BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kutsal Yolculuk

Kutsal Yolculuk

Medine çarşıları misk kokar. Itriyatçılarda onbinlerle çeşit koku vardır ki herkese ve her keseye hitap ederler.



İşinize karışmak gibi olsun!.. Biliyor musunuz bütün bitkiler kökü kesilince kurur, hurma başı kesilince. Hatta bir zamanlar âlimler onu tasnif etmekte zorlanmışlar. Kâh hayvanların arasında, kâh nebatat arasında saymışlar. Bizde yanlış bir kanaat var. Hurmanın kurak yerlerde yetiştiğini sanırız. Halbuki hurma başını güneşe ayağını suya vermeli. Medine bahçelerine gümbür gümbür derecikler akıyor. Sular göllenemeden kuruyor. Hoş kumlu zemin ancak ıslanıyor, su burgulanıp burgulanıp derinlere iniyor. Uzatmayalım bu topraklarda yeryüzünün en leziz hurmaları yetişiyor. Çarşıda adım başı hurma satan birileri var, ama toplu alımlar için adres “hurma pazarına” çıkıyor. Hurma deyip geçmeyin, mübarek bin çeşit. Bir tanesi adam doyuranından tutun nohuttan az hallicesine. Kehribar sarısı, zeytin karası, hatta desenlileri ve çekirdeksizleri bile... ACVE SULTAN Ama pazarın sultanı “Acve!” Rivayetlere göre bunların fidelerini Resullulah Efendimiz dikmiş. Hasılı bu şirin taneler dolaylı da olsa O’nun (Sallallahü aleyhi ve sellem) mübarek elleriyle şereflenmişler. Müminler Acve’nin şifalı olduğuna inanıyorlar. Biraz fiyatlı ama ilaç olacak kadar da alsanız yeter. Hâkiki Medine hurması sert ve diri oluyor. Dökülürken tıkır tıkır ses çıkarıyor. Çiğnendiğinde sakız gibi kıvam tutuyor ve bir de hoş kokuyor ki... Ha bakın yeri gelmişken hatırlatalım bu diyarda “Hurma” kelimesi hoş karşılanmıyor. Zira ahali bu tabiri hafifmeşrep kadınlar için kullanıyor. Belki de bizim “fıstık” deyince anladığımızı anlıyorlar. Söz konusu meyvenin ağacına nahle diyorlar, meyvesine ise temmir. Unutmayın “Temmir!” LİSAN MESELE DEĞİL Esnaf ama az ama çok Türkçe biliyor. Hatta siz “Kem riyal?” diye soruyorsunuz, onlar “üç” yada “beş” diye cevap veriyorlar. Hasılı “dil” diye bir meseleniz olmuyor. Bu arada ne kadar çok Arapça kelime bildiğinizin farkına varıyorsunuz. Vahid bir, sani iki. Fi var, mafi yok. Tarik yol, şeria cadde. Deve cemel, dağ cebel. Uçak tayyare, araba seyyare. Kitap kitap, kalem kalem... Hacı amcamın biri telaşlı telaşlı “Abdest mevcut, vakit mahdut, mescid meçhul” diye panikliyor. Arab eliyle gösteriyor “Hâza!” Şehri dolduran milyonlara rağmen hayat eskisi gibi akıyor. Çocuklar kalabalıkla ilgilenmiyor, oyunlarına bakıyorlar. Sayısı azalan arsalara kale kurup top tepiyorlar. Laf aramızda bizimkilerden iyi beceriyorlar. Arabistan’da futbol tam bir hastalık. Minikler, şöhretleri taklit ediyor, yumuşak bilekleri ve kıvrak çalımlarıyla göz dolduruyorlar. PASAJLARIN BÜYÜSÜ Medine’nin pasajları ilk günden dikkatinizi çeker. Güçlü klimaların soğuttuğu muhteşem çarşılar saray gibidir. Gök kristal, yer mermer. Vitrinler en “işim olmaz” diyeni bile cezbeder. Bir şey almamak hususunda kararlı olanlar dahi, “bu oğlana yakışır, şu kıza uyar” derken ipin ucunu kaçırırlar. Bir de bakarlar ki odalar koliyle dolmuş. Aslında burada satılanların tamamı yurdumuzda da var. Evet 5-10 sene evvel bu çarşılar insanımız için cazipti. Hatta bavul ticareti bile yapabilirdiniz. Ama artık Türk insanı kaliteyi tanıdı. Dünya markaları ise her yerde aynı para. Hatta İstanbul’da daha bile uygun. Hoş Suudi esnafı hac zamanı piyasaya markasız malları sürer. Eğer dikkatli değilseniz ünlü firmaların taklitlerine aldanırsınız. Seiko yerine Sgiko alıp dönersiniz, ki bunlar Tahtakale piyasasında “telmaşa” tabir olunur ve kilo ile alınıp satılırlar. O ki söz alışverişten açıldı, biraz akıl satalım. Bu topraklardan götürülecek üç şey var. Hurma zemzem ve misvak. Hatta onları bile yük etmeyin, boş dönen otobüslere verin, evinize bıraksınlar. Diğerleriyle mi? İlgilenmeyin bile. DEVAM EDECEK
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT