BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Kızına ayrı bir düşkündü...

Kızına ayrı bir düşkündü...

Birkaç sene sonra nasıl olsa bir kısmeti çıkar, hayırlısıyla evlenir, evinin, yuvasının kadını olurdu.



Birkaç sene sonra nasıl olsa bir kısmeti çıkar, hayırlısıyla evlenir, evinin, yuvasının kadını olurdu. Kızına ayrı bir düşkünlüğü vardı Reşat’ın. O doğduğu zaman sevincinden ağlamıştı. Şehnaz aynanın karşısında tıpkı televizyonda gördüğü şarkıcılar gibi hareketler yaparak söylüyordu türküsünü. Annesinin oda kapısını açmasıyla sustu: - Kızım, bu kadar açılır mı bunun sesi, bütün mahalle inim inim inliyor. - Aman anne, sen de bir kaset dinletmezsin insana, ne olmuş? - Ayıp yavrum, ayıp! Akşam vakti, herkesi rahatsız etmeye ne hakkın var? - Kimmiş rahatsız olan? Her zaman böyle yaparsın. Sinirlenerek öfkeyle bastı kaset çaların tuşuna. Birden bir sessizlik kapladı etrafı. - Haydi, gel bahçeye, baban neredeyse gelir. Yemekleri ısıt. Açtır şimdi o. Öğlen sefertasına az bir şey koymuş, dünden kalan yemekleri vermişti kocasına. Sabah da o kadar kuvvetli yememişti Reşat. Son günlerde sıcaklardan olsa gerek iştahı pek yoktu. Bu sırada bahçe kapısının açıldığı duyuldu: - Hah, işte geldi baban da. Telaşla çıktı dışarıya. Reşat tezgahını bahçe duvarına dayadı. Gülümsedi: - Oh, sofra hazır... Acıktım yahu. Ne sıcaktı bugün öyle! Seher hemen kapının yanında duran ibriği kaptı. Kocasının eline dökmeye başladı yavaşça. Güzelce yıkadı elini yüzünü Reşat. Serinlemişti biraz. - Oh... sağ olasın Seher. Oğlanı gördüm, top oynuyor arsada. Birazdan gelecek. Maçı bitsin... - Saatlerdir oynuyor, hasta olacak güneşin altında. Yumuşacık bir sesle cevap verdi adam: - Genç o, bir şey olmaz. Enerji dolu. Kapıda gözüken kızına döndü. - Benim gülüm nasıl bakalım, neler yaptın bugün yavrum? Omuz silkti Şehnaz: - Hiç, ne yapacağım, akşama kadar oturdum evde. Gülderen’ler yazlığa gidiyorlar. Anneannesinin yanına. Denize girecekler yaz boyunca. Biz burada tıkıldık kaldık. Seher kaşlarını çatarak baktı kızına kızgın kızgın. Kızının densizliğine sinirlenmişti. Öfkeyle söylendi: - Nereden çıktı şimdi bu? Tövbe, tövbe. Reşat eliyle susturdu karısını. Tahta masanın yanındaki tahta sedire yerleşti. - Bizim deniz kenarında yaşayan bir anneannemiz yok kızım. Ne yapalım. - Bizim hiçbir şeyimiz yok zaten. Bir denize bile gidemedikten sonra... Karı koca birbirlerine baktılar üzgün gözlerle. Şehnaz sert tavırlarla içeri girmişti. Seher ses çıkartmadan onun arkasından daldı içeriye. Biraz önce yaptığı domates, salatalık salatasını getirdi sofraya. Bir kase de cacık yapmıştı. Bu sırada bahçe kapısı açıldı, terden kıpkırmızı olmuş Cengiz girdi, bağırdı: - Karnım çok aç benim. Reşat sevgiyle baktı oğluna: - O kadar koşturursan tabii ki acıkırsın oğlum, haydi elini yüzünü yıka da gel otur, bak annen ne güzel şeyler hazırlamış. Cengiz hemen ibriği kaptı, başından aşağıya boca etti içindeki suyu. Her yeri ıslanmıştı. Seher dehşetle bağırdı: - Oğlum, ne yapıyorsun? Hiç öyle yıkanılır mı? Umursamadı bile delikanlı. Kapının ağzında duran kardeşine bağırdı: - Kız, bana su ver! Biraz sonra dördü birden oturmuşlar, yemeklerini yiyorlardı. Reşat yan gözle hepsini süzdü. İçi sevgi doluydu. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT