BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dereyi görmeden...

Dereyi görmeden...

Yunanlı, dereyi görmeden paçaları sıyırdı bile!.. Türkiye’nin yakından tanıdığı Yunanlıyı, bütün dünyanın tanımasına çok az bir zaman kaldı!



Yunanlı, dereyi görmeden paçaları sıyırdı bile!.. Türkiye’nin yakından tanıdığı Yunanlıyı, bütün dünyanın tanımasına çok az bir zaman kaldı! Şimdiye kadar, Türk ve Türkiye düşmanlığının arkasına saklanarak politika ürettiler. Bu politikalarla, Atina’da iktidar oldular. Helsinki kararlarından sonra, zafer sarhoşluğuna kapılan Yunan Başbakanı Simitis, bir yandan barışın sembolü olan zeytin ağacını Türkiye’ye gönderirken, diğer yandan kendi meclislerinde yaptığı konuşma ile gerçek niyetlerini ve kirli yüzlerini ortaya koyuyor. Simitis, konuşmasında; “...Helsinki kararlarına Türkiye, evet demekle tuzağa düşmüştür. Artık, Türkiye’nin direnecek gücü kalmamıştır. Zira güç, Türkiye’nin onaylamasıyla Lahey Adalet Divanı’ndadır. AB Dönem Başkanı, Finlandiya Başbakanı Paavo Lipponen’in, Türkiye Başbakanı Ecevit’e gönderdiği ek mesaj’ın, hukukî hiçbir kıymeti ve geçerliliği yoktur. Bizde (Yunan’da) bir atasözü vardır; (Zehiri şekerle kaplayarak sunmak!...) tıpkı bunun gibi... Türkler’e zehiri şekerle kaplayarak sunduk, onlar da yuttular. Böylece Türkiye’yi Lahey Adalet Mahkemesi’nin elinden kurtaracak hiçbir güç yoktur!..” İşte Yunanlı bu!.. Biz bu Yunanlıyı ezel-ebed tanıyoruz. Cibilliyetini biliyoruz. Ve bu davranışlarına hiç şaşmıyoruz. (Not: Türkiye’nin aday üyelik müzakerelerinin arifesinde, Helsinki’de oynanacak oyunu, aynen Simitis’in benzetişiyle ÇERÇEVE sütunlarında dile getirip, hükümeti uyarmıştık! Dinletemedik tabii... Sn. Ecevit’in gelen metni, çeşitli ülke liderlerinden aldığı kutlama mesajları ve mutlaka imzalayın yönündeki telkinler ve özellikle Finlandiya Başbakanı Lipponen’in yazılı mesajını güvence addedip imzalaması başımıza bu gaileyi açmıştır!..) Daha önce de defaatle belirtmiştik; şükür ki KKTC’nin başında, sözünün eri, gerçek Türk milliyetçisi; tarihî bir şahsiyet var... Zafer sarhoşu Yunan’a ilk tokadı, Kıbrıs konusunda Sn. Denktaş vurdu. Sn. Denktaş bunu şahsiyetli politika uygulayarak elde etti. Malum; BM gözetimindeki dolaylı görüşmelerden, eli boş, yüzü asık Ada’ya dönen Denktaş, BM Güvenlik Konseyi’nin kararını beklemeye koyulmuştu. Zira, Konsey, Ada’daki Barış Gücü’nün süresini uzatacaktı. Bu, nasıl olacaktı? AGİT’te ve Helsinki’de olduğu gibi sadece Kıbrıs’ın Rum kesimi mi muhatap addedilecekti? Aynen öyle yapıldı ve KKTC görmezlikten gelindi... İşte tam bu esnada Denktaş devreye girdi ve BM Barış Gücü’nün Kuzey Kıbrıs’a (Türk tarafına) getiremeyeceğini bildirdi. Öyle ya, mademki Güney Kıbrıs’ı muhatap alıp, onlardan müsaade alıyorsunuz, Kuzey’de ne işiniz var? Eğer Kuzey Kıbrıs’ta işiniz varsa, oradaki Türk devletinden müsaade almanız lazım!.. BM Güvenlik Konseyi tekrar toplanıp, durumu değerlendirdi ve KKTC’den bahsederek, müsaade almak zorunda kaldılar. Böylece KKTC, ilk defa BM nezdinde devlet olarak tanınmış oldu! Yunan siyasi partileri ve basını kıyametleri koparıyor; dereyi görmeden paçaları sıvamanın bedelini ödüyorlar. Denktaş, sakin ve kararlı: “...Eğer, AB, sadece Kıbrıs Rum tarafını muhatap addedip, Birliğe davet ederse ve bu husus kesinleşirse, o takdirde zaten Ada fiilen ikiye bölünmüş demektir. Bunun müsebbibi de AB ve Rumlar’dır. Kuzey, yalnız başına kalmıştır ve istediği gibi hareket etme serbestisine sahiptir...” Bütün olumsuzluklara rağmen, Denktaş’ın dik durması ve şahsiyetli politika izlemesi, Kıbrıs’ta ileri sürdüğü ve başkaca seçeneği olmayan Konfederasyon tezini daha da güçlendirdi.
Reklamı Geç
KAPAT