BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Nifâk, için dışa uymamasıdır

Nifâk, için dışa uymamasıdır

Nifâk yani münâfıklık, için başka, dışın başka olmasıdır. İki kişinin darıldıktan sonra, birbirlerinin ayıplarını ortaya çıkarması, münafıklık alametidir. Mü’min neşelidir ve bu neşesi de yüzünden belli olur...



Nifâk, kişinin içinin yani kalbinin dışına uymaması hâlidir. Bir kişinin kalbinde, herhangi bir kimseye karşı düşmanlık olduğu hâlde, o kişiye dostluk göstermesi, dost gibi davranması, dünyâ nifâkı olur. Hadîs-i şerîfte; (Müslümânlara, sözleriyle dostluk gösterip, davranışlarıyla düşmanlık edenlere, Allahü teâlâ ve melekler lanet eylesin) buyurulmuştur. Herhangi bir kimsenin de kalbinde, inkâr, küfür olduğu hâlde, bu kimsenin Müslüman olduğunu söylemesi, dinde nifâk olur. Küfrün en kötüsü de, dinde nifâk yapmaktır. Medîne şehrindeki münâfıkların reîsi olan Abdullah bin Übey bin Selûl ve adamları, Müslümânların Bedir gazâsındaki zaferlerini görünce, Müslümân olduklarını söylediler ise de, kalbleri ile inanmadılar. Böyle kimseler, Müslümân olduğunu söyleseler ve namâz da kılsalar, münâfıktırlar. Peygamber efendimiz; (Münâfıkın üç alâmeti vardır: Yalan söyler, sözünde durmaz ve emânete hıyânet eder) buyurmuşlardır. “Göründüğün gibi değilsin!” Abdülkâdir Geylânî hazretleri, bir yakınına hitaben buyuruyor ki: “Senin dilin güzel ve tatlı, yüzün ise kötülüklerden kurtulmuş gibi gülüyor. Peki kalbinin hâli nasıldır? Cemâat içinde iyi görünüyorsun, ya yalnızken, yanında kimse yokken nasılsın? Göründüğün gibi değilsin. Sen namaz kıldığın, oruç tuttuğun, hayır işleri yaptığın zaman, eğer bunları sırf Allahü teâlânın rızâsını gözeterek yapmazsan, nifak üzere ve Allahü teâlâdan uzak olacağını bilmiyor musun? Şimdi Allah için yapmadığın bütün işlerin, bütün sözlerin, âdî ve bayağı niyetlerin için tövbe et. İnsanlara göstermek, onların rızâlarını almak için amel yapıp, sonra da bunu, Allahü teâlânın kabûl etmesini istemek yakışır mı? Hırsı, şımarıklığı, azgınlığı ve dünyâya düşkünlüğü bırak. Sevincini ve neşeni azalt. Biraz hüzünlü ol. Çünkü sen, hüzün evinde ve dünyâ hapishânesindesin. Resûlullah efendimiz dâimâ tefekkür ederdi. Sevinçleri az, hüzünleri çoktu. Az gülerdi. Sâdece başkasının kalbini ferahlandırmak için tebessüm buyururlardı.” Mâ’ûn sûresinin 4, 5 ve 6. âyet-i kerimelerinde meâlen: (Gaflet ile, ehemmiyyet vermeden namâz kılan ve namâzlarını halk yanında, nifâk ve riyâ ile kılıp, tenhâda terk edenler için şiddetli azâb vardır) buyurulmuştur. Nefsi itminana kavuşmamış yani imân ile şereflenmemiş olanların kalbleri hastadır. Bekara sûresinin 10. âyet-i kerimesinde meâlen; (Onların kalblerinde nifâk ve hased hastalığı vardır...) buyurulmuştur. Kalbde bulunan bu hastalığın tedâvi edilmesi farzdır. Tedâvi eldilmezse, bu hâl insanı felâkete götürür. Her hastalığın ilâcı farklıdır. Zaten hastalığa göre ilâç verilir. Hastalık değiştikçe ilâç da değişir. Kalbleri hasta olan insanlara, Peygamberlerden ve Onların vârisi olan âlim ve velilerden daha müşfik tabîb olamaz. Bu büyüklerin bildirdikleri gibi inanılır ve amel edilirse, bu hastalıktan kurtulmak mümkün olur. Peygamber efendimiz; (Suyun buzu eritmesi gibi nifâk da kalbi eritir) buyurmuşlardır. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri, oğlu Sultan Veled’e hitaben yaptığı nasîhatte buyuruyor ki: “Ey oğlum! Sana vasiyet ediyorum ki, her halde ilim, edep ve takvâ üzerine bulun. Her zaman geçmiş din büyüklerinin eserlerini inceleyerek, Ehl-i sünnet vel-cemâat yolundan ayrılmamayı vazîfe edin. Fıkıh ve hadîs-i şerîf öğren, câhil sofulardan olma. Namazı her zaman cemâatle kıl. Şöhret isteme, zîrâ şöhret âfettir. Makâma bağlı olma. Halkın işlediği işlere karışma. Uzlete çekilme, yalnız kalma. Çok söz söyleme. Çok söz işitmek kalbe nifak verir. Az söyle ve halkın kötülük ve eğrilerinden arslandan kaçar gibi kaç, bir kenarda dur. Herkesle ve zenginlerle sohbet etme, onlarla oturup kalkma. Helâl ye ve şüphelilerden kaçın. Dünyâ malına kapılma. Dünyâ arzusu dînin zâyi olmasına sebeb olur. Çok gülme ve kahkaha atma. Zîrâ fazla gülmek kalbin ölümüdür. “Herkese şefkatle bak!” Herkese şefkatle bak, hâinlikle bakma. Dışını süsleme. Zîrâ dışın süsü; için, kalbin, rûhun harâb olduğunu gösterir. Başkalarıyla mücâdele etme ve hiç kimseden bir şey isteme. Kimseye hizmet buyurma. Âlimlere, evliyâya, mal, can ve tenle hizmet et. Din büyüklerinin hâllerini inkâr etme. Zîrâ inkâr edenler rahat ve kurtuluş yüzünü göremezler.” Bir kimse, Habîb-i Acemî hazretlerine; Allahü teâlânın rızâsı hangi şeydedir? diye suâl edince, cevaben; “İçinde nifak tozu bulunmayan kalbde” buyurmuştur. Netice olarak, nifâk yani münâfıklık, için başka, dışın başka olmasıdır. İki kişinin darıldıktan sonra, birbirlerinin ayıplarını ortaya çıkarması, münafıklık alametidir. Mü’min neşelidir ve bu neşesi de yüzünden belli olur. Zaten mü’minin alâmeti güler yüzlü olması ve kalbinde nifâk bulunanın yani münâfıkın alameti de, çatık kaşlı olmasıdır.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT