BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Avrupaaa... Avrupaaa... Duy sesimiziii...

Avrupaaa... Avrupaaa... Duy sesimiziii...

* Banka şubeleriyle, televizyon reklamlarıyla ve G.Saray’ın futboluyla zaten çeyrek Avrupalı’ydık... “Vur... Kır... Parçala... AB’yi kazan...”



* Banka şubeleriyle, televizyon reklamlarıyla ve G.Saray’ın futboluyla zaten çeyrek Avrupalı’ydık... “Vur... Kır... Parçala... AB’yi kazan...” ve “Ölmeye, ölmeye, ölmeye geldik... AB’ye, AB’ye girmeye geldik...” tezahüratlarıyla Helsinki’de yarım Avrupalı olduk... Tam Avrupalı olmamız için yapmamız gereken küçük maddeler kaldı geriye... Basit şeyler bunlar... * * * * Gülhane Parkı’nı gezerken hayvanlara yem diye gazoz kapağı atıp oradan oraya koşturmayın... Bu konuda Avrupa Maymun Hakları Komisyonu’nun kesin talimatı var... * * * * Yazın en sıcak günlerinde bile arabanızın camından kolunuzu çıkarmayın. Bu hem karşı yönden gelen Seyit Çetinkaya isimli vatandaşın kullandığı arabaya hedef olmanızı, hem de vücudunuzun “Kısmen amele yanığı” hastalığına yakalanmasını önler... * * * * Minübüslerdeki, “Aşıksan vur saza, şoförsen bas gaza” türündeki yazıları kazıyın. Arkasındaki hız ifadesini de, “Tek rakibim Lufthansa” diye değiştirin. Durmak için kırmızının cayır cayır yanmasını, kalkmak için arkadakilerin kornasını beklemeyin... Unutmayın bir şoför AB’ye üye bir ülkenin vitrinidir... * * * * Otlakçılık yapmayın... Masa kenarında duran sigaradan bir tane kapabilmek için paketin şanslı sahibi ile yapacağınız gereksiz muhabbetler bize Avrupa yolunu tıkayabilir. Az buçuk da olsa AB’ye üye olacaksın, 850 bin liracık bir paket sigara alamayacaksın... Olacak iş değil... * * * * AB’ye gireceğiz diye kendi kültürünüzden de bir şey kaybetmeyin. Gelin-kaynana kavgalarınıza; kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmemenize; paraları aynı istikamete dizmenize, herkese lakap takmanıza, ayakkabılarınızın topuğuna basmanıza kimse karışamaz... * * * * “Öküzün trene baktığı gibi bakmak” sözü de bizim ne kadar çağın gerisinde kaldığımızı gösteriyor. Yerine “Bufalonun metroya baktığı gibi bakma”yı kullanın... * * * * Ligi G.Saray’ın tekelinden çıkarın. Özellikle İtalyan diplomatlar, “Türkiye’de G.Saray’dan başka takım yok mu” diye rahatsızlıklarını dile getirerek, “Mesela Beşiktaş’la F.Bahçe niye Avrupa Kupaları’nda rakibimiz olmuyor” diye soruyor... G.Saray’ın şampiyonluğunu engelleyerek güvence verin... * * * * Kimsenin cinsiyetiyle ilgili yorum yapmayın, aşağılamayın, dışlamayın... Avrupa özellikle bu konuda çok hassas... En küçük olay bizi onların gözünde düşürür, bir daha aday olmamız mangal gibi ÜREK ister... * * * * Sokakta kızlara laf atmayın. Bu hem sizin için tehlikeli, hem de Türkiye’nin Avrupa ilişkilerini zedeler... Sizin için şöyle zararlı, eskiden kızların sadece ABİ’leri vardı, şimdi bir de AB’leri var... Siz bilirsiniz... * * * * En hassas konuların başında turistlere davranışlarımız geliyor. Türkiye artık ne yeni bir Musa-Sarah olayını kaldırabilir, ne de Leonardo Di Caprio-Aysel Gürel... Bundan sonra davul hep dengi dengine çalsın... Hatta Sivaslı Cindy’den bile uzak durun... * * * * Dünyanın en genç nüfusuna sahip olmasına rağmen iş verimi çok düşük olan Türkiye, bu konuda harekete geçsin. Sosyal yaşamlar aza indirilsin, çalışma süresi 14 saate çıksın. “Yoğun tempo” ayaklarıyla bayılma numaraları da yapılmasın... * * * * Biraz dikkatli olursanız, gazetelerde çıkan şu gerçek haberleri Avrupalı’ya okutup rezil olmayız; “Edirne’nin Uzunköprü ilçesinde oturan İsmail Ayyıldız isimli çiftçi, ağrısına dayanamadığı dişine silahla ateş edince öldü”... “Trabzon’un Hayrat ilçesi Nüfus Müdürü Yusuf Balcı başına köpek düşmesi sonucu ağır yaralandı”... “Kilisli ayakkabı tamircisi Abdullah Kerküt, Sihabdullah mahallesindeki evinin bahçesindeki ceviz ağacının kuruyan dallarını budarken, yanlışlıkla bindiği dalı kesti”... * * * * Bütün bunlara dikkat edin... Tam üye olmamız için şurada 40 yıl gibi torunlarınızın sizin yaşınıza geleceği az bir zaman kaldı... Ama bu arada bir şeye daha dikkat edin... Helsinki’ye AB’ye giderken, evdeki Kıbrıs’tan olmayın... Bizim beddualar... *Futbolcu olasın, Sergen gibi ortada kalasın... Yurtdışına transferin de yasaklana, halı sahada hep baklava kaybedesin... * Türkiye’nin en iyi futbolcuları senin ola, yine de iki yakan biraraya gelmeye. Fener’e hoca olasın yani... * Reklam yıldızı olasın, şampuan reklamlarındaki “Önceki hali”, “Sonraki hali”nin hep “Önceki hali” olarak kalasın... *Komedyen olasın ama alfabedeki hiçbir sesli harfi söyleyemeyesin. Ya da Cem Yılmaz’ın espri yapamayan haline dönesin.. * Boliç gibi boş kaleye gol kaçırasın, kafileyi taşıyan otobüs seni stadın önünde unuta, taraftarların arasında kalasın... * Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne giriş fotoğrafını çeken tek Türk gazeteci olasın, filmlerin yana... Bir reklam... Fenerbahçe’nin nesi meşhur?... Milyarlık yıldızları... Bir de 25 milyon Fenerbahçeli’yi üzmesi... Arada bir beraberlik de alıyorlar... Çünkü Fenerbahçeliler’in memnuniyeti de bizim için 1. sırada... TEMEL’İN YERİ Annesinden Temel’e mektup; “Sevgili oğlum Temel... Senin hızlı okuyamadığını bildiğim için mektubu yavaş yavaş yazıyorum... Artık senin büyük şehre gittiğin sırada yaşadığımız evde yaşamıyoruz. Baban bir gazetede, ‘İnsanların başına genellikle evlerinin 2 kilometre civarındaki bölgelerde kaza geldiğini’ okumuş; o yüzden taşındık... Sana yeni adresi veremiyorum çünkü yeni evimizde bizden önce oturan hemşehrilerimiz, taşınınca adresleri değişmesin diye kapı numarasını söküp götürmüşler... Bu evde garip bir çamaşır makinesi var. Geçen gün içine 4 gömlek koydum, çalıştırmak için duvardaki zinciri çektiğimden beri bir daha gömlekleri görmedim. Geçen hafta sadece iki kez yağmur yağdı. İlki 3 gün sürdü, ikincisi ise 4 gün... Benden istediğin yeleği postaya verdim ancak halan ‘O koca düğmelerle paket çok ağır olur’ diyince düğmeleri kopartıp yeleğin cebine koyduk. Orada bulabilirsin... Not: Sana biraz da para gönderecektim ama zarfı bir kere yapıştırmış bulundum... Sevgiler... Annen”... BİZİMKİLER Engin Atay’ın Ramazan değerlendirmeleri; İlk gün: İftara 4 saat, 32 dakika, 43 saniye, 24, 23, 22, 21... salise kaldı... İkinci gün: Mûbarek Ramazan da bitti... Üçüncü gün: Sahuru İzmir’de, iftarı Iğdır’da yapacağım... Dördüncü gün: Davulla yaşamaya alışmamız lazım... HAFTANIN HATIRLATMASI “Ölümün bizi nerede beklediği belli değil... İyisi mi biz onu her yerde bekleyelim...” (Montaigne)
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 95245
    % -0.18
  • 5.7568
    % -0.59
  • 6.5423
    % -0.57
  • 7.3043
    % -0.68
  • 260.161
    % -1.91
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT