BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Merkez Bankası ve AB’ye adaylık

Merkez Bankası ve AB’ye adaylık

Geçen hafta ülkemizin ekonomik hayatının kısa ve uzun vadede geleceği ile iki önemli olay yaşandı. Bunlardan biri; 2000 yılı enflasyonunu düşürme programının Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel tarafından kamuoyuna açıklanması, diğeri de Avrupa Birliği’ne adaylığımızın kabul edilmesidir.



Geçen hafta ülkemizin ekonomik hayatının kısa ve uzun vadede geleceği ile iki önemli olay yaşandı. Bunlardan biri; 2000 yılı enflasyonunu düşürme programının Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel tarafından kamuoyuna açıklanması, diğeri de Avrupa Birliği’ne adaylığımızın kabul edilmesidir. Evvela Merkez Bankası Başkanı’nın konuşmasını ele alalım. Bugünkü şartlarda Merkez Bankası yürürlükteki hükümlere göre kısmen bağımsız görülür, ama başkan Gazi Erçel’in bahsettiğimiz konuşması tam bağımsızlığın işaretlerini taşır gibiydi. Biz 1954’te Maliye Müfettişliğinden Hazine’ye atandığımız zamanlarda Merkez Bankası adeta Maliye Bakanlığı’nın bir Genel Müdürlüğü gibi görüntüye sahipti. Hatta o zamanlar, Dışişleri Bakanlı’ğındaki arkadaşlar Merkez Bankası’nın hukuki yapısından ilham alarak bir anonim şirket gibi görürler, devlet daireleri hiyerarşisinde bu müessesemizi yanlış yere oturturlardı. Halbuki bankanın Nail Gidel, Naim Talu gibi genel müdürleri hükümet nezdinde çok itibar sahibiydiler. Fakat iş aleminde bankanın etkisi ekonomiyi yönlendirme açısından sadece genel müdürlerin dirayetine bağlıydı. Ama bir de günümüze gelelim. Merkez Bankası Başkanı’nın bir konuşmasıyla ki, çok iyi hazırlanmış parasal bir reform ile ilgiliydi, piyasanın birden silkelenmesi ülkenin ekonomik bakımdan iç açıcı bir havaya girişi, bizce Türkiye’nin kısmen de olsa bağımsız Merkez Bankası’na sahip modern ve gelişmiş bir memleket olma yolunda nasıl ilerlediğini, nereden nereye geldiğimizi göstermesi açısından çok sevindiricidir. Ancak bu görüntünün hükümetin tutumunun ve IMF ile vardığı mutabakatın sonucu olduğunu da ilave edelim. Diğer mutlu olay da, Avrupa Birliği’ne aday oluşumuzdur. Bilindiği gibi Avrupa Birliği, Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) olarak başlangıçta 6 devletin iştirakiyle 25 Mart 1957’de dünyaya geldi. Bunun hedefi; Avrupa’yı siyasal bütünlüğe ulaştırmaktır. Bu hedefe ulaşmak için, gerekli ekonomik benzerliği sağlamak üzere, öncelikli araç olarak Gümrük Birliği kurulması öngörülmüştü. Böylece üye devletler kendi aralarındaki gümrük vergilerini sıfırlayıp diğer memleketlere ortak bir gümrük tarifesi uygulamak suretiyle dış ticaretlerinin genişlemesini amaçlamışlardır. AET faaliyete geçtikten sonra Yunanistan’ın bu topluluğa girip girmeyeceği, devamlı olarak izlenen bir konu oldu. Konunun ehemmiyeti şundan ileri geliyordu. Yunanistan’ın ihraç ürünleri arasında önemli yeri bulunan üzüm, pamuk ve tütün bizim için de ehemmiyetliydi. Bu üç madde o zamanlar 300 milyon dolar civarında bulunan ihracatımızda çok önemli yer tutuyordu. Yunanistan’ın AET’ye üye olması halinde biz dışarda kalırsak söz konusu maddeleri Avrupa’ya satmamız imkansızlaşacaktı. Çünkü onların ihracatı AET’ye gümrüksüz olarak yapılacağı aksine bizim aynı mallarımızı alan AET’li ithalatçılar ithal vergisi ödeyecekleri için gayet tabii ihracatçılarımızın bu bölgeye mal satmaları kabil olmayacaktı. İşte bu sebepten yukarıda da bahsettiğimiz gibi Yunanistan’ın AET’ye girmesi bizi çok ilgilendiriyordu. İşte böyle bir ortamda 8 Haziran 1959’da Yunanistan AET’ye ortaklık için başvurdu ve böylece korktuğumuz başımıza geldi. Bunun üzerine Dışişleri Bakanlığı’nda tertiplenen “Yunanistan gibi AET’ye müracaat edelim mi?” konulu bir toplantıya katıldık. Toplantıda hariciyenin görüşü belli idi. Çünkü o zaman Dışişleri Bakanı olan merhum Fatin Zorlu’nun şu sözünü her zaman hatırlarız. “Yunanistan havuza, hatta boş havuza atlasa biz de aynını yapmalıyız.” O toplantıda da lehte aleyhte konuşulurken biz de “müşterek pazara (AET) girmezsek pamuğumuz, üzümümüz ve tütünümüz elimizde kalır” dedik. Bu sözümüzden sonra girmemeyi savunanlar da fikir değiştirdi. İşte AET’ye girme kararı verdiğimiz 1959’larda 300 milyon dolar civarında tarımsal ürün ağırlıklı bir ihracata sahip bir Türkiye, 40 yıl sonra siyasi olduğu kadar ekonomik bakımdan da Türkiyesiz Avrupa olmaz diye dedirten Türkiye. Bugün içinde bulunduğumuz enflasyon ağırlıklı çeşitli ekonomik sıkıntılar şüphesiz çok önemlidir ama, Türkiye’nin 40 yıl içindeki inanılmaz performansı iyi bir ekonomik geleceğin en büyük işaretidir.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT