BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Küreselleşmeye yabancı değiliz

Küreselleşmeye yabancı değiliz

Hatırlarsanız, geçmiş yıllarda seyrettiğimiz uzay filmlerinde gezegenimize gelen uzaylıları karşılayan dünyalı, hep Amerikalı olurdu.



Hatırlarsanız, geçmiş yıllarda seyrettiğimiz uzay filmlerinde gezegenimize gelen uzaylıları karşılayan dünyalı, hep Amerikalı olurdu. Şimdi diyeceksiniz ki “Bunda şaşılacak ne var? Filmi, Amerikalı parasını basıp çevirdiyse, haliyle uzaylıyı karşılayan da kendisi olacaktır.” Haklısınız ama... Küreselleşme çabalarının yoğunlaştığı şu günlerde, o zamanlar sadece bilim-kurgu olarak seyredip geçtiğimiz; dünya devleti (!) adına uzaylıları karşılayan Amerikalıyla seyirciye birtakım ön mesajlar verilmek istendiğini şimdi daha iyi anlıyorum. Bana kalırsa ABD’nin küreselleşme projesinin temelleri yıllar önce atılmıştı. Bizim bilinçaltımız da birtakım fantezilerle buna hazırlanmıştı; bu yüzden “küreselleşme” adıyla ileri sürülen karmaşık olguyu telaffuz ederken, hatta benimserken zorlanmadık. Küreselleşme fikrini bazıları belli ölçülerde benimserken, bazıları bunu ulusal devlet sınırlarına ve egemenliğine yönelmiş bir tehdit olarak algılıyor. Ancak, küreselleşme olgusu bize temelde yabancı değil. Onüçüncü yüzyılda Yunus, “Dünya benim rızkımdır./Halkı, benim halkımdır.” derken bu fikrin tohumlarını atmıyor muydu? AGİT sonrası dünyada estirilen barış, dostluk ve birlik rüzgarları yüzyıllar önce bizim iklimimizde ve gönüllerimizde esmiyor muydu? Hasılı, Batı’nın bugün geldiği noktaya biz yüzyıllar öncesi gelmişiz; ancak kendimizden uzaklaştıkça bu olgunluktan ve yüksek bilinçten uzaklaşmışız. Avrupa Birliği’ne aday olmak, bazılarına büyük rahatsızlık veriyor; birtakım korku ve evhamları gün yüzüne çıkarıyor. Bu korku ve evhamların pençesinde kıvranmak yerine enerjimizi, kendimize dönmeye, kendi muazzam iç gücümüzü anlamaya yöneltsek ne dersiniz? Acemi öğrenciler gibi dersimiz çok, dersimiz çok diye telaş edip duruyoruz. “İlk dersimiz insan hakları... Şimdi, ne yapacağız?” diye kıvranıyoruz. Efendim, bırakalım bu zaafları. Bu dersi biz biliyoruz. Sadece hatırlayalım... Evet, hatırlayalım. Yunus “Sen sana ne sanırsan ayruğa da onu san,/Dört kitabın manası budur eğer var ise”, “Hakkı gerçek sevenlere cümle alem kardeş gelir.” diyerek insanı sevmenin ve ona karşı vicdanlı olmanın temellerini atarken Şeyh Galip de insanı nasıl tanımlıyordu: “Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen,/Merdüm-i dide-i ekvan olan ademsin sen” Bu muhteşem insan tanımını bugünkü dille anlamağa çalışalım: “Kendine iyi bak (kendini iyi tanı) sen, alemin özüsün. Varlıkların göz bebeği olan insansın sen! İçinin doluluğunu, kelimelerin ardındaki sırları da keşfederek sadece bu deyişleri özümleyip böylesi bir insan sevgisi ve anlayışıyla hareket ettiğimizde Kopenhag insan hakları kriterlerine gelir, hatta fersah fersah aşarız bile. Hasılı, kendimiz kendimizi öğrenmekle yalnız Batı’ya değil, bütün aleme çok şey öğretebiliriz. Mekanikleşmiş ve kurulaşmış Batı’nın ruhu ve manası oluruz. Buna inanın!
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT