BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ekonomi nereye gidiyor?

Ekonomi nereye gidiyor?

Türkiye bu. Planla, programla, stratejiyle ne işi olur ki? Varsa yoksa polemik! “Abdullah Gül benim cumhurbaşkanım olamaz” diyor aklı evvelin biri. Koskocaman Başbakan, boş duracak değildi ya; patlatıverdi cevabı: “Vatandaşlıktan çık git.”



Türkiye bu. Planla, programla, stratejiyle ne işi olur ki? Varsa yoksa polemik! “Abdullah Gül benim cumhurbaşkanım olamaz” diyor aklı evvelin biri. Koskocaman Başbakan, boş duracak değildi ya; patlatıverdi cevabı: “Vatandaşlıktan çık git.” Bununla kalsa yine iyi. Ülke ikiye bölündü hemencecik. Medya leşkerleri bir yanda, siyasetçiler diğer yanda. O ona onu dedi, bu buna bunu dedi. Siyasetteki “kayıkçı kavgası” son hızıyla devam ediyor etmesine de ekonomi nereye gidiyor acaba? Kimin umurunda! Plan, program derken bunu kastediyorum işte. Plan bizi bozar. Strateji ise hiç hazzetmediğimiz bir mevhum. Polemik öyle mi ya? Salla, sallayabildiğin kadar! Hele tribünler de tempo tutuyorsa bu sen-ben dalaşına, deme gitsin! Amerika başta olmak üzere birçok batı bankası, yüksek riskli mortgage (morgıç) kredileri nedeniyle batma noktasına gelmiş, dert mi? Ortaya çıkan global kriz dünya piyasalarını kasıp kavuruyormuş, ne gam!.. Ama bakın, Amerika’da yaşananların hiçbiri yaşanmamasına rağmen Türkiye piyasası, global krizden en fazla etkilenen piyasa oldu. Polemikçiliğin böyle de bir yan etkisi var işte!.. Reel ekonominin gerçeği farklı çünkü. Lafla peynir gemisi yürümüyor orada! Türkiye neden etkilendi? Ekonomisi çok kırılgan da ondan!.. Polemikle büyüyen bir ekonomi kırılgan olmasın da ne olsun?!. Gelişmekte olan her ülke gibi Türkiye de büyüme gayreti içinde. Büyümek için yatırıma, yatırım için de finansmana ihtiyaç var. Türkiye’nin finansmanı yok ki? Bol miktarda polemikçisi var ama parası yok!.. Kendi kaynağın yoksa borç kaynak kullan! Bak, bunda mahiriz işte. “Borç yiğidin kamçısı” sözü bizim şiarımızdır; bulduk mu yeriz. “Başka çare vardı da yapmadık mı?” durumu yani! El parasıyla fabrika kurmak risk demektir. Adam ya düğünde ister parasını, ya bayramda. “Yahu, yatırım yaptım. Biraz müsaade et” deme şansın yok. “Ver” dedi mi, vereceksin! Hele sıcak paraysa bu, yandın. İsteme tenezzülünde bile bulunmaz elin oğlu. Alır parasını, vın! Türkiye’ye giren sıcak para son senelerde 100 milyar doları buldu. Bunun; fazla değil, 5 milyar doları tası tarağı toplayıp gidiverse, yandı gülüm keten helva. Ondan sonra ayıkla pirincin taşını!.. Yatırımcı karakteri Kriz anında yatırımcı likit olmayı yeğler her zaman. Varlığa bağlı parasını nakde çevirip öyle bekler fırtınanın dinmesini. Batıda bankalar krize girdi ya, yatırımcı aynı karakteristik özelliği sergiliyor işte. Nesi var, nesi yok nakde çeviriyor! Yatırımcı böyle davranıyor, tamam da ülkeler ne yapıyor? Onların tepkisi de pek farklı değil aslında. Gelişmiş ülkeler bu dalganın şiddetini azaltmak için faiz oranlarını indiriyor, gelişmekte olan ülkeler ise arttırıyor. Korunma refleksi!.. ABD Merkez Bankası (FED) faizde ufak bir ayarlama yapıp sükuneti sağladı nispeten. FED’in her an müdahale etmeye hazır bekliyor olması, yatırımcının yüreğine su serpip piyasaları rahatlattı. Panik hali bitti en azından. İstanbul Türkiye için ne ise Amerika da dünya için o. Dünya ekonomisinin yüzde 30’unu bu ülke meydana getiriyor çünkü. Bir de farkı var Amerika’nın; orada polemik ve “it dalaşı” yok. İşlerini ciddi yapıyor adamlar; ayrıca planlıyorlar da. Gelelim zurnanın “zırt” dediği yere. “Bundan sonra ne olur?” Son 10 senedir yaşanan “likidite bolluğu” bitiyor bir kere. Bunu böyle bilmek lazım. Ayrıca, öyle her sene yüzde 5-6 büyüme de yok. Türkiye borç alıp yiyen bir ülkeydi. Eee, ne olacak şimdi? Kayıkçı muhabbetlerini bırakıp ekonomiye odaklanması lazım her şeyden önce. Son beş senede ortalama yüzde 7.2 büyümüştü; o da yok artık. Bu şartlarda ne yapıp edip katma değeri yüksek üretim yapması gerekiyor. Otomotiv, tekstil, elektrik ve elektronik Türkiye’nin ana ihraç kalemlerini meydana getiriyorlar ama elde edilen katma değer, yüzde 20’den fazla değil bu sektörlerin hiçbirinde. Bu da başka bir gerçeği ülkenin. Türkiye’nin sanayileşmeyi sürdürebilmesi için finansmana ihtiyacı var. Fakat, bir de dünya gerçeği var. Eski likit bolluğu yok artık. Dolayısıyla Türkiye’nin hizmet sektörüne ağırlık vermesi ve insan kaynaklarını doğru dürüst kullanır hale gelmesi lazım. Bu da eğitime ağırlık vermekle olur. Hâlâ yabancı sermaye çekme şansı var. Sosyal güvenlik ve vergi reformunu gerçekleştirdiği nispette devam eder bu. AK Parti, zaten yapacağını söylüyor bütün bunları. Da... ah bir de polemiklerden fırsat bulsa!
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT