BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Durun bakalım, daha neler olacak!

Durun bakalım, daha neler olacak!

Millet olarak dolduruşa çabuk geliriz. Şimdi Avrupa Birliği’ne üyeliğe “aday yapılmamız” üzerine, emsali az görülmüş bir coşku fırtınası yaşıyoruz.



Millet olarak dolduruşa çabuk geliriz. Şimdi Avrupa Birliği’ne üyeliğe “aday yapılmamız” üzerine, emsali az görülmüş bir coşku fırtınası yaşıyoruz. Medya, özellikle gazeteler sadece baş sayfalarını değil, birkaç sayfalarını Avrupa Birliği’nin anlamlı tablolarına ve adaylık sayesinde “Avrupalı” geleceğimizin ne kadar parlak olacağı, insanlarımızın “Avrupalı” olmakla neler kazanacakları konusundaki yazılara tahsis ediyorlar. Hiçbirinde, böylelikle kaybedeceklerimize dair bir iki satır yok! Yanlış anlaşılmasın, ben Avrupalı olmaya, AB’ye girmeye karşı değilim. Bu şekilde, “ev ödevleri” yapmaya zorlanarak girmemize ve muhakkak neticelerine karşıyım! TARİHTE Tanzimatın, Gülhane Hattı Hümayunu’nun ilanından sonra sokaklara davullu münadiler çıkarılmış, “Duyduk duymadık demeyin, artık gavura gavur denmeyecek” diye...ve giyimden, günlük yaşamdan aile hayatına ve hitap tarzlarına kadar her şeyin alafranga olması için bir furyadır başlamış. Meşrutiyet’in ilanında da aynı Avrupalılık, “eşitlik, kardeşlik ve adalet” sloganlarıyla, biraz şirazesinden çıkmış, papazlar ve imamlar sokaklarda sarmaş dolaş olana ve neticede asıl gerçekler, hayalleri bastırana kadar. Halk arasında “Meşrutiyet ilan edildi” diye hürriyetleri kötüye kullananlar ve otoriteye karşı direnmeye kalkışanlar çıkmış...14 Mayıs 1950’de Demokrat Parti seçimleri büyük bir ekseriyetle kazandıktan sonra da, “Artık Demokrasi var” diye ölçüyü kaçıranlar olmuştu, sokaklara gecelik entarisi ile çıkanlardan, kadınlara sataşanlara kadar! Şimdi ilerledik, aynı tür olaylar olmuyor, ama ortalıkta “Artık Avrupalı olduk” diye benzer bir hava esiyor; Avrupalılar’ın bütün normlarına uymamız sanki zorunlu. Sabah Gazetesi’nde bir de liste vardı; mesela “Eşcinsellere artık eşcinsel denmeyecek”, Milletvekilleri türbanla, takke ve poturla, Meclise girebilecekler, tarikat kurmak serbest olacak, tevhidi tedrisat kalkacak, Kürtçe eğitim ve radyo TV yayınları mümkün olacak ve Cumhurbaşkanımızın dediği gibi “Eğer Avrupalı olacaksak” binlerce insanımızın katili Türkiye’nin huzur ve barışına yıllardır engel olan, milletin arasına onarılması güç bir nifak sokan “cani, hain” Öcalan asılamayacak! Çünkü devlet ve hükümet olarak, belki de kasden bu adamın, kanunlarımıza göre bağımsız yargının verdiği cezasını bulması zorunluğu ile idam cezasının kaldırılması sorununu biribirinden ayıramadık, “Öcalan’ı asarız, idam cezasını da, gerekiyorsa kaldırırız” demek iradesini gösteremedik! Ve gene Sabah’ın listesine göre, kokoreç ve işkembe çorbası da, Avrupa normlarına göre yasak olacak! Kısacası “Avrupalı olmamız” bir yerde Öcalan’ın asılmamasına ve kokoreç yasak etmemize de bağlı! Velhasıl her şey Anayasamız ve kanunlarımızdan başka, hayat tarzımız, söylemlerimiz kökünden ve sür’atle Avrupa standartlarına uydurulacak.. Yoksa şimdi onbeş hatta otuz yıl, Finliler’in, İsveçliler’in hatta Yunanlılar’ın, ev ödevlerimizi yapıp yapmadığımızı belirleyecek “notlarını” nefesimizi tutarak, bekleyeceğiz! Emin Çölaşan’ın bir tespiti doğru: “Hem kazancımız hem kaybımız olacak. Her ikisinin düzeyi, büyük ölçüde bize bağlı olacak. Hassas terazi şu anda çalışıyor, ibrenin hangi tarafa gittiğini epey sonra anlamamız mümkün olacak... Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu” diyor. Bence kayıplarımız muhakkak daha fazla olacak ve “karamanın oyunu” çok geçmeden çıkacaktır. Hassas terazinin “kantarın topunu” da şimdiden kaçırdık! Öyle anlaşılıyor ki, kendi koşullarımız ve tarihî birikimlerimiz, dolayısı ile yapılamaz bildiklerimiz yapılacak, söylenemez bildiklerimiz artık pervasızca söylenebilecek. Çünkü artık Avrupalı olduk! OLACAKLAR Avrupalı olmamız gereği bundan böyle olacakları -dayatılacakları- sayayım: 1. Anayasamızın ve bazı kanunların Kopenhag Kriterleri, Kriterlerine uyumlu hale getirilmek için değiştirilecek ve bunlar yapılırken de üzerinde “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” ibaresi bulunan TBMM de AB’nin denetimi ve baskısı altında çalışacak. 2-Bu değişiklikler neticesinde ve gene dayatılan azınlık haklarının tanınması ile Türk devleti kaçınılamaz olarak üniter karakterini kaybedecek ve II. Cumhuriyetçiler’e de gün doğacak. 3-Globalleşme esas olduğuna göre, Milli Devlet çağdışıdır diye kaldırılacak, belki de Milliyetçilik kanun dışı addedilecek. 4-Türk milletini yüzlerce yıllık kültür, devlet ve toplum mirasının hasılası olan, müesseselerimiz değer yargılarımız, bizim gıyabımızda, Türkiye’nin kendisine özgü şartları ve sorunları kale alınmadan, Avrupalılar tarafından tespit edilmiş Kopenhag Kriterlerine göre keenlemyekun kılınacak. 5-Türk devletinin son garantisi olan, Çetin Altan’ın hep “süngülü köylü taburları” dediği Türk Silahlı Kuvvetlerinin yetkileri Avrupa standartlarına uydurulacak, yani önce kışlasına sokulacak, Avrupa Güvenlik Sistemi’nin karar mekanizması içine alınamadığımız için, paralı asker gibi kullanılacak ve tabii bazılarının korkulu rüyası olan MGK lağvedilecek. Yüksek Askeri Şura’nın verdiği kararlar denetime tabi tutulacak. Bu arada gene kendi şartlarımızın gereği olan Genelkurmay Başkanı’nın Başbakana bağlı olması kuralı değişecek. Başkan Milli Savunma Bakanı’na bağlanacak, beraberinde getireceği TSK’nın siyasi etki ve nüfuzlara maruz bırakılması gibi mahzurlarla birlikte! Başbakan Ecevit MGK’nın kaldırılamayacağını söylemiş ama bizim için önemli ve gerekli olan bu kurulun kolu kanadı kırılmaya çalışılacak. 6-Bu genel noktaların dışında kalan Güneydoğu-Kürt meselesi Kıbrıs ve Ege meseleleri hususunda, yeni oldu bittilerin, bizi seve seve dayatılacağını da ilave etmeliyim! Tabii Öcalan hakkındaki idam hükmünün infazını da artık unutmamız gerekecek. Anakronik kaldı! YA 21. YÜZYIL VİZYONU? Bütün bunlar geçen gün Harp Akademileri’nde Türkiye’nin 21. yüzyılın ilk çeyreğinda askerler tarafından tespit edilen vizyonu ve Türkiye’nin gerçek gücü ile ne kadar çelişkili! Akademiler Komutanı Orgeneral Nahit Şenoğul Türkiye’nin artık dışından yazılan senaryolarda figüran değil bizatihi “senaryoyu” yazacak kadar güçlü olduğunu söylüyordu... Ama, maalesef. Maalesef 10 Aralık’tan itibaren, Avrupa’nın yazdığı senaryoda figüranlığa zorlanıyoruz.. GÜNÜN FİKİR KIRINTISI “Türkiye devletinin istiklali mukaddestir. Ebediyen müemmen (emniyet altında) ve masun olmalıdır... Milletin istiklalini gene milletin azim ve kararı kurtaracaktır” Gazi Mustafa Kemal
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT