BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Sağlık Bakanımıza bin teşekkür

Sağlık Bakanımıza bin teşekkür

Prof. Dr. İsmail Hakkı Baltacıoğlu, “Türke Doğru” isimli önemli eserinde diyor ki: “Tanzimat devri, öldürücü şüphe ve aşağılık duygusu devridir.



Prof. Dr. İsmail Hakkı Baltacıoğlu, “Türke Doğru” isimli önemli eserinde diyor ki: “Tanzimat devri, öldürücü şüphe ve aşağılık duygusu devridir. Tanzimat, Türk’ün bu yeryüzünde, Türk’ünkinden daha öz, daha üstün bir din, ahlâk, hukuk, sanat, felsefe ve terbiye kültürü varolduğuna inanmakla başlar. Tanzimatla birlikte Türk’ün bütün kültür gelenekleri gibi mimarî gelenekleri de soysuzlaşır. Yabancı mimarî gelenekleri, câmileri, türbeleri, sebilleri, saray ve evleri, sömürmeye başlar. 19. Asır içinde, İtalyan mimarları İstanbul’a gelip Türk’ün yıkılan mimarî gelenekleriyle alay eder gibi, sanki onları diriltmeye yeltenirler. Türk eseri yerine, gotik kilisesi yaparlar. Aksaray’daki Valide Camii gibi.” Baltacıoğlu, bizim pedagoji kürsülerimizin yetkili isimlerinden biri. Doğu ve Batı Dünyasını çok iyi bilen bir ilim ve siyaset adamı. Onun çok doğru bir şekilde tesbit ettiği Batı karşısındaki aşağılık duygumuz, başta Ankara olmak üzere, şehirlerimizi bir beton yığını haline getirdi. Sadece beton yığını haline getirmekle kalmadı, bizi ruhumuzdan, kökümüzden, mimarîmizden de kopardı. Şimdi gelin, Ankara’mızda Cumhuriyetimizin ilânından önce ve sonra bizim mimarimize uygun kaç bina yapıldığını saymaya çalışalım. Bu binalar hangileri acaba? 1- Türk Ocakları Genel Merkezi, 2-İş Bankası Genel Müdürlüğü, 3-Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü, 4-Merkez Bankası Genel Müdürlüğü, 5-Eski Vakıflar Yurdu ve Küçük Tiyatro Binası, 6-Tekel İdaresi binası 7-Bugünkü Kültür Bakanlığı binası! Bu 7 binaya bir 7 bina da siz ekleyin. peki sonra? Kızılay’da, Bakanlıklar’da, Kavaklıdere’de, Çankaya’da... Türk mimarisine uygun bana beş bina sayabilir misiniz? Türk’ün başşehri böyle mi olmalıdır? Hiçbir milletin başşehrinde meydanlara bir başka milletin ve medeniyetin abidesi dikilmez, dikilemez! Vedat Dalokay, Ankara’ya, Sıhhiye Meydanı’na Hitit Milleti’nin boynuzlu geyiklerini getirip koydurdu. Yazık! Güven parkındaki o meşhur heykele dikkat ettiniz mi? Atatürk’ün: “Türk Öğün! Çalış! Güven!” vecizesi üstünde kocaman iki Yunan delikanlısı duruyor. Kucaklarında Yunan liri var. Adamlar, fizikî yapılarıyla da kat’iyyen Türk değildirler, kucaklarındaki çalgılarıyla da! Türk milleti, tarihin hiçbir devrinde lir çalmadı. Ve Türk boyları arasında, o Güven parkındaki heykellere benzer tipler de yaşamadı. Bütün ömrünü, coşkun milliyetçilik duygularıyla geçiren Atatürk’ün Anıtkabri bile, Yunan mimarisinden alınan özelliklerle yapıldı. Baltacıoğlu’nun bahsettiği, Tanzimatla başlayan o aşağılık duygusu, Anıtkabir’i bile yunan akrapollerine benzetti. Bütün bunları niçin yazıyorum? Sağlık Bakanımız Osman Durmuş, basınımıza açıklamış, demiş ki: “Artık hastahaneler Türk tipi olacak. Devlet hastanelerimiz Türk mimarisinin motiflerini taşıyacak. İnsanlar gördüğü anda, ‘bu bina hastahane binası’ demeli. Hastahanelerimizin mimarisi özel olacak. 24 saat hizmet veren bu binalar çok dayanıklı olmalı. Aynı zamanda estetik güzelliği de bulunmalı. Aynı zamanda modern mimarinin bütün özeliklerini de taşımalı. Türkiye’de hastahane mimarisi yarışması açacağız. Herkesin katılmasını istiyoruz. Hastahane binaları okul binalarından farklı olmalı.” Sağlık Bakanımız, Batı kültürü karşısında adeta yere yapışan bir takım insanları tutup kaldırmak istiyor. Şehirlerimizi yeni baştan bizim mimarîmizle güzelleştirmeye çalışıyor. Bu,milletimizin 1839’dan beri beklediği müthiş bir müjde. Sağlık Bakanımız hiçbirşey yapmasa da sadece bu projeyi gerçekleştirse, milletimizin gönlünde taht kurar. Sağlık Bakanlığı bu konuda başarıya ulaştı mı, mimarlarımıza ve halkımıza güzeli ve doğruyu gösterdi mi, yarın Milli Eğitim Bakanlığımız da, diğer bakanlıklarımız da, mimaride kendi kökümüze döneceklerdir. İngiltere’yi, Almanya’yı, İsviçre’yi, Rusya’yı, Avusturya’yı, Çek Cumhuriyetini görmeyenler bunun ne demek olduğunu bilemezler, anlayamazlar. Sağlık Bakanımızın bu düşüncesine karşı çıkanlar yok mu diyeceksiniz. Olmaz olur mu. Sağlık bakanımız, söz gelişi “Ağrı dağının yüksekliği 5.165 metredir” dese, basınımızda kırk kahraman birden ortalığa fırlar! Nitekim Tabibler Odası Genel Sekreteri Kürşat Şahin de göğsünü yumruklayarak meydana çıktı. Dedi ki: “Bu proje kel başa şimşir taraktır. Hastahanelerin mimarisine değil sağlamlığına bakılsın. Öncelikle depreme dayanıklılığı test edilsin! Mimarî yarışmasının, gerçekten doğru olmadığına inanmak istiyoruz!” Şimdi lütfen siz, her iki beyanı da dikkate alarak Türkiye’nin çilesini bir daha duyan kimdir bu Kürşat Şahin ve ne demek istiyor? İnanıyorum ki o da “köprüye hayır!” diyenlerdendir. Yani “ilerici” bir kişidir. Yalnız ben, onun küfürsüz bir dille konuşmasını Türk sosyalizmi bakımından büyük bir gelişme olarak görüyorum. Çünkü Sağlık Bakanımız’ın bazı faaliyetlerine ve beyanlarına şiddetle karşı çıkanlar, umumiyetle tuvalet işleten kişilerin ağzıyla yazıp çiziyorlar. Kürşat Şahin, sırf Sağlık Bakanımızı tenkit etmek için konuşmuş. Bakanın açıklamalarından hiçbir şey anlamadığı meydanda. Ama adam sövmeden konuşuyor. Bence Sağlık Bakanımız hastahanelerimizi mutlaka, ama mutlaka bizim mimarimizle yaptırmalı. O hastahanelerin bahçesine Tanzimat’ın Batı karşısında aşağılık duygusuyla ezip bitirdiği insanlarımızı temsilen bir de heykel koydurmalı. Altına da “1839’dan beri iyileşmeyen hastamız” diye yazdırmalıdır. Biz de Sağlık Bakanımızı bin defa tebrik etmeliyiz.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT