BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İşi gücü futboldu!...

İşi gücü futboldu!...

Seher’in anası Zehra vereme yakalanmıştı. Hastalandıktan sonra çok yaşamadı.



Seher’in anası Zehra vereme yakalanmıştı. Hastalandıktan sonra çok yaşamadı. Hüseyin ise aniden gidiverdi köy kahvesinde otururken karısının ölümünden üç ay sonra. Art arda gelen bu acı olaylar genç kadını yıprattı daha evliliğinin ilk senelerinde. İçine kapalı, az konuşan biri oluverdi. En büyük desteği ise kocasıydı o günlerde. Kaynanası Güllü ile saygılı bir mesafe vardı arasında hep. İçin için kızıyordu aslında yaşlı kadına. O da kocasından farklı düşünmüyordu çünkü. Başlarındaki kan davasının o güne kadar olduğu gibi çözüleceğine inanmış, cana karşı can isteyen bir anlayışa sahipti o da. Halbuki Seher, her ne kadar evin reisi olarak Ökkeş ağa gözükse de kadının kocası üzerinde etkisinin olacağına inanıyordu. Reşat’ı korkaklıkla suçladıkları zaman Güllü de ses çıkartmamış, kocasına destek vermişti aksine. Ailelerinin onuru kırılmıştı onlara göre. Sonunda kayınpederinin yeğeni çekip vurmuştu karşı tarafın adamını. Halası feryat ederek yürümüştü üzerine: - Benim küçücük oğluma mı düşerdi intikamımızı almak sen dururken, senin yüzünden girdi mahpus damlarına sübyanım! Seher ve Reşat o gece oturup karar vermişlerdi köyden ayrılmaya. Ne bu suçlamalara dayanacak güçleri vardı, ne de kan davasının korkusuyla yaşayacak güçleri. Çalışır, çabalar geçinirlerdi. Böylece ayrıldılar köylerinden. Zorluk çektiler ilk geldikleri sene. Oturacak, başlarını sokacak bir gecekondu yapana kadar tek gözlü, yıkık dökük yerlerde yaşadılar. Yemeden, içmeden biriktirdiler kazandıklarını. Gece gündüz çalıştı Reşat. Ekmeklerini bile evde pişirdiler. Sonunda bu iki gözlü yeri yapıp başlarını soktukları zaman dünyalar onların olmuştu. Sanki bir saraya taşınmışlar gibi gelmişti ikisine de... Arkasından duyduğu hışırtıyla sıyrıldı düşüncelerinden. Şehnaz tabakları yüklenmiş, incir ağacının altındaki tahta masaya doğru yürüdü: - Bak, oğlun yine yok meydanlarda. - Gelir şimdi. Kim bilir, yine top peşine gitmiştir herhalde... Koca adam oldu, bir işe girip çalışacağı yerde haylaz haylaz geziyor. Utanıyorum babanızdan... Umursamaz bir hareketle omuz silkerek girdi içeriye Şehnaz. Seher tülbendini düzeltip tabakları yerleştirmeye başladı. Usulca söylendi kendi kendine “adamcağızın canı çıkıyor, yardımcı olan yok!” diye...  Caddeden ilkokulun olduğu sokağa kıvrıldığında sağdaki büyük arsada gençler kan ter içinde koşturuyorlardı. Cengiz üzerindeki atleti çıkarmış, çıplak vücudu terden sırılsıklam olmuştu: - Atsana oğlum, pas ver, pas ver! Ayağına gelen topu becerikli hareketlerle alarak ileri doğru atıldı. Önüne çıkan iki çocuğu ustaca çalımlarla bertaraf ettikten sonra iki taş parçasıyla sınırları belirlenmiş kaleye olanca gücüyle vurdu. Bir uğultu yükseldi: - Goooool! - Bravo Cengiz, tıpkı Maradona gibisin ha! Kibirli tavırlarla gülümsedi delikanlı. Tıpkı babası gibiydi, geniş omuzlu, uzun boylu. Gözlerini annesinden almıştı. Onunkiler gibi elaydı. Biçimli dudakları, sert bakışlarıyla oldukça yakışıklı bir çocuktu. Ortaokulu bitirmiş, ondan sonra işi haylazlığa vurup gitmemişti okula. Reşat hemen bir tanıdığın yanına, lokantaya vermişti çalışması için. Üç ay çalışmış, sonra sıkılarak ayrılmıştı. Aradan belli bir zaman geçtikten sonra bu sefer bir ayakkabı tamircisinin yanına verdiler. Hiç olmazsa bir zanaat öğrenir diye. Orada da tutunamadı Cengiz. Kaytarmaya başlamıştı birkaç ay sonra. Disipline gelemiyor, emir altında çalışmaya yanaşmıyordu. Birkaç defa karşısına alıp konuşmuştu Reşat. Neredeyse askere gidecekti birkaç sene sonra. Bir yol çizmesi gerekiyordu. Boş gezene ekmek yoktu bu dünyada. Ama delikanlının aklı fikri başka yerlerdeydi. Arkadaşlarıyla kaçamak gittiği sinemalarda gördüğü şiddet dolu filmlerden etkileniyor, her problemini şiddetle çözmeyi erkekliğin şanından sayıyordu. Silahlara düşkündü. Kolay yoldan para kazanmayı hedefliyor, böyle düşündüğü için de çevresi hep kendi fikrinde olan insanlardan oluşuyordu. Bir de topa tutkundu.. Bütün gününü futbol oynayarak geçiriyordu. Seher’in yalvarmaları fayda etmiyor, kendi bildiğini yapmaktan vazgeçmiyordu. Reşat’ı da dinlemez olmuştu. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT