BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Milenyumun ayak sesleri

Milenyumun ayak sesleri

Bu milenyum denilen şeyin ne olduğunu birkaç defa yazdım. Yazdım ama öyle kaldı.



Bu milenyum denilen şeyin ne olduğunu birkaç defa yazdım. Yazdım ama öyle kaldı. Bu nesnenin ayak seslerini, kulağımın dibinde daha net duyar oldum. Anladım ki manası ne olursa olsun; zamanımız insanı, hayatına ivme kazandırabilmek için yapmacık nirengi noktalarına ihtiyaç duymaktadır. Olsun. Milenyum, kitaplarda ve belgelerde yer aldığı şekliyle, “Hıristiyanlar’ın Katolik kolunun, yani Papa’nın örgütünden bir tarikatın, ölmüş mensuplarından bir grubun ruhlarının, İsa aleyhisselamın doğumunun ikibininci yılında gökten inerek yeryüzüne sahip olup katoliklikle dünyaya hükmetmesinin başlangıcıdır.” Gelmiş geçmiş Papalar, bu kehanet illüzyonunu, bin yılı öncesinde de yaptılar. Şöyle ki: Güya bin yılında dünyada kıyamet kopacaktı. Bunun için insanların ahiret hayatına daha iyi hazırlanmaları, yani kiliseye her türlü maddi, manevi yardımı yapmaları, yani Papaları görmeleri icap ediyordu. Bu olmadı. Bin yılı geçti. Bunu söyleyenler yalancı durumuna düştü. Elli yıl kadar da “eh biraz daha bekleyelim”le geçti. Yine kıyamet kopmayınca; bu sefer Orta Asya çöllerinden kopup gelen Müslümanların, mukaddes Kudüs şehrine yönelmeleri, olarak değerlendiren Papalar, o korkunç Haçlı seferlerini tertiplediler. Olanlar oldu ve Hıristiyan alemi en büyük tabii afete uğramış gibi milyonlarca gencini, Papaların safsatasına feda etti. Şimdi ikibin yılı, yani milenyum veya millenyum yalanı, birinci sahtekarlığın yeni asır versiyonu olarak bütün insanlığa sunuldu. Aslında bu gün söyledikleri İsa aleyhisselamın doğum tarihindeki dört yüz yıl kadar yanlışlık da cabası. Milenyumcular gökten geleceğine göre, onları yerden karşılamak elbette hürmetsizlik olacak. Öyleyse, onlar gelirken havada bulunalım. Kurnaz Batı’nın havacılık şirketleri ne kadar Dede olmuş uçağı varsa, o gece için sefere koydular. Kimi uyanıklar ağaç tepelerine ev yaptılar. O geceyi karada yaşamamak için. Hani nerede modern dünyanın modern kafaları? Hıristiyan alemini ikibin yıllık bir yalanla soytarı gibi oynatıyorlar. Şimdi 1999 yılının 31 Aralık gece saat onikisi ile 2000 yılının 1 Ocak saat 00.01’i arasında ne fark olacak bir düşünelim: Cumhuriyetin ilanından bu yana, 1.200.000 defa dolardan küçük hale gelen Türk liramız, birdenbire eski haline mi gelecek? Ülkemizde işsizlik bitiverecek mi? Memur ve emeklinin geçim seviyesi, bundan çok değil elli yıl öncesine mi kavuşacak. Yüz yıl, ikiyüz yıl demiyorum. Öğretim üyesi bulamayan üniversitelerimiz, bazı Anadolu üniversitelerine uydu aracılığı ile sanal eğitime başlamaktan vazgeçip her taraf Prof.’la mı dolacak. Bütçedeki bütçe kadar açık kapanıverecek mi? Yıllardır açılamayan ve birçok gemiyi Haliç’e hapseden Yeni Galata köprüsü açılıverecek mi?.. Hepsini saysam kitap olur. Elbette bunların hiçbiri olmayacak. 1 Ocak 2000 yılında sabah kalktığımızda, belki her şey dün bıraktığımız gibi bile olamayacak. O gecenin uğruna yapılan çılgınlıkların kırıp dökmeleri yanımıza zarar kalacak. Hükümet birçok sert eleştirilere kulaklarını kapatarak vergi kanunu çıkarttı. Sebebi: Hazinede para kalmadı. Ama benim burnuma bazı istenmeyen kokular geliyor. Ne mi: Birçok görevli milenyum sevdası ile yıl başına denk gelecek zamana, yurt dışı tetkik gezileri tertipliyormuş. Hatta devlet kesesinden milenyumu havada karşılama planları yapılıyormuş. Sayın Başbakan’ın, devlet idaresindeki hassasiyeti, herkesin malumudur. Koalisyon gibi hassas hükümet ortaklıkları olsa da Sayın Başbakan kamuoyu önünde bunlara karşı tavrını koyacak güçtedir. Çıkmalı ve halka “Her ne olursa olsun 31 Aralık 1999’a kadar her türlü dış geziyi durdurdum. Ancak şu şu isimler şu şu zorunluluktan dolayı gidiyorlar” demelidir. Hele hele, hanımlı beyli dış geziler kabul edilir gibi değil. Sayın Başbakanın açık sözlülüğünden bunu beklemek hakkımızdır. Biz kendisine destek olmaya hazırız. Belediyelerin iftar çadırlarının, deprem bölgesinde kurulmaması tartışmalarında elbette deprem bölgesine kurulması tarafındayım. Ancak, gazetelerde boy boy, seyahat acente ilanları ile yılbaşı tatilini dünyanın başka yerlerinde, şu kadar dolara diye yapılan teşvikleri de Türk basını gündeme getirmelidir. Ve yine yapılacak özel/resmi yılbaşı etkinliklerinin yapılmayıp, buna yapılacak harcamaların afet bölgesine kaydırılması pek faydalı olacaktır. Ve kimlerden ne kadar yardım yapıldığı kamuoyumuzca, kalem kalem devlet adamlarımız tarafından basın toplantıları ile açıklanmalıdır. Yara büyük, fakat milletimiz de büyük. Yaralı “yaramı sarın” diye sızlanırken, onun karşısında milenyum naraları atanlar yurttaşlık görevini yapmamış olurlar...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT