü terör örgütü, Öcalan’a da “cani” diyemeyen, İnsan Hakları Derneği’ne, eski Başkan Akın Birdal’a ve de “bölücülükten” mahkum Leyla Zana’ya karşı gösterdikleri özel ilgi! UMUMİ VAZİYET Bana göre, Atatürk’ün Büyük Nutkunda tarif ettiği “Samsun’a çıktığı zamanki vaziyet” 10 Aralık’tan başlayarak, gaflet, dalalet ve ihanet yüzünden bu sefer modern giyimle gerçekleşecek.. Ve acı olan bir şey de nedir bilir misiniz?.. Çok değil on yıl evvel, TC Devletini, düşünce, terör ve eylemleri ile yıkmaya çalışanların, şimdi AB’nin başlıca şampiyon ve savunucuları olmaları.. Aslında bunu da pek yadırgamamak gerek; başka türlü yıkamadıkları TC Devletini, şimdi Avrupa Birliği içinde “halledecekler”. BOŞUNA MI İDİ? Babamın İstiklal madalyasının rozetini iftiharla göğsümde taşırım. Ama şimdi merak ediyorum, dönüp dolaşıp, Avrupa’nın 1919’da bizi getirmek istedikleri noktaya, egemenliğimizi kaybedebileceğimiz bir yere geldiğimize göre, babalarımız, dedelerimiz, İstiklal Harbi’ni boşuna mı yaptılar? O zaman, bundan böyle İstiklal Marşının yerine, AB’nin marşı olan Beethoven bestesi 9. Senfoni’yi benimsemeliyiz! GÜNÜN FOTOĞRAFI Başöğretmen Finlandiya Cumhurbaşkanı Martti Ahtisaari, Başbakanımız “uslu” öğrenci Bülent Ecevit’in yanağını “aferin” diyerek okşuyor... Milliyet
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT