BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Taviz mi, uzlaşma mı?

Taviz mi, uzlaşma mı?

1960’larda, Ankara’da çıkan, bir çok ünlü gazetecinınve yazarın çalıştığı, yazı yazdığı Öncü Gazetesi’nde, “rahmetli” Prof.Dr. Aydın Yalçın’ın bir başyazısını “hep hatırlarım!.”



1960’larda, Ankara’da çıkan ve Altan Öymen’den, Oktay Ekşi’ye, rahmetli Örsan Öymen’den, rahmetli Mustafa Ekmekçi’ye, Nilüfer Yalçın’dan Oktay Kurtböke’ye, Hıncal Uluç’tan, Mete Akyol’a “zamanın ve sonralarının” bir çok ünlü gazetecisinin ve yazarının çalıştığı, yazı yazdığı Öncü Gazetesi’nde, “rahmetli” Prof.Dr. Aydın Yalçın’ın bir başyazısını “hep hatırlarım!.” Zamanın “ünlü ihtilâlcı albayı” ve “Başbakanlık Müsteşarı” Alpaslan Türkeş’in “gizli” sahibi olduğu ve “arkasında durduğu” bu gazetenin yazı işleri müdürlerinden biriydim! “Sayfaya koyduğum” başyazının sonradan “başlığını keserek” camlı masamın “camının altına koymuştum!” “Rahmetli” Aydın Yalçın’ın başyazısının başlığı şuydu: “Yaşamak taviz vermektir!.” Gençliğin o “ateşli, heyecanlı ve gururlu yıllarında”, doğrusu ya başyazarımızın “bu yazısına ve bu başlığına çok bozulmuştum!.” Ne demekti, “taviz vermek?” İnsan “kişiliğinden, doğrularından taviz verebilir miydi?” “Onurunu, gururunu” kirletebilir miydi? Çok ama “çok sonraları”, hayatın “gerçekleri ve silleleriyle karşı karşıya kaldığımda”, hep “rahmetli” Aydın Yalçın’ın “bu başyazısının başlığını” hatırlarım; onu “saygıyla anar”, gençlik ateşime ve heyecanıma güler, “Öncü’nün başyazarına” ne kadar haksızlık ettiğimi kendi kendime tekrarlar ve ondan “özür dilerim!.” 45 yıllık meslek hayatımın gerçekleri bana çok iyi gösterdi ki; “Yaşamak taviz vermektir!.” Eşine taviz vermek, babana, anana taviz vermek, öğretmenine, hocana taviz vermek, müdürüne, genel müdürüne taviz vermek, patronuna taviz vermek, okuruna taviz vermek, çoluğuna, çocuğuna taviz vermek, arkadaşına, dostuna taviz vermek... Hatta kedine, köpeğine taviz vermek!.. Hem de, “Yooo arkadaş... Ben onurlu gururlu bir insanım, inandıklarımdan, doğrularımdan taviz vermem!.” diye, diye... Ve de “bu açık takiye için” bir de “kolay yol bulmuşuz!.” Sloganı da şu: “Taviz verilmez ama uzlaşılır!.” Uzlaşma?... Hımmm!.. Güzel bir kelime!. “Taviz verme” gibi “onurlu insanlara yakışmayacak bir tavrı” ne güzel de “paketliyor” değil mi? “Ben kimseye taviz vermem arkadaş!. Ben akıllı, mantıklı, uygar ve de demokrat bir insanım, uzlaşırım!.” Ne büyük lâf değil mi? Hay Allah!.. “Bunca lâfı” neden yazdım? Bir “spor yazısında” bunca “sporsuz lâfın” yeri var mı? Var, arkadaş, var!.. Spor da, “baştan sona kadar” tam bir “taviz batağının içinde” değil mi? “Popülist” bir bakanın, “ne yapacağını kendi bile doğru dürüst bilemeyen” bir federasyonun, “seslerini pek cılız çıkarabilen ve güçlerinin hâlâ tam olarak farkında olmayan” küçük kulüplerin , nerede ise “çorbaya çevirdikleri” ve “kaosun içine sokmak” üzere oldukları “maç naklen yayınları ihalesi”, spordaki “taviz politikasının” çok iyi bir örneği değil mi? Büyük kulüpler “kasalarına girecek”, büyük medya kuruluşları da “kasalarına dolacak” olan milyonlarca dolarlık tavizleri “hammm etmek” için ellerini oğuşturarak bekliyorlar!. “Daha büyük tavizler koparmak için”, mırın kırın ediyorlar!. Bakalım, “bakanlık” ve “bakanlığın yönlendirmeye çalıştığı” federasyon “taviz mi verecek, uzlaşacak mı?” Yoooo, gülmeyin!.. “Kişilik sahibi, onurlu” bir federasyon hiç taviz verir mi? Olsa olsa, “uzlaşır!.” Göreceksiniz, bizim federasyon da uzlaşacak!. Hayırlı olsun!.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT