BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Spordaki Susurluk!..

Spordaki Susurluk!..

Tüylerim diken diken!.. Neymiş; “Avrupa Birliği’ne giriyoruz” diye nerede ise göbek atıyoruz!.



Tüylerim diken diken!.. Neymiş; “Avrupa Birliği’ne giriyoruz” diye nerede ise göbek atıyoruz!. Bu kafayla, bu zihniyetle, bu uygulama ve hatta hatta “bu adaletle mi?” Neticede bir futbol maçı oynanıyor ve İngiltere’de, Almanya’da, İspanya’da, Hollanda’da “her zaman olan” bir olay meydana geliyor, bir “İkinci Lig takımı çıkıp”, Birinci Lig’in en güçlü takımlarından birini yeniyor, kupadan eliyor!. Ardından bir ikincisi aynı şeyi yapıyor!. Sonra?.. Utanç duyduğumuz, milletçe yüzümüzü kızartan olaylar peşpeşe meydana gelmeye başlıyor! Fenerbahçe’nin ve Milli Takım’ın kaptanı “hunharca saldırıya uğruyor!.” Tekme yumruk dövülüyor!. TV’lerde “İftiharla görüntüleri biz çektik” diye övünme yarışına girenler, “kendi paylarına insanlık ayıbını görmüyorlar!.” Tekme - yumruk atanlarla jipinin direksiyonuna kapanan Rüştü’nün arasına girip, Milli Takım’ın kalecisini kurtaracaklarına, “Aman birkaç tekme - yumruk daha gelse de, çekimlerimiz görüntülerimiz çok daha iyi ve net olsa, reytingimiz rekora koşsa” yarışına girişiyorlar!. Ve Rüştü, gözü dönmüşlerin elinden zorla kurtuluyor!. Tüylerim diken diken: “Nerede polis, nerede güvenlik güçleri?” Pendik’teki yenilgiden saatler sonra ve durumun çok gergin olduğu belli iken, “bu hain saldırı nasıl gerçekleşiyor”, nasıl gerçekleşebiliyor? “Efendim, biz dışarda tedbir aldık, onlar içerdeydi” bahaneleri, mazeretleri İstanbul Valisi’ni de, Emniyet Müdürü’nü de kurtaramaz!. “Bizi içeri almadılar” bahanesinin arkasına sığınmakla “bu feci olaydaki sorumluluk payı” yok edilemez!. Elbette Fenerbahçe yönetiminin iddialara göre “bilerek gösterdiği duyarsızlık ise”, bilerek yapılmamış olsa dahi affedilemez!. “Her ağzını açışta federasyona saldırmayı görev sayan” eski Federasyon Başkanı ve Fenerbahçe’nin asbaşkanı Abdullah Kığılı’ya sormak gerek: “Başkan yurt dışında iken, sen nerelerdeydin? Yoksa Pendik’in gollerini federasyonun attırdığının, saldırıyı federasyonun düzenlettiğinin açıklamalarını mı hazırlıyordun?” Ya “Fenerbahçe üyesi olmayan ama genel sekreterlik koltuğuna yapışmış görünen zatı muhtereme ne demeli?” Böyle bir günde “ortada olmayacaksan”, o koltukta işin ne? İş burada da bitmiyor!. Ertesi günü “saldırganlar yakalanıyor!.” Üstelik “Pişman da değiliz” diyorlar, “İyi ki dövdük, gene döveriz” demeye getiriyorlar!. Sonra... Tüylerim “gene” diken diken!.. Bu adı hiç unutmayın ey “fair playciler, sporseverler”, Mahir Acar adındaki savcı “Milli Takım’ın ve Fenerbahçe’nin kalecisini tekme yumruk dövenleri serbest bırakıyor!.” Evet, serbest bırakıyor!. Bundan sonra da “Milli Takım kaptanları, futbolcuları” dövülsün, tekmelensin, yumruklansın diye!. “Saldırganlar”, üstelik “yandaşlarını gazetecilere de saldırtarak”, ellerini kollarını sallaya sallaya ve “Biz adamı böyle yaparız” havalarında Adliyeyi terkediyorlar!. Aman Allahım!. “Böyle mi gireceğiz” Avrupa Birliği’ne? Ben prosedürü, “mevzuatı” falan filân pek bilmem!. Ama İçişleri Bakanı İçişleri Bakanı ise, Adalet Bakanı Adalet Bakanı ise, “ardarda gelen bu iki büyük rezalet için” derhal soruşturma açmalı ve “görevlerini yapmayan sorumsuz sorumlulara gereken cezaları verdirmelidirler!.” Geliyorum, bir başka “tüyler ürpertici” soruya: Hüsnü Çil TV’de bar bar bağırıyor: “Rüştü’yü dövenler başkanın, yönetimin adamlarıdır! Yakalanırlarsa göreceksiniz!.” Bu iddia doğru mudur? Bir başka “tüyler ürpertici iddia” karşı taraftan geliyor: “Takımın içinde birilerinin elleri, parmakları, maşaları var! Yönetim sabote ediliyor, teknik direktör sabote ediliyor!.” Yani? İddia açık; “Bazı futbolcular yönetim ve teknik direktör gitsin diye bile bile oynamıyorlar!.” Cumhuriyet’te sevgili Abdülkadir Yücelman da “bu yönde bir görüşü” açık açık dile getiriyor!. Doğru mu? Fenerbahçe’nin “Pendik’e yenilmesi” tıpkı “Susurluk’ta bir kamyon kazasının meydana gelmesi gibi”, sporumuzdaki “karanlık, hem de çok karanlık bazı olayları” gündeme getirdi, gün ışığının ortasına koydu! Şimdi görev “cesur ve dürüst gazetecilere”, yani medyaya düşüyor! Ya “olayların üstüne gidip”, Pandora’nın Kutusu’nun kapağını sonuna kadar açarak “içindaki bütün kötülükleri” ortaya çıkaracaklar, ya da “örtbas edip”, Susurluk Dosyası gibi “rafa kaldıracaklar!.” Bekleyelim görelim, bakalım hangisini seçeceğiz?
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT