BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kutsal Yolculuk

Kutsal Yolculuk

Medine çarşılarında renkler ve sesler birbirini kovalar. Canlı ticaret pasajlardan taşar, kaldırımları sarar. Hacılarımız fakir ülkelerin garip çocuklarından “destekleme alımı” yaparlar.



Sahabe’nin izinde Medine çarşıları arı kovanını andırır. Hele Mescid-i Nebi’nin dağıldığı vakitlerde iğne atsanız yere düşmez. Kasetçiler, posterciler, tespihçiler. Bulutuna girip girip çıktığınız kebabçılar, baharatçılar. Sonra dükkanlardan taşan misk. Nargile kahveleri, billurcular, bezzazlar. Çekik gözlüler, karaderililer, hindliler. Şalvarlar, entariler, keyfiyeler. Ve sesler: Ne alırsancılar, buyrun beyler, inciye gel!.. Biliyor musunuz bu çarşının garip bir özelliği var. Yıllardır görmediğiniz bir çocukluk arkadaşı ya da simasını unutmaklı olduğunuz bir baba dostu ansızın karşınıza çıkıyor. Birileri omuzunuza dokunuveriyor, dönüyorsunuz “sürpriz!” İşte kaldırımları turladığım günlerden birinde İsmail Ağabey’e rast geliyorum. Boşboğazlık değil mi lâf atasım tutuyor. “Hacı hacı” diyorum “Buraya çarşı pazar dolanmaya gelmedin herhalde?” O beni duymuyor bile. Girdaplaşan kalabalıklara bakıp “Biliyor musun İrfan” diyor, “Bu sokaklar nelere şahit oldu?” Nelere şahid oldu diye sormama fırsat vermeden iki menkıbe anlatıyor. Birincisi şu: Hazret-i Ali (Kerremallahü vecheh) Resulullah Efendimizin (Sallallahü aleyhi ve sellem) edep ve haya timsali kızı Fatıma’ya (radıyallahu anha) talip olduğu ve kutlu nikahın müjdelendiği günlerdir. Gelgelelim o ordular dağıtan yiğit şaşılacak kadar fakirdir. Bırakın davetli ağırlamayı, kendi karnını zor doyurur. Ev kurmak şöyle dursun, boş çömlek, kuru kâse edinecek gücü yoktur. O devir Medine evleri çok sadedir. Hele yeni evlenenler için dört kerpiç duvar yeter. Hurma lifinden bir yatak, ufak bir hasır ve üç beş parça kapkacak... Ama Hazret-i Ali’de metelik nerede? Tek serveti kılıcı ve zırhıdır. Allahın arslanı sayısız hatırası olan kılıcına (Zülfikar’a) kıyamaz. Ama bundan böyle zırhsız da savaşabilir. Öyla ya herkesin zırhı mı vardır? Olacak bu ya Hazret-i Osman (radıyallahu anh) pazar yerinde dolanırken tellâlın elindeki zırhı görür ve tanır. Adamcağızı kenara çekerek sorar: - Sahibi ne istiyor buna? - 400 dirhem. - Pazarlık edebiliriz değil mi? - Az birşey kırmaya yetkimiz var tabii, yeter ki sen talip ol. - İtiraz etmeyeceksin ama. - Ne diyebilirim ki? Teklif edeceğiniz bedeli bilmiyorum daha. - 800 dirhem! - Anlayamadım? - 800 dirhem! - Alay etmiyorsunuz ya. - Buyur paranı. - Aklım almıyor. - İsersen aklını hiç yorma. - Böyle ticaret mi olur? - Asıl ticaret böyle olur. Tellal bedeli alır, zırhı bırakır. Tam ayrılırken Hazret-i Osman onu durdurur. - Senden bir şey rica etsem. - Tabii buyrun. - Şimdi bu zırhı al, götür sahibine ver. Eğer satmakta ısrar ederse, bana getir yine. - Bir daha mı alacaksınız? - Evet, gerekirse kırk kere. Tellal şaşkındır. Bir elindeki dirhemlere bakar, bir kucağındaki zırha. Hazret-i Osman mı. O çoktaaan karışmıştır kalabalığa. İsmail ağabeyin dalgın dalgın baktığı kalabalığa. İkinci menkıbe mi? O, yarına. Devam edecek
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT