BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Anadolu Erenleri

Anadolu Erenleri

Sultan Divani eline sıkıştırılan kaseye gülerek bakar.



Zehir bize n’eylesin? Hani derler ya: “Gönül ne çay ister, ne çayhane. Gönül sohbet ister hepsi bahane”. Çelebi Mehmed’e “sohbet” denmesin, bulduğu her fırsatı değerlendirir. Velev ki davet eden Şah olsa bile. İşte o gün baldan tatlı üslûbu ile Efendimizi ve şanlı eshabını anlatır. Sanki davetlileri Medine’ye götürür, mukaddes mekânları gezdirir. Tam sohbetin şekerleştiği demlerde hizmetçi şerbet maşrabasını Çelebi’nin eline tutuşturur. Çelebi bir şerbete, bir Şah’a bakar. Şah’ı hiç yaşamadığı bir korku sarar. Elleri titrer, nefesi daralır. Çelebi “böyle bir şeyi neden yaptın?” gibilerden bakar ve maşrabayı uzatarak “Buyrun şahım” der, “birlikte içelim”. Şah dehşetle boğazını tutar ve gayri ihtiyari ayağa kalkar. Manzara açık ve yüz kızartıcıdır. MİRZA ELKAS ŞOKU Halk Şah İsmail’i çok ayıplar. Öyle ya, hasım bile olsa misafir misafirdir ve böylesi hilekâr cinayetler sultanlara yakışmaz. Çelebi Mehmed “Allah-ü teâlâ istemedikten sonra zehir neylesin” der ve şerbeti içer. Sonra tarifi zor bir heybetle ayağa kalkar ve Divan-ı Kebîr’i ister. Şah o kadar mahçuptur ki “Hayır” diyemez. Çelebi Mehmed Mevlânâ Hazretleri’nin elceğizi ile yazdığı divanı öper, koklar, başına koyar. Ondan öyle beyitler okur ve öylesine hoş açıklar ki dinleyenler cezbeye kapılırlar. Sarılanlar, ağlayanlar, eline eteğine kapananlar... Şah’ın oğlu Mirza Elkas tövbekârların başını çeker, esrarengiz dervişin hizmetine girer. Müstakbel tacını tahtını elinin tersiyle iter ki, bu tavrı babasının canını sıkar. Şah İsmail öyle kolay pes eden biri değildir. Onlara dönüş yolunda pusular kurar. Peşlerine müfrezeler takar. Ama Allah dostları kınından sıyrılmış kılıç gibidir. Onlara çarpanlar iflah olmazlar. İşte bu hadiseden sonra Çelebi Mehmed’in adı “Sultan Divani”ye çıkar. ZİNDANDAKİ VELİ İbrahim Gülşeni Mısır’ı nurlandıran velilerden biridir. Mübârek mütevazı dergâhında sessiz sedasız hizmet eder. Kitaplar yazar, talebeler yetiştirir. Halk bu gönül ehlini çok sever. Halkasına katılanlar katlana katlana artar. O yıllarda Şah İsmail ile ittifak halinde olan Kansu Gavri, İbrahim Gülşeni Hazretleri’nden destek ister. Akla gelecek herşeyi önüne serer. Ancak büyük veli onu reddeder, dahası “fitneden kaçınmasını ve Osmanlı ile takışmamasını” öğütler. Kansu öfkeyle yanıp kavrulmaktadır. Bırakın nasihat dinlemeyi, mübareği zindana attırır. Ama bu dünya ona da kalmaz. Yavuz Mercidabık’da onu öyle bir yener ki kahrından ölür, cümle âleme rezil olur. Yerine geçen Tomanbay, Kansu’nun yolunda gider. İşte o günlerde Sultan-i Divani, Mevlânâ’dan aldığı bir işaret ile yola çıkar. Mısır’a gelir. Samimi müminler onu hoş karşılar, etrafında halka olurlar. Hatta birlikte hapishaneye gider, İbrahim Gülşeni Hazretleri’ni ziyaret ederler. Ancak kalabalık öyle artar, öyle artar ki muhafızlar kapıları tutamaz olurlar. Mevlânâ Hazretleri’nin tasarrufu onları bir zırh gibi kuşatır. Bunu yüreklerinde hisseder, ürkekler bile cengaver kesilirler. Çok geçmeden askerler gelir, hapishaneyi kuşatırlar. Ancak hücuma geçtikleri anda öyle bir şamar yerler ki elleri ayakları boşalır. Asker ikinci saldırı emrine itiraz eder, hatta bir kısmı açıkça isyan çıkarır, karşı tarafa geçer. Tomanbay’ın önünde tek tercih vardır, Gülşeni Hazretleri’ni hürriyetine kavuşturmak. O da öyle yapar. SELİM’LE DOST OLURLAR Sultan Divani keramet göstermekten çok sakınır. Ancak o istemese dahi etrafında harikalar olur. Kış günü altına oturduğu ağaçlar çiçek açar, dallar meyveye dururlar. Tarihçiler 2.Bayezid ile Abapuş-u Veli arasındaki dostluğu kitaplarına alırlar. Aynı şekilde oğulları (Sultan Divani ile Yavuz Selim) arasında da imrenilecek bir muhabbet vardır. Meselâ bir keresinde Şam taraflarında karşılaşırlar. Yüce Veli cihan padişahından Muhyiddin-i Arabi Hazretleri’nin kabrini onarmasını ister. Padişah boyun eğer. “Emrin olur” der. Sultanı Divani bir gün aniden rahatsızlanır. Talebeleri tabib bulmak için sağa sola seyirtirler. Mübarek mânâlı mânâlı güler, “Yorulmayın” der, “Şimdi ilaç ve hekim gailesi olmayan bir yere gidiyorum” ve gider, ardından nurlu izler bırakarak gider. Sadrazam Kara Mustafa Paşa ona muhteşem bir cami ve türbe yaptırır. Bu cami zaman zaman yıpranır. En son 2. Abdülhamid han tarafından onarılır ki, Ulu Hakan kapı motiflerini bizzat elceğizi ile işler. Devam edecek
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103235
    % 2.07
  • 4.7171
    % 0.01
  • 5.5018
    % -0.57
  • 6.2889
    % -0.17
  • 197.827
    % 0.14
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT