BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Olacakların işaretleri!

Olacakların işaretleri!

Avrupa Birliği ve üyeliğe “adaylığımız” konusunda, bu köşede, günlerden beri düşüncelerimi yazmaya çalıştım.



Avrupa Birliği ve üyeliğe “adaylığımız” konusunda, bu köşede, günlerden beri düşüncelerimi yazmaya çalıştım. Olay abartıldıkça ve türlü yorum ve haberlerle, tabir caizse, işin suyu çıkarıldıkça, ben de pek sessiz kalamayacağım. Önce, olaya hafif tarafından bir saptama yapayım... TAVUKLAR VE HİNDİLER AB normlarının Türkiye’de kokoreci ve işkembe çorbasını, yani sakatat yenilmesini yasaklayacağı haberi, yıllarca önce rahmetli büyükanamın bana anlattıklarını hatırlattı. Mütareke döneminde, işgal altındaki İstanbul’da, İngiliz askerleri, tavuk ve hindileri ayaklarından tutup başaşağı taşıyanları yakalar, karakola götürür ve ceza verirlermiş. Avrupa usullerine aykırı diye!.. Teşbihte hata olmaz... Avrupa Birliği üyeliğine aday olmamızla Türkiye’de her şeyin; yaşam, giyim ve yiyim tarzlarının kökünden değişeceği iddiaları, yaşanmış bir öykü ile çağrışım yaptı: Bir İngiliz leydisi, sofrasında konu muhtelif kahvaltı şekillerinin konuşulmasına gelince misafiri bir Türk’e, Türkiye’de nasıl kahvaltı edildiğini sormuş... Türk, “Beyaz peynir, zeytin, ekmek ve çay deyince” leydi, “Atatürk bunları değiştiremedi mi” diye hayret etmiş... Şimdi, Avrupalı olmamızla, kahvaltı tarzımızdan başka birçok şeyler konusunda aynı soru sorulursa şaşmamalı: “Avrupalı olmanız bunları değiştirmedi mi?” Dışişleri Bakanı ve günümüzün kahramanı İsmail Cem, son konuşmasında artık “onbinlerce odacı-çaycı alamazsınız” diyor. Doğru bu odacı-çaycı düzeni bence de büyük bir çarpıklık, hatta ayıptı. Genel Müdürlük yaparken kendi kurumumda da buna son vermek istemiştim ama muvaffak olamamıştım, “mevzuat” müsait değildi. Eğer, bunca sene bu çarpıklığı -ve benzer çarpıklıkları- hükümetler ve politikacılar değiştirmemişlerse, bunun ayıbı onlara ait değil mi?.. Şimdi “Avrupa istiyor” diye yapmak da biraz ayıp değil mi? Hem acaba Avrupa ülkelerinde böylesine milli ayıplar, çarpıklıklar yok mu? Sanki kabile millet veya devletiz ve her şeyimiz değişmeye, değiştirilmeye mi muhtaç! BİR TV TARTIŞMASI AB’ye “adaylığımız”ın ilanı ve oluşturduğu coşku havası birçoklarının, pervasızca içlerini dökmelerine, deşarj olmalarına vesile oldu... İnsanların sarhoş olunca gerçekte ne düşündüklerini frensiz olarak ortaya attıkları gibi. Önceki akşam Kanal 7’de, Zahit Akman’ın yönettiği Siyah-Beyaz programında, ANAP Diyarbakır Milletvekili, TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanvekili Sayın Sebgetullah Seyda ile Avrupa Birliği ve muhtemel üyeliğimiz konusunda karşı karşıya geldik. Bu vesile ile, bir kesimin, özellikle Sayın Seyda’nın üyesi olduğu “Kürt” Demokrasi Platformu’nun Avrupa Birliği’ne üyeliğimizden neler umduklarını da anlamamız mümkün oldu. Her şeyden evvel, Sayın Seyda’dan Güneydoğu’da Kürt kökenlilerin yıllarca ceberut ve Kemalist Türk Devletinden neler çektiklerini dinledik, yapılması gereken reformların mevhum bazı güçler tarafından (herhalde TSK’yı kasdediyordu) nasıl engellendiğini... Ama buna karşılık, Güneydoğu’da devlete başkaldırıldığı gerçeği hatta onbeş yıllık PKK terörü esgeçildi.. Türk devletinden başka herkes sütten çıkmış kaşıktı! Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Anayasa’ya göre “Türk” olması gereken, “Türk partisi ANAP’ın da saygın bir üyesi benim ısrarlarıma rağmen bir türlü “Türklüğü” kabul etmiyordu. “Ne mutlu Türküm diyene” sloganının ifade ettiği, bütün etnik grupların entegrasyonunu, Güneydoğu için en uygun çözüm olacağı savına da yanaşmıyordu... Aksine AB’nin de bize muhakkak dayatacağı “azınlık” haklarının tanınmasında ısrar ediyor ve böylelikle bir etnik pandora kutusunun kapağının açılacağını kabul bile etmiyordu. Çünkü azınlık hakları diğer etnik gruplar için de varit olacak ve böylelikle Sevr de gerçekleştirilmiş olacaktı. Ama ortaya da çıktı ki Sayın Seyda milli veya ulus devlete ve milliyetçiliğe de karşı idi. AB’nin globalleşme kriterleri ile artık ulus devletin ve Türk milliyetçiliğinin tarihe kavuşacağını umuyor, ummaktan da öte tehallukle istiyordu! İsmail Cem’in “artık Kürtçe radyo ve TV kurulabileceği” yolundaki sözleri onu ve arkadaşlarını herhalde çok memnun etmiştir... Doğru, artık Türkiye’de her şey eskisi gibi olmayacak... “Üniter TC” dahil! NİÇİN KENDİLİĞİMİZDEN YAPAMADIK? AB’den çok önce Atatürk’ün gösterdiği “çağdaş uygarlık düzeyine” hâlâ ulaşılamamış olmasının sebebi, Türkiye’nin dört bir tarafının dış tehditlerle çevrilmiş olması ve yıllarca terörle mücadele zorunlukları idi. Ancak asıl, Anayasa, Partiler Kanunu, Seçim Kanunu başta, güçlü ve iradeli hükümetleri üretemeyen siyasi sistemin değiştirilmemiş olması liderlerin olduğu kadar Sayın Seyda gibi milletvekillerinin günahları değil mi? Sayın Cumhurbaşkanımız da şimdi “Avrupa normlarına uyulması” zorunluğundan söz ediyor. Kendileri yarım yüzyıla yakın Meclis’te, Başbakanlık ve Devlet Başkanlığı yapmış, acaba bu normları yeni mi fark etmiştir? “Onbinlerce odacı” da yeni mi farkedilmiştir? Sayın Sebgetullah Seyda, aslında kendisini yetiştirmiş, “ev ödevlerini” iyi yapmış, dosyalarını hazırlamış efendi bir insan. Ne var ki düşünceleri ve talepleri -ki anlaşılan 70 küsur Kürt kökenli milletvekilini temsil ediyordu- bana ve umarım ki bu programı izleyenlere, önümüzdeki günlerde milli birlik ve bütünlüğümüzün hangi taleplerle ve tehlikelerle karşılaşacağını göstermiştir. Sadece bunun için, bunları anlamamıza vesile olduğu için, Avrupa Birliği’ne teşekkür etmemiz gerekir... Dünkü yazımın başlığında söylediğim gibi, “Durun bakalım daha neler olacak?” ........... Bir trafik kazası sonucu vefat eden, Çanakkale milletvekili kardeşim Sıtkı Turan’a Allahtan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabır dilerim. A. K. GÜNÜN FİKİR KIRINTISI “Eğer bütün etrafındakiler kafalarını kaybeder ve bundan seni sorumlu tutarlarken sen kendi kafanı muhafaza edebilir ve dik tutabilirsen...işte o zaman adam olursun oğlum!” Rudyard Kipling’in “EĞER” adlı şiirinden
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT