BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Geç kalmış bir el sıkışma

Geç kalmış bir el sıkışma

Meclisteki and içme töreninde yaşanan şu manzara hiç unutulmayacaktır. MHP genel başkanı Devlet Bahçeli, grubuyla birlikte merasimi takip etmektedir. DTP genel başkanıyla arkadaşları, içeri girerler, yerleri MHP ile komşudur. Bahçeli’nin yanından geçeceklerdir.



Meclisteki and içme töreninde yaşanan şu manzara hiç unutulmayacaktır. MHP genel başkanı Devlet Bahçeli, grubuyla birlikte merasimi takip etmektedir. DTP genel başkanıyla arkadaşları, içeri girerler, yerleri MHP ile komşudur. Bahçeli’nin yanından geçeceklerdir. İşte o ân bir kırılma çizgisidir. Karar ânıdır. O karar, kim bilir ilerideki zamanlar için kaç Mehmetçiğin, kaç âsinin ölümden kurtulma dönemecidir. Ahmet Türk, Turgut Özal’ın Kenan Evren’le ilk karşılaşma ânına benzer o ânda doğrudan Bahçeli’ye yürür, bir elini ona uzatırken diğer eli saygılı bir ifadeyle ceketinin önünü düzeltmektedir. Yüzünde tebessüm, halinde samimiyet görülmektedir. Devlet Bahçeli yerinden kalkar, doğrulur, o da aynı samimiyetle Ahmet Türk’e el uzatır. Hatta Bahçeli’nin de yüzünde tebessüm vardır. Her iki genel başkanın etrafındaki arkadaşlar da bir huzur ve aydınlık içindedirler. Tasvir ettiğimiz, artık bir fotoğraf karesi. Siz bu kareyi bu âna dek belki de onlarca kere görüp okudunuz. Ne var ki önemine binaen o karenin yorumlanarak literatüre girmesi bir zaruretti. Nitekim bizim gibi bir çok kalemin de konuyu sütunlarına, ekranına taşıyacağına eminiz. Çünkü, memleket, nice vakitlerdir bu tokalaşmaya, konuşmaya, “hayırlı olsun!” temennilerine muhtaçtı. Kimselerin gerçekleştiremediği bu güzel manzara, kaderin lütfu ile hazırlandı. Oradan hareketle bir çılgın kalkışmanın, kan davasının, emperyalist oyunun biteceğini ümit etmek isteriz. Şerler de hayırlar da bir kıvılcım, ilk adım, bir cümle, işte böyle bir el sıkışması, gözlerin derinliğine bakmakla başlar. Tersi de olabilir, Ahmet Türk, başını çevirerek yerine geçebilir, Devlet Bahçeli kendine uzanan eli reddedebilirdi. Bazı medya organları günlerdir bu ihtimali haber yapıp işlemişlerdi, o sırada Ahmet Türk’e yöneldiler, Sırrı Sakık’a sordular. İkisi de aklı selimle konuştular. Sıra komşuları MHP’li vekillerle takışma, hatta kavgalaşma gibi hallerin olmayacağını haber verdiler. Bu değerlendirmeler, o el sıkışmada muhakkak ki etkili oldu. Buradan çıkartılacak ilk ders, baraj meselesi... Temsilin layıkıyla tecelli etmesini engelleyen yüzde 10 Seçim barajının önce yüzde 7 sonra da 5’e düşmesini biz de başkaları da bir çok kereler yazdık. 22 Temmuz 2007 Seçimlerinde temsil problemi izale oldu. Bunun sebebi DTP’nin Seçim Kanunu’nu delecek bir formül bulmasıdır. Seçime parti yerine müstakilen girdiler. Demek ki... DTP daha evvel TBMM çatısı altında olsa, dertlerini, problemlerini kürsüden dile getirebilselerdi bugün belki yüzlerce şehit ve ölü vermeyecektik. Bunun birinci derecede sorumlusu, 10 sene evvel meclise girdikleri halde Kürtçe and içmek için ısrar eden, renkli fularlarla meclis kürsüsüne çıkan, marjinal davranan bu davranışları yüzünden de oradan ihraç edilenlerdir. Öyle yaptılar da bu ülkenin Kürt’ü ne kazandı, Türk’ü ne kazandı, kendileri ne kazandı? Herkes kaybetti. Kendileri üstelik hem hürriyetlerini, hem sıhhatlerini yitirdiler. Eğer o keskin tavırlar olmasaydı eminiz ki baraj rakamı da bugün olması gereken yere çekilmişti, bu da ikinci derstir. Toplumca muhabbete, el sıkışmaya, konuşmaya ihtiyaç var. Hadiseden sonra basına mülakat veren Ahmet Türk, MHP’lilere işaretle “biz, medeni insanlarız, fikir ayrılıklarımız olabilir, bunlar konuşmamıza mani değil” dedi. Doğrusu bu. Ama, bu doğru çok pahalıya keşfedilebildi. Bu güzel tabloya rağmen bir el sıkışmanın her şeyi halledeceği sanılmasın. Türk ve Bahçeli tebrikleşirken, Güneydoğu’da askerlerimiz mayın tuzaklarıyla kalleşçe şehit ediliyordu. Buna şaşmamalı. Ortada devâsa bir emperyalist oyun var. Bu vahşi kanlı oyun, on dokuzuncu asrın başlarında sahneye kondu, hâlâ sürüp gidiyor. Türk’e de Kürt’e de düşen bu oyunu bozmaktır. Oyuna figüran olmak değil. Zerrece aklı ve iz’anı olan oyuna gelmez. Ahmet Türk, Selçuklu’yu da hesaba katarak Kürtlerin bin yıl Türk hakimiyetinde yaşadıklarını memnuniyetle ifade etmekte. Bütün Türklere, Türkiye Cumhuriyetine düşen soylu görev, bu memnuniyetin devamını temindir. Bunun için sevgi ve kardeşliği herkese ve her şeye rağmen öne çıkartmak şart. Bu vatan, bu devlet, bu millet bu topraklarda yaşayan herkesin ortak değeri, ortak serveti, ortak teminatı. Öbür türlüsü emperyalizme lokma olmaktır. Bugün el sıkışma ortamının doğması hayırlı bir gelişmedir. Bir adım sonra bu ülke insanları birbirinin boynuna sarılabilirse halledilmeyecek meselemiz olmadığı görülecektir. O günler inşallah uzak değildir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT