BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > 2000’li yıllara Özal’sız giriyoruz

2000’li yıllara Özal’sız giriyoruz

Turgut Özal 1983’te Türkiye’yi onlarca yıllık gecikmişliğin farkını kapatarak dünyanın tüm gelişmelerini yakalayacak süratte bir atağa geçirecek yeni bir dönemin startını vermişti.



Turgut Özal 1983’te Türkiye’yi onlarca yıllık gecikmişliğin farkını kapatarak dünyanın tüm gelişmelerini yakalayacak süratte bir atağa geçirecek yeni bir dönemin startını vermişti. Ekonomik yıkımlar, iç karışıklıklar, darbler ve yoksulluktan yorgun ülke bu farklı liderin önderliğinde O’nun ölümüne dek inanılmaz yerlere ulaştı. Turgut Özal’ın Türkiye’yi çok kısa bir zamanda her alanda dünya seviyesine ulaştırabilmesinin altında yatan en önemli unsur, Onun dünyayı ekonomiyle yöneten ve yönlendirenleri, tüm hedeflerini, yarınlardaki planlarını ve ülkeler üzerindeki hesaplarını görüyor, biliyor ve buna göre hamle yapıyor olmasıydı. EKONOMİDE ÖZAL DEVRİMİ Statükocu zihniyeti ilk ekonomide yıkan Özal, dışa açık bir modeli, rekabetçi serbest piyasa ekonomisiyle uygulamaya geçirdi. Dünya ticaret dengelerini çok iyi bilen Özal, paritedeki değişimleri sürekli izleyerek, ithalat-ihracat terazisini dünya verileri çerçevesinde hareket ettirmeyi başaran tek liderdi. Türk işadamlarına maddi-manevi teşviklerle dünya ticaretinin kapılarını kendi elleriyle açtı. Dağılan Sovyetler Birliği’nin ardından tüm Türki cumhuriyetleri kucaklayan Özal, dünyanın göz diktiği bu bölge potansiyeline ulaşabilecek yegane isimdi. Oysa şimdi büyük bir üzüntüyle izliyoruz ki dünya buralardaki paylaşımlarını tamamlamak üzereyken, Turgut Özal’ın ilk gezisinde dahi bölgeye yatırım amacıyla yanında taşıdığı onca işadamı dahil bölgede Türkiye’nin izi bile yok yani Özal sonrası her alanda olduğu gibi seyirci tribünündeyiz. ÖZEL SEKTÖRE VE MÜTEŞEBBİSE BÜYÜK DESTEK Devletin ekonomiden elini çekmesini içeren değişim programına göre özel sektöre büyük destek veren Özal’ın Türkiye’de temel attığı en önemli olay, “Özelleştirme” idi. Devlet, sırtındaki yükleri ve kamburları bu yolla atacak, iç ve dış borçlarını tamamen kapatacak ve özelleştirilen her alanda kaliteli üretimi katlanarak büyüyen piyasada sektörler dünya ile rekabete girip söz sahibi olabileceklerdi. Gelin görün ki Özal sonrasında, özelleştirmenin anahtar olduğunu bilip icraatının ve söyleminin başına koyan ancak bilgisi ve kapasitesi buna yetmeyen tüm yöneticiler sonunda bunu da ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Türkiye’nin kurtuluşu olabilecek özelleştirme özellikle son dönemde çöküşü yaşadı. Anadolu’daki halkı yüreklendirip KOBİ’leri ve küçük esnafı kredilerin yanı sıra açtığı iş alanlarıyla destekleyen Özal, yerli müteşebbisin hem sayısını artırdı hem de giderek büyütüp Anadolu’da yaygınlaştırdığı organize sanayilerde yerleşimlerini sağladı. GAP’ından Edirne’sine, Doğu’sundan Karadeniz’e kadar her bölgeye ayrı bir iş ruhu getiren Özal bu yeni müteşebbisleri de Avrupa Birliğine hazırlıyordu. Filizlenen yeni Anadolu sermayesi, genç müteşebbisler ve ard arda fabrikalar açan işadamlarının bir de bugünkü hallerine bakın. Birçok fabrikaya kilit vuruldu, işyerleri kapatıldı, yeni müteşebbislerin önleri kesildi, KOBİ’ler küçültüldü, organize sanayi bölgeleri işlemez hale geldi, açıkçası rekabet bitirildi. Serbest piyasa ekonomisinden gerisin geriye tekelciliğe ve statükoculuğa dönüldü. BORSANIN KURUCUSUNA İHANET Türkiye’nin dünya ticaretinde söz sahibi olup pay alabilmesinin, sermayenin tabana yayılmasından geçeceğini bilen Turgut Özal, 1986 yılında ogüne kadar kimsenin akıl edemediği İMKB’yi açarak ekonomide en büyük devrimi yaptı. Ancak O’nun hedefi şirketlerin halka açılmasını, sermayenin tabana yayılıp halkın ülke üretimine katkısını sağlamaktı. Oysa yine Özal sonrasında Borsa bütün bu hedeflerinden saptırılıp siyasetin oyuncağı haline getirildi. Para piyasalarının ayağa kalkıp tamamen tabana yayılmasından korkan statükocu güçler, borsayı, iyice daraltıp kendi kontrollerinde oyuncak olan yaklaşık 500 bin kişilik yatırımcıyla, ekonominin ve siyasetin güdümlü sopası haline getirdiler. Halbuki Özal çok iyi biliyordu ki, 60 milyona yayılan borsa ile ülke ayağa kalkar, tekel yok olur, yatırımcı halkın yani çoğunluğun sesi çıkar ve dediği olurdu. ÖZAL’IN GETİRDİKLERİ GERİ GÖTÜRÜLDÜ Ekonominin kanı, piyasaları canlandıran likit paradır. Kuruyan Türkiye’ye bu kanı, birçok damarla Özal getirdi. Yıllarca atıl olarak yastık altında ve kollarda duran altını nakit olarak piyasaya kazandırdı. Rengi ne olursa olsun İsviçre’de ve birçok ülkede bankalarda yatan paraların Türkiye’ye getirilmesi sağlandı. Faize dayalı ekonomik sistemi değiştirip ülkeye giren bu paralarla üretim-hizmet ve turizm sektörüne ağırlık verip ihracat patlaması yaptırdı. Döviz rezervlerini en üst dereceye çıkarıp dünya ticaretinde ekonomimizi dolar-mark paritesindeki dengelere göre yönlendirdi.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT