BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > 36 yıl sonra

36 yıl sonra

Dile kolay, tam 36 yıl sonra, Türkiye’mizin Avrupa Birliği’ne adaylığı resmen karara bağlandı.



Dile kolay, tam 36 yıl sonra, Türkiye’mizin Avrupa Birliği’ne adaylığı resmen karara bağlandı. Ankara Anlaşması ve Katma Protokolün amaçları açısından da adaydık. Ancak bunun da yine bir karara bağlanması gerekiyordu. Neden bu kadar geç kaldık? Nedenleri çok ve değişik. Her şeyden evvel, Avrupalılar’daki ön yargıları yenmek kolay bir iş değildir. İkinci ve daha önemli sebep de, kendimiz; başından bu yana, Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu ve daha sonraki evreleri nasıl gördük? İçerideki siyasi dalgalanmalara paralel olarak, Avrupa’yı, kâh siyonist bir örgütlenme, kâh, bizi sömürmeyi aklına koymuş koloniyalist mantıklı bir topluluk ve çoğu zaman da, fındık, üzüm, tütün, incir, tekstil, giyim, limon ve portakal gibi, belli başlı ürünlerimiz için pazara girişte alacağımız maddi tavizler olarak gördük. Devre devre, Katma Protokolü, kaldıramayacağımız haksız bir yük olarak algılayıp, koruma hükümlerinin arkasına sığınarak, mükellefiyetlerimizi askıya aldık. İşte, 36 seneyi böyle geçirdik. Şimdi, denilebilir ki, bütün bunları, adaylığımızın tescil edildiği şu sırada hatırlamanın ne alemi var? Tam üyelik yolunu uzatmak da, kısaltmakta elimizdedir. Bu nedenle, geçmişi bilmek durumundayız. Oturup, Avrupa Birliği, koşul koydu, koymadı münakaşasını artık bir tarafa bırakmalıyız. Bu yol bizi bir yere götürmeyeceği gibi, Avrupa Birliği nezdinde de, aradaki mesafeyi kısaltmakta faydası olmaz. Adaylık, Türkiye Cumhuriyeti’ne hayat veren, onu bugünlere getiren Atatürk reformlarının son halkasıdır. Türk toplumu, çağdaşlıkta, geçerli ölçütleri, böylece, artık hiçbir tereddüt ve münakaşaya mahal bırakmayacak biçimde benimsemiş olmaktadır. Bu reformun ne götürebileceği değil, neler kazandıracağı önemlidir. Atatürk reformları da, zamanında münakaşaya açılsa idi, kimbilir kaç yıl sürerdi. Kamuoyunun, haklı nedenlerle hassas olduğu Kıbrıs ve Türk-Yunan uyuşmazlıklarıyla ilgili konularda, dediğimiz dediktir gibi, hamasete gerek yoktur. Görünen odur ki, Kıbrıs’ta siyasi çözüme nihai olarak ulaşılmadıkça, Birlik, bünyesine yeni ihtilatları kabule hazır değil. Önemli olan, Ada’daki fiili durumdan hareketle, gereken paylaşımın geçerli formüllerinin bulunmasıdır. Bu formülün adını şimdiden koymaya da ihtiyaç yoktur. Tablo ortaya çıktığında, ad bulunur. Tıpkı, vaktiyle, 1959’da Zürih’te olduğu gibi. Yunanistan’ın bundan sonra bizi zorlamasına gelince, bu da bizim için, şimdiden bir hareket noktası olamaz. Halihazır konjonktürde bile, Yunanistan, diğer 14’ler karşısında yalnız kaldı. Bundan sonraki gelişmelerin ne göstereceğine bakmak lazım. Yunanistan, kendi çıkar ve huzurunu, bizimle işbirliğinde görmeye başlamıştır artık. Zaman içinde Yunanistan’ı bu yöne daha çok çekmek, yine bizim elimizdedir. Avrupa Birliği’nin, bu defa bizi destekleyen diğer üyelerine sağlayabileceğimiz önemli hizmetler de bitmedi. Aksine, daha yeni başlamaktadır. Avrupa, kendisine özgü bir kuvvet oluşturma gayreti içindedir. Bu kuvvetin ağırlığını, Türkiye’den gayrı nereden bulacak? Bunu, onların gördüğü kadar, bizim de, üstüne basa basa her fırsatta ortaya koymamız gerekiyor. Bu şans, yeni adaylar bir tarafa, eski üyelerde bile yok. Takvimi hemen başlatmalıyız. AB ile ilgili işleri tek elde, ancak yine dış politika şemsiyesi altında toplamalıyız. Gerekirse, yeni bir yasal düzenleme ile, Dışişleri Bakanlığı’na bağlı bir (jinior) Avrupa Bakanlığı kurmalıyız. Kadrolaşmayı hızlandırıp, katılma müzakerelerini götürecek uzman ekibi süratle teşkil etmeliyiz. Zamanında tetkik edilmiş olan İspanya ve Portekiz örneklerine, referans amacıyla, yeniden bakabilmeliyiz. Hükûmetimizi ve Dışişlerimizi yürekten kutluyoruz, yeni bir tarih yazdılar.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT