BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sıcak bir gün...

Sıcak bir gün...

AK Parti’nin Adana ve Mersin mitinglerini izlemek için Başbakan Erdoğan’ın daveti üzerine Pazar günü bölgedeydik...



>> Seçim Meydanlarının Nabzı > Adana-Mersin AK Parti’nin Adana ve Mersin mitinglerini izlemek için Başbakan Erdoğan’ın daveti üzerine Pazar günü bölgedeydik... 38 derece sıcağa rağmen âdeta kavrulan Adana ve Mersin’de halkın, meydanları ellerinde Türk bayraklarıyla doldurduğunu görünce, yıllar öncesinin siyaset meydanlarındaki ‘kavgalar’ aklımıza geldi. Eskiden her parti birbirlerinin mitinglerini âdeta ‘terörize’ ederdi. Özellikle 80 öncesi... 80 sonrası ise Özal’ın meydanlara getirdiği güleryüz ve şölen havasının devam etmesini de ‘Türkiye demokrasisine’ bırakılan büyük bir miras olduğunu düşünüyorum... Başbakan Erdoğan her iki kente otobüs ile girerken, sıcaktan dolayı mitinge gelemeyen partili- partisiz kalabalıkların balkonlardan el sallayışı ve alkışladıklarını görünce ‘Milletimiz artık kavgalardan bıkmış ve demokrasiyi öğrenmiş, bir de devlet öğrenebilse!’ diyebildim... AK Parti’li olmasalar dahi en ufak bir tatsızlık çıkartılmaması da bunun delili... * Başbakan Erdoğan, Mersin’de halka hitaben yaptığı konuşmada önemli bir soru sordu. Dedi ki; “Sayın Sezer 330, Sayın Gül 357 aldı. 357 mi büyük, 330 mu büyük? Anladım ki 330, 367’den büyükmüş. Bu mantık bunu gösteriyor” Başbakan Erdoğan’ın bu açıklaması beni 93 yılına götürdü. Türkiye’deki mantığın nasıl yanlış tezler üzerine kurulduğuna ve çifte standardın nasıl işletildiğine dair... Bilinçli olarak yanlış soru soruyordu ama doğru bir cevap veriyordu. Demirel’in Cumhurbaşkanı koltuğuna yeni oturduğu günlerdi... İz Bırakanlar belgeseli için Çankaya Köşk’üne gitmiştim... İlk soruyu sorduğumda Demirel kameraman arkadaşıma döndü ve “Kamerayı kapat” dedi... İçimden herhalde şimdi iyi bir azar işiteceğiz diye düşünürken, Demirel, Basın Danışmanı Metin Yalman’a dönerek, ‘Sayın Soysal dersine iyi çalışmış, tebrik ederim’ dedikten sonra kameraman arkadaşa döndü ve “Çalıştır bakalım kamerayı!” Peki neydi ilk sorum? * Sorum şuydu; “Sizin merhum Özal ile bitmeyen bir meseleniz vardı. Diyordunuz ki, Çankaya bin rakımlı bir tepedir. 21.75 oy oranı alan ANAP bu ülkenin cumhurbaşkanını seçemez çünkü bu halkın yüzde 78.25’i istemiyor! Cumhurbaşkanını halk seçmeli.” diyordunuz... Bugün DYP’nin oy oranı ise yüzde 27... Yine diyor musunuz, Çankaya bin rakımlı tepedir. Halkın yüzde 73’ü beni istemiyor... Ve Cumhurbaşkanını halk seçmeli diyor musunuz? Ya da dün dündür bugün bugündür mü diyorsunuz? Demirel bir yandan sorumu dinliyor ve notlarına bakıyor diğer yandan ise beyninde soruya cevap aradığını anlıyordum. Soruyu sormaya devam ederken Demirel gülümsemeye başlayınca, soruya iyi bir cevap bulduğunu da hemen tahmin etmiştim... Ve Demirel elindeki not kağıtlarını bana gösterdikten sonra “Benim Cumhurbaşkanı olmam için SHP de oy verdi. Onların da oy oranı yüzde 20. DYP ve SHP’nin toplam oy oranı toplandığında yüzde 48 eder... Şimdi ben sana soruyorum 50 mi büyük 21 mi? “ * Demirel aslında neyi kastettiğimi çok iyi biliyordu ama anlamazlıktan geliyordu. Kısaca; doğru bir soruydu ama yanlış bir cevaptı... Çünkü kendisi de çok iyi biliyordu ki, ‘Merhum Özal Cumhurbaşkanı seçilirken diğer partilerin hepsi oy verse dahi Demirel yine de ANAP’ın aldığı 21.75 oy oranını dillendirip ve halkın yüzde 78.25’nin Özal’ı istemediğini söyleyecekti!’ * Başbakan Erdoğan da Adana ve Mersin’de halkı hiçe sayan garip mantık uygulamasının, çifte standardın rakamlarını vererek demokrasi anlayışının yediği darbeyi anlatıyordu. Başbakan Erdoğan, halkın doğruyu görebilmesi için yanlış soruyu sorup doğru bir cevap alıyordu... Sıcak bir gün daha bitiyordu.... Önümüzde son ondokuz sıcak gün daha varken...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT