BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yeni marka Beşik‘taş’

Yeni marka Beşik‘taş’

Çocukluğumuzda ne holding bilirdik, ne kartel, ne de tröst!.. Bilgidiğimiz en büyük kurum gücü, T.A.Ş. ile sembolleşirdi. Bu yüzden olsa gerek bir gücü ifade için kısaca “TAŞ” gibi derdik. Beşiktaş, bu sezon F.Bahçe’ye kaybettiği Süper Kupa finali de dahil, Şampiyonlar Ligi ön eleme ve Süper Lig’in ilk haftasında öyle bir performans sergiledi ki, taraflı tarafsız herkes Konyaspor maçından sonra “TAŞ gibi takım” yorumunu yapmaya başladı. Gerçekten taş gibi mi Beşiktaş?



Çocukluğumuzda ne holding bilirdik, ne kartel, ne de tröst!.. Bilgidiğimiz en büyük kurum gücü, T.A.Ş. ile sembolleşirdi. Bu yüzden olsa gerek bir gücü ifade için kısaca “TAŞ” gibi derdik. Beşiktaş, bu sezon F.Bahçe’ye kaybettiği Süper Kupa finali de dahil, Şampiyonlar Ligi ön eleme ve Süper Lig’in ilk haftasında öyle bir performans sergiledi ki, taraflı tarafsız herkes Konyaspor maçından sonra “TAŞ gibi takım” yorumunu yapmaya başladı. Gerçekten taş gibi mi Beşiktaş? Adım kadar eminim ki, bu soruya siyah - beyazlı takımın teknik direktörü Ertuğrul Sağlam bile “evet” diyemez. Birinci neden, Beşiktaş’ın hedefi sadece Süper Lig değil de ondan. Süper Kupayı kaybetmiş olan bu takımın önünde ligin yanı sıra hem Fortis Türkiye Kupası, hem de Şampiyonlar Ligi var da ondan. Peki bu kadro, özellikle Şampiyonlar Ligi için yeterli mi? Bu sorunun cevabına geçmeden önce yeni Beşiktaş’ın pozitif taraflarını anlatalım. Bu sezon Beşiktaş savaşçı bir karaktere büründü. Geçmiş yıllardaki dağınıklık kayboldu, gerçek bir ekip görüntüsüne büründü. Takım içi rekabet gıpta edilecek düzeye geldi. Menajer - hoca - futbolcu uyumu sorunsuz. Ancaksıkıntılar diz boyu... Şimdi gelelim günün sorusuna... “Mevcut kadro yeterli mi?” Bu soru karşısında “hayır!” diye yükselen haykırışları duyar gibiyim. Beşiktaş’ı yönetenler, patlama yapmak arzusunda samimi iseler, “Hocamız isterse oyuncu alırız” demek yerine topu Sağlam’ın ayağından alıp, onu gol pasına dönüştürecek ve golü atabilecek oyuncuları bir an önce bulup, Beşiktaş’a kazandırmalılar! Diyeceksiniz ki, “Bobo ne güne duruyor?” Doğru, Bobo çok güzel bir başlangıç yaptı sezona, 4 maçta 4 gol küçümsenecek bir başarı değil. Ama uzun maratonda sakatlıklar, cezalar ve hastalık hali var... Hadi bunlar bir tarafa, Bobo kaç maç böyle devam eder? Rakipleri, böyle bir futbolcuyu marke etmezler mi? Merak ettiğim bir başka konu da şu; mesela Gökhan Güleç ne zaman iyileşip sahalara dönecek? Mesela Delgado ne zaman üç maç üst üste oynayabilecek güce kavuşacak? Mesela Ricardinho ve İbrahim Akın gibi yetenekler, ne zaman Beşiktaş’ı coşturan kramponlar olarak tribünlerin kalbini kazanacak? En önemlisi Beşiktaş’ın kanadına büyük hareket ve canlılık kazandıran Serdar’ın o güzelim ortalarında gol olup yağacağı sinyalini son PAF maçında attığı 4 gol ile veren Batuhan gibi gençler ne zaman A Takım’da Nobre’ye, Bobo’ya rakip olacak? Bu soruların cevabını Beşiktaş için değilse bile Türk futbolu adına inanın çok merak ediyorum. > MIHLAMA Keskin sirke küpüne zarar! > Krallar önde gider Krallar, şartlar ne kadar ağır olursa olsun varlıklarını hissettirirler. Hakan Şükür gibi... Krallar farklıdırlar; farkları ülkenin tartışmasız en büyük golcüsü olmasından bellidir. Hakan Şükür’ün büyüklüğü de, Taçsız Kral Metin Oktay’ı geçip, G.Saray’ın en golcü oyuncusu olmasından bellidir. İlklerin adamı ve bu ülkenin tartışmasız en verimli faal futbolcusu olmasından bellidir. Dile kolay, 15 yıl zirvede kalabilmek. Dile kolay, 15 yıl vitrindeki adam olarak bütün kıskançlık oklarına göğüs gerip ayakta kalabilmek. Kral Hakan Şükür’ü bir model olarak ayakta alkışlıyorum. Onu alkışlarken; “Altının değerini sarraf bilir” sözünü hatırlayıp, Feldkamp’ı bizim sevgili Ersun Yanal hocaya, “Bir yıldız nasıl kazanılır?” tezinin doktora hocası olarak takdim ediyorum. Unutmayın Ersun Hoca, “Krallar önde gider!” > Çarşı Sinan Engin’e karşı Allah şaşırtmasın, insan böyle durumlarda ne diyeceğini bilemiyor! Mesela Sinan Engin, “Ertuğrul Sağlam’ı 1 numaralı teknik direktör yapacağım!” diyor! Ne zaman? Tribünler “Çarşı Sinan Engin’e karşı” diye pankart açtığında. Sinan Bey iddialı olmak güzel ama daha güzeli varsa bir gücü yeri geldiğinde gösterebilmek. Aksi halde insana, “Siz kimin menajerisiniz; Sağlam’ın mı yoksa Beşiktaş’ın mı?” diye sorarlar. Bununla da yetinmez, “Sinan Bey madem böyle bir maharetiniz vardı, neden daha önce birlikte çalıştığınız teknik adamlar için göstermediniz?” diye yüklenirler. Pankart hâlâ gözümün önünde; “Çarşı Sinan Engin’e karşı.” Peşin hükümlü olmayın beyler! Peşin hükümle ne yol alınır ne de hedef aldığınız şahıslar yıpranır. Yıpranan, büyük yarışta zayıf düşen kim olur biliyor musunuz? Beşiktaş’ın taa kendisi. Futbol nereye gidiyor? Futbolda fiesta değil fiyasko yaşanıyor! Fiyasko da bir meşrubat markası değil, Süper Lig’deki rezaletin taa kendisi. Şu iğrençliğe bakın!.. Şu düzeysizliğe bakın!!.. Futbolda bir önceki sezonu olayla kapatmışız! Ama ders almak yok! Yeni sezonu da saatli bomba gibi giriyorsunuz... En küçük kıvılcım da patlamaya hazır bir bomba... Her türlü provakasyona müsait bir bomba! Nitekim, yeni sezonu da olayla açıyoruz!.. Bu kez, olay mahalli İstanbul değil de, “Hassasiyet”in doruk yaptığı Trabzon! Aman Allah’ım futbol nereye gidiyor? Ne bu sabırsızlık? 1 dakika daha bekleyemiyoruz... Ne bu hoşgörüsüzlük? Kazanmayı da kaybetmeyi de hazmedemiyoruz. Ne bu hırçınlık? Yakıp, yıkmayı marifet sanıyoruz! Yazık!.. Çok yazık! Allah aşkına söyleyin neyi paylaşamıyorsunuz?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT