BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “SEVEMEDİM BU DÜNYAYI”

“SEVEMEDİM BU DÜNYAYI”

Bakar mısın olaya? Yaşlı adam gelip gelip Tepeüstü’ndeki Mehmet Usta’nın karbüratör dükkânının önünde sendeledi ve birden yere kapaklandı. Dışarıdaki arabanın sağında solunda bulunan kalfa ve çıraklar, sanki olay kendilerinin değil de Mehmet Usta’nın sorumluluk alanıymış gibi:



Bakar mısın olaya? Yaşlı adam gelip gelip Tepeüstü’ndeki Mehmet Usta’nın karbüratör dükkânının önünde sendeledi ve birden yere kapaklandı. Dışarıdaki arabanın sağında solunda bulunan kalfa ve çıraklar, sanki olay kendilerinin değil de Mehmet Usta’nın sorumluluk alanıymış gibi: - Usta usta, adam düştü, diye içeri seslendiler. Uzun saçlı, yakışıklı, yaşından daha genç gösteren güler yüzlü Mehmet Usta ellerini üzerindeki tuluma silerek dışarı çıktı. - Adam düştü usta! - Nerede? Çıraklardan biri parmağı ile kapının solunu gösterdi: - İşte... Daha önce de sokakta “bulduğu” birçok kimsesizi tamirci dükkânına getirip karnını doyuran Mehmet Usta, yine birine iyiliğim dokunacak diye, bu hüzünlü sahneye neredeyse sevinmişti. Gayet sakin bir şekilde gitti, yüzükoyun yatan adamı hafifçe sağa çevirdi. Sonra, beyaza çalmış bakımsız sakallı bu zayıf adamı güçlü kolları ile belinden ve sırtından kavrayarak dükkâna taşıdı. Usta, yaşlı adamı yazıhanedeki çiftli koltuğa uzatınca, adamın feri kaçmış, yaşama sevincini yitirmiş solgun gözleri açıldı. Mehmet Usta mini buzdolabından su doldurup uzattı, adam uzandığı yerden doğruldu, suyu alıp içti. - Geçmiş olsun amca, nereden gelip nereye gidiyorsun? Amca gözlerini kaçırdı, ses çıkarmadı. - Tamam anladım. Şimdi önce güzel bir karnını doyuralım. Sonrasını hallederiz. Mehmet Usta’nın işyerinde çalışanlarına yemek pişirme gibi bir “hastalığı” vardı. Her öğlen kendi elleriyle pişirdiği yemeği, civardaki esnafı da çağırarak büyük yuvarlak bir sofra etrafında personeli ile birlikte yerdi. Perşembe günlerinin değişmez mönüsü kuru fasulye hazırdı; ustanın camide kılacağı namazının sonrasını bekliyordu. Mehmet Usta apar topar kâseye çorba koydu, hiç itiraz etmeden ağzını açan amcaya kendi elleriyle yedirmeye başladı. Çorba ekmek bitince: - Amcacığım buradan kıpırdama, namaz saati geçiyor, hemen döneceğim, deyip çıktı. *** Mehmet Usta namaz dönüşü, büyük birkaç poşet ve berber çırağı ile çıkageldi. Poşetlerde yaşlı adamı baştan ayağa giydirecek elbise, gömlek, iç çamaşırı, çorap ve ayakkabılar vardı. Kendi oğlu ve en küçük çırak sofrayı donatmakla meşguldü. Mehmet Usta paketleri sehpanın üzerine koyarken başı ile yaşlı adamı işaret edip kısık sesle sordu: - Bir şey öğrenebildiniz mi? - Hayır, hiçbir şey söylemiyor, dedi oğlu. Mehmet Usta adamın ceket ceplerine uzanınca, ihtiyar kızgınlık ve bıkkınlıkla geri çekildi, başını sessizce sağa sola salladı, izin vermedi. - Neyse, dedi usta, sen başla Coşkun. Berber çırağı Coşkun hızlı hareketlerle tıraş hazırlıklarına başladı. *** Yaşlı zat, tıraş olmuş, baştan aşağı yıkanmış ve giydirilmiş, yemeğini yemiş, bambaşka bir insan olup çıkmıştı. Bu arada Mehmet Usta boş durmamış, adamın eski elbiselerinin ceplerini gizlice karıştırmış, pantolonun iki arka cebinde iki ayrı kağıt bulmuştu. Bunlardan biri, sekiz gün öncesine ait bir düğün davetiyesiydi. “Buradan bir iz bulabilirim” umuduyla, şans eseri davetiyeye basılmış olan düğün salonunun telefon numarasını çevirdi. Ardahan’daydı. Çıkan kişiye davetiyedeki ismi ve tarihi söyleyip, o düğünün sahibinin telefonunu sordu. - Birazdan sizi ararım, dedi adam. Mehmet Usta telefonunu verip sabırsızca beklemeye başladı. Birkaç dakika sonra dayanamayıp kendisi aradı. Düğün salonundaki adam, davetiyedeki kişinin telefonunu verdi. *** - Kardeşim, uzun boylu, zayıf, esmer, bıyıklı, sol kaşına bitişik büyük bir beni olan... - Tamam abiciğim biliyorum, anladım. Babam o benim. - Eee? - Ya şöyle... Ben geçen hafta evlenince onu İstanbul’daki ablamın yanına göndermiştim. Demek ki otogardan almamışlar. - E kardeşim, ablanızı arayıp sormadınız mı, babam geldi mi diye? - Düğün telaşı, şeyapamadık işte... - Ablanın telefonunu verir misin?! *** Mehmet Usta bu sıkıntılı ve gergin telefon trafiği ile uğraşırken, birden dikkatini dükkâna döndürdüğünde yaşlı adamı göremedi. Çaresizce sağa sola koştu. - Yahu oğlum, şu kadar insansınız! Nereye gitti bu adam? Nasıl engel olamadınız? - Baba biz ne bilelim; yedi, içti, giydi, işi bitti, sen gönderdin zannettik, dedi kendi oğlu. Mehmet Usta hüzünle, adamın cebinden çıkan diğer kağıttaki eğri büğrü birkaç satırı bir kez daha okudu: “Vasiyetim: Bu dünyayı sevemedim. Hele karımdan sonrası kâbus oldu. Zor şartlarda iki çocuk büyüttüm. Tek isteğim, çocuklarım beni mezara koyarken bir kere ‘Babacığım’ desinler.” -------- (Otobüs Durağı cuma ve cumartesi yayınlanır.)
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86072
    % 1.74
  • 6.0742
    % -0.37
  • 6.8075
    % -0.15
  • 7.7293
    % 0.17
  • 251.383
    % -0.09
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT