BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Diyalog

Diyalog

Aldığını değil de ürettiğin şeyi sat. Sağlıklısın esensin, ele geçmez bu fırsat. Geri gelmez bunu bil her dakika her saat, İki elin böğründe öyle ne duruyorsun?..



Ey Türk evladı Aldığını değil de ürettiğin şeyi sat. Sağlıklısın esensin, ele geçmez bu fırsat. Geri gelmez bunu bil her dakika her saat, İki elin böğründe öyle ne duruyorsun?.. İleriye hamle et, karşıdaki zorluğa, Bir tuğla da sen ilet yurdunda uygarlığa. Yurdunu yüceltmeye göğüs ger her darlığa. Senin yolun aydınlık daha ne soruyorsun?.. Zorlanıp terlesen de, bittim artık desen de, Allah’tan imdat iste çok cevherler var sende. Sen bir Türk evladısın, senin yürek kesende, Şeref şanı tertemiz yiğitlik koruyorsun. Şimşek olup yürüdün her bir yöne Ceyhun’dan, Hürriyet ateşini söndürmedin ruhundan. Dünya çok dersler aldı Cengiz, Atilla, Hun’dan. Geçmişteki rüyayı şimdi mi yoruyorsun?.. Tohumlar gibi varsın şu dünya toprağında, Fışkırıp bitmen gerek ovasında, dağında. Düşmanın emelleri kalmalı kursağında, Hala mı boş şeylerle kafanı yoruyorsun?.. Tekrar yak şu ateşi Orta Asya çölünde. Yelkenliler buluşsun, uçsun Aral gölünde, Yüreğinde saklanan bayraklar var elinde, Burçlara dikmek için erkekçe yürüyorsun. > Hüseyin Hilmi Levent / Amasya ------ Her şey senin elinde Betona çevirdik her yeri, ev, apartman, yazlık, Aman Allahım, bu ne açgözlük, bu ne aymazlık, Bırakmadık ortada, ne ormanlık, ne de sazlık. Her şey senin elinde, ya toprağı seç, ya betonu, Dikkat et, kupkuru ıssız çöllerdir dünyanın sonu. Denizi, toprağı, havayı sardı bunca fesat, İşte bundan dolayı gitti bütün işler kesat, Dünyamızda ne zevk kaldı, ne de bir tat. Her şey senin elinde, bırak parayı, beşi-onu, Yoksa, kupkuru ıssız çöllerdir dünyanın sonu. Her ağaç bir çekirdektir, her çekirdek bir ağaç, Doldur eteğine çekirdekleri, yağmur gibi saç, Eğer ekip dikmezsen olacak bu topraklar kıraç. Her şey senin elinde, ya yeşilin binbir tonu, Ya da kupkuru ıssız çöllerdir dünyanın sonu. Kuraklık, çölleşme dedikleri en büyük felaket, Geç kalma artık, bu tehlikeyi sen de fark et, Ne olur, aklını başına al da, yanlıştan çark et. Her şey senin elinde, işte sana ciddi bir konu, Korkarım, kupkuru ıssız çöllerdir dünyanın sonu. > Ahmet Sandal / Kahramanmaraş -------- >>> Yastık altı parası Delikanlı odanın kapısını tıklatıp, gıcırtıyla açtı. Babaannesi bahçeye bakan odanın, sedirinde oturmuş eski resimlere bakıyordu. Ne zaman resimlere baksa, rahmetli beyini hatırlar, gözleri dolardı. Derin bir ah çekti, ‘Ne ince adamdın Fahrettin Bey’ diye söylendi. Kapattığı albümü, eliyle okşayıp, kucaklayarak gözlerinden sızan yaşları ipek mendili ile sildi. Sevgi ile torununa baktı; “Demek damat oluyorsun öyle mi evladım. Rahmetli olacaktı da, seni görecekti, kim bilir ne kadar mutlu olurdu...” Delikanlı, bir hafta sonra evlenecekti. Doğup büyüdüğü, çocukluk ve delikanlılığının geçtiği, bu eski konaktan ayrılıp, bir apartman dairesine yerleşecek, artık hanımı ile orada oturacaktı. Oysa annesi, bu konağa gelin gelmiş, yıllarca babaannesi ile huzur içinde yaşamıştı. Bu sebeple eşinin onlarla oturmak istememesini, bir türlü anlayamıyordu. Ne olurdu sanki onlar da konakta kalsalardı, hep birlikte mutlu yaşarlardı. Babası öldükten sonra evin her işinden o sorumlu idi. Kendisi ayrılınca onlarla kim ilgilenecekti? Bütün bunları düşünüp bunalıyordu. Babaannesi ise anlayışlı, tecrübeli ve son derece akıllı bir hanımdı. Çıkmaza girdiğinde onun engin tecrübelerinden istifade eder, problemlerini onunla paylaşırdı. Şimdi yine, onunla içinde bulunduğu, bu zor problemi çözmek için gelmişti odasına: Babaannenin nasihati -”Bak oğlum, sana bazı nasihatlerde bulunacağım. Sen akıllı bir çocuksun. Bu nasihatlerimi tutarsın. Hanımınla iyi geçin, onu sakın üzme, yaptığı hataları affet. Hem biz hanımlar, zayıfızdır çabuk kanarız, sen affedince, iyilik gösterince, mahcup olur, bir daha yapmaz. Sakın yaptığı yemeklere kusur bulma, eline sağlık deyip teşekkür et. Unutma ki, kula teşekkür etmeyen, Allahü tealaya şükretmemiş olur. Hanımına karşı yumuşak ol, güzel ahlakta örnek ve öğretici ol. Kul hakkına çok dikkat et, en çok kul hakkı, en sık görüştüklerinle olur. Bu da, senin ailendir. Sensiz bir yere gitmesine izin verme, çok sıkıp da, eve hapsetme ki, hanımların kalbi çabuk sıkılır, sıkılınca huysuzlukları artar. Yeşillik olan, kalabalık olmayan açıklık yerlere götür. Yeşilliklere bakmak insanı rahatlatır. Hanımının anne-baba ve akrabalarına hürmette kusur etme ki, o da senin ana-babana ve akrabalarına hürmetsizlik etmesin. Helal kazan, helal lokma yedir ki, hanımından olacak evlatların hayırlı olsun. İslamiyeti sen yaşa ve yaşat ki, hanımın dikkat etsin. İhtiyaçtan fazlasını alıp israf ettirme, ama ihtiyacı var ise de almamakla onu senden habersiz iş yapmaya ve hırsızlığa sevk etme. Yastık altı parasını ihmal etme. Rahmetli deden, buna çok dikkat ederdi, ince adamdı... Yastığımın altına her gün bazen de, haftada bir miktar para koyardı, bu parayı sadece kendi özel ihtiyaçlarıma harcamamı söylerdi. Yastık altı paramı, bazen biriktirir rahmetli paraya sıkışınca, hazine sahibi sultan edası ile getirip, onu zor durumdan kurtarırdım. Ne çok dua ederdi bana. Sen de yastık altı parasını ihmal etme, hanımın olur da ihtiyacı olan şeyi sana söyleyemez. Hayrına hasenatına bu parayı kullanır da, ben de çalışıp para kazanaydım diye, gözü dışarıda olmaz. Delikanlı, babaannesinin engin bilgi ve tecrübeleri hoş görüsü ile söylediklerini ve evleneceği hanımın düşünceleri arasında derin düşüncelere daldı....” > Z. Alkan -Ankara -------- >>> Minik eller Minicik elleriyle hayata sarılan o masum çocuklar... Kendilerinde hayatı değiştirebilecek gücü gören o çocuklar... Eskiden çocuk olan büyük çocuklara umut veren o mini mini çocuklar... Küçücük yüreklerinde büyük sevgiler taşıyıp belki de hiç yapamayacakları şeyler için söz verip umut saçan çocuklar... Bir gün büyüdüklerini görüp aslında o zaman gördükleri gibi hayatın o kadar da kolay ve üstesinden gelinebilecek bir şey olmadığını gören ‘’keşke keşke o günlere dönebilsem’’ diyen büyük çocuklar... Çünkü artık her şey masumiyetini kaybetmiş o minik yürekleri nefreti öğrenmiş, hayat onlara da garip garip oyunlar sunmuş, kimi yine de mutlu olmayı başarmış kimi hâl⠑keşke’lerle yaşamaya devam etmiş... Bazılarının minik elli çocukları olmuş. Ve onların da hayata kendileri gibi baktığını görmüşler. Bir şeyin değişmeyeceğini bilerek mutlu olmuşlar. Çünkü hayata güzel masum bakabilen minik yürekleri görmek hâlâ hayatın yaşanabilir olduğunu gösteriyormuş... > Berat Kahraman
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT