BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Palavrayı bırakalım!..

Palavrayı bırakalım!..

Basketbol Milli Takımı’nın Letonya’yı tıklım tıklım dolu ve coşkun İzmir seyircisi önünde zar zor yenmesinin ardından gelen Hırvatistan hezimeti her şeyi ortaya koydu!.. Herkesin anlaması için “yabancı deyim” ukâlalıklarından vazgeçerek, “Türkçe” anlatayım derdimi; Milli takımımızı “saha içinde yönetecek bir oyun kurucusu” da yok, saha kenarında yönetecek bir “antrenörü” de!..



Basketbol Milli Takımı’nın Letonya’yı tıklım tıklım dolu ve coşkun İzmir seyircisi önünde zar zor yenmesinin ardından gelen Hırvatistan hezimeti her şeyi ortaya koydu!.. Herkesin anlaması için “yabancı deyim” ukâlalıklarından vazgeçerek, “Türkçe” anlatayım derdimi; Milli takımımızı “saha içinde yönetecek bir oyun kurucusu” da yok, saha kenarında yönetecek bir “antrenörü” de!.. “NBA’yi fethettiklerini sandığımız” ve de adına “dev” dediğimiz oyuncuların üzerinden potamıza top bırakan rakiplerimizin genç oyuncularını gördükçe içimiz sızladı; ne yazık ki, biz hâl⠓eski rüyalarla ve de hiç bir zaman gerçekleşmeyeceği belli olan hülyalarla avunup” gidiyoruz!.. Takımın “oyun kurucusu” olmayınca, “bizim devlerimiz” adeta “devler ülkesinde gezintiye çıkan Güliver’e dönüveriyor”; bunu hâlâ anlayamayan bir Tanjeviç var, takımın başında; vah ki ne vah!.. “İnadım inat” diye tutturdu; herhalde sebep şu: “Ben takımı içerden yönetecek adam istemem, dışardan olduğu gibi, içerden de ben yöneteceğim!” Bravooo!.. Ama görünen o ki, “takım içerden yönetilemeyince”, dışarıdan hiç ama hiç yönetilemiyor ve Tanjeviç “çaresizleri oynuyor”; geçmişler ola!.. Ne var ki, “Turgay Demirel’i pohpohlayanlar”, bu kötü basketbola, “bu hâliyle bir yerlere varması mümkün görünmeyen” bu takıma hâlâ övgüler yağdırıp, gerçekleri gözden kaçırmaya çalışıyorlar; şunun şurasında sadece günler kaldı; orada da “saçlar önümüze dökülecek ve kelimiz görünecek”; bilmem ki, “o zaman” ne yapacaklar?.. --------- >>> Terim’in işi zor!.. Tılsım, Bosna Hersek’e 3-2 yenildiğimiz maçta bozuldu ve dengeler “SOS” vermeye başladı. Fatih Terim hocamız ne derse desin, Romanya maçı gösterdi ki, Türk Milli Takımı’nın “gruptaki işi zor”, hem de çok zor!.. “En güvenilen” oyuncular ya sakat, ya yarım sakat ya formda değil; “yerlerine oynaması düşünülen” oyuncularda da “o yerleri dolduracak” bir kapasite ışığı görünmüyor!.. “En ümitli olduğumuz” oyuncuları örnek vereyim; Kayserispor’un “Takımlarını verseler vermeyiz” dediği Gökhan Ünal ve Mehmet Topuz’un “Romanya önündeki performansları” hepimize “aynı” soruyu sordurmadı mı: “Bunlar mı, üç büyüklerin hem de 10 milyon doları ve birkaç futbolcuyu gözden çıkardığı ikili?..” Gerisini siz düşünün; nasıl olacak bu iş?.. İşte, “bir defa daha ortaya çıktı” ki, Hakan Şükür “takımın hâlâ yeri en sağlam” adamı; o olmazsa “bıraktım gol atmayı, gol pozisyonuna girmeyi, Türk Milli takımı rakip sahada top bile tutamıyor, tek hava topu alamıyor”; “Hakanmania” ya da “Hakanfobi” ruh hâli içinde kıvranan ve “abuk sabuk şeyler yazmaya devam eden” bilcümle Hakan düşmanı da “bu durumu gördükçe” çatır çatır çatlıyor; görülüyor ki, daha uzun süre de çatlayacaklar!.. Romanya maçı gösterdi ki; kalede, defansta, orta sahada ve forvette büyük eksiklerimiz ve problemlerimiz var; geriye ne kaldı?.. İyi ki, “teknik direktör” eksiğimiz ve problemimiz yok; bir de o olsa, iş zaten bugünden tamamdı!.. Eğer Malta ve Macaristan maçlarından “6 puan alamazsak” o problem de başlayacak; Fatih Hocamın haberi olsun!.. ---------- >>> Necati döndürülmemeli!.. Feldkamp’a kurulacak “en iyi tuzak”, Necati’nin “yeniden takıma döndürülmesidir!..” Bu adım, “tam da Özhan Canaydın’a yakışan” bir adım olacaktır!.. Zaten sinyali haftalar önce vermişti; Necati’nin kulağına “konuşma, sus ve bekle” diyerek!.. Necati’nin dönüşü, “Feldkamp’ın bitişi” demektir; Feldkamp’ın bitişi de Adnan Polat - Adnan Sezgin ikilisinin bitişi!.. Oyun ortada: “Galatasaraylı” tanınan “bazı” yorumcular, durmadan “Necati takıma dönmelidir” diyor, başka bir şey demiyorlar; “Muratları, Necati’nin dönmesi değil, Feldkamp’ın ve asıl iki Adnan’ların bitişini sağlamaktır”; işte oynanan oyun bu!.. Kimden cesaret aldılar; Özhan Canaydın’dan!.. Merak ettiğim bir şey var; “bu kadar büyük ve değerli oyuncuydu” da, neden hâlâ bir Allah’ın kulu çıkıp da Necati’yi transfer etmedi; bıraktım transfer etmeyi, Galatasaray’ın kapısını çalıp “Ne kadar bonservis bedeli istiyorsunuz” diye sormadı?.. “Sahalardaki zorlu hayat” yerine “gecelerdeki tatlı hayatı” seçen bir futbolcuya talip olmak ve milyon dolarlar saymak kolay mı?.. Bunu yapsa yapsa Galatasaray yapar; yıllardır Ümit’leri, Necati’leri sırtında taşıdı ve de “genç oyunculara kötü örnek olmalarına göz yumdu”, Galatasaray, iş Arda’lara kadar geldi; daha devam mı etmesi isteniyor; anlamak mümkün değil!.. -------- >>> Hücum!.. Anlaşılıyor ki, Feldkamp ile Galatasaray “son yıllarda sarı - kırmızılı takımda görülmeyen” bir mücadele ve fizik gücü kazanacak, “iyi bir takım kurulduğu” için de bunun meyvelerini toplayacak; öyleyse “toplu” bir hücum ile “önü kesilmeli” senaryosu sahneye kondu!.. Geçen sezon Fenerbahçe’nin şampiyonluğunda payı en büyük olan Tuncay, hem de bedavaya İngiltere’ye giderken, geçen koca bir sezonu sırtüstü yatarak geçiren Necati için “Neden gönderiliyor” diye kıyametin koparılmasıyla başladı; hücum!.. “İhtiyar, koşamaz, idman yaptıramaz” diye sürdürülen kampanyanın içi, Feldkamp mesela Zico’dan daha fazla koşmaya ve takımına daha fazla idman yaptırmaya başlayınca, bu defa “önüne geleni harcıyor” itham ve iddialarıyla doldurulmaya çalışılıyor!.. Üstelik “ortada fol yok yumurta yokken” manşetlere çıkarılan “Bavulu hazır” palavralarının gerçek olması için Feldkamp’ı “bıktıracak ve kızdıracak” bir yığın yalan haber ve “onlara dayalı” yorumlar da kapladı, her tarafı!.. Ne yazık ki, Galatasaraylı “bir çok” yorumcu da “gerçekleri gözden kaçırıp”, bu kampanyalara ayak uydurmaya ve destek vermeye başladılar!.. Yok “Arda’ya bu yapılır mıymış”, yok “Hasan böyle kaybedilir miymiş?”; miş miş de miş miş!.. “Kendini kaybetmek için elinden geleni ardına koymayan” futbolculara “bugüne kadar çare bulunamamıştır” ve dünya spor tarihinin mezarlıkları “böyleleri” ile doludur!.. “Bu sporcuları kazanmak için” her hocanın kendine göre “düşünceleri, uygulamaları” vardır; sporcu “buna cevap verirse” hem kazanır, hem de kazandırır, vermezse, gitti gider!.. Beşiktaşlı Yusuf’tan, Sergen’e kadar “olmadan gitmiş”, “olmuş” ama, “olması gereken kadar olmamış” nice futbolcu gördük, Türkiye’de!. Hasan “olmuş” ama “olması gereken kadar olmamış” futbolculara örnek!.. Arda, “henüz tam olmamış”, hocasını dinlerse “olacak”, dinlemezse “olmadan bitecek” futbolculara örnek!.. “Hasan’ı bilmem” ama Feldkamp, “Arda’yı herkesin imreneceği bir Arda yapmak için” en doğru yolu seçti!.. Ya olacak, ya olacak!.. Hasan’dan ümidim çok az, zira “onun kafasının değişmesi” pek mümkün görünmüyor!.. “Futbolcuya boyun eğen” hocalar hariç, hiçbir aklı başında, ilkeli ve disiplinli hocanın “onca uyarıya ve nasihate rağmen” her maçta “söylediklerinin tersini yapmakta inat ve ısrar eden, hakemlerle, rakip oyuncularla, hatta kendi takım arkadaşlarıyla kapışan, gereksiz kartlar gören” futbolculara, “ne kadar büyük yıldız olurlarsa olsunlar” tahammül sınırı bellidir; sonrasında “Bırak gitsin” derler, olur biter!.. Takımda “her istediğini yapar” müsamahası başladı mı, “bu müsamaha kanser gibi her yanı sarar” ve takım takım olmaktan çıkıp “gösteri sirkine döner!..” Feldkamp “doğruyu yapıyor”, yapmaya da devam etmelidir!.. Hiçbir futbolcu Galatasaray takımından büyük değildir!.. ------- Metin ve Hakan!.. Metin Oktay, “yanına hiçbir sporcuyu koymadığım, koymayacağım” bir fenomendir, benim i çin!.. Can kardeşimdir, arkadaşımdır!.. Bugünlerde moda oldu; “Hakan Şükür’ü Metin Oktay ile kıyaslamak ve bu kıyaslamadan sonuçlar çıkarmak”; bile bile yapılıyor, kasıtlı yapılıyor; Hakan Şükür’ü horlamak için yapılıyor!.. Yapanlar utanmıyorlar; utanmayacaklar; zira insafları da yok, iz’anları da!.. “Hakan düşmanlığı” sarmış beyinlerini, düzeltemiyor, tedavi edemiyorlar!.. Metin’le bir ömür boyu, “olabildiğimizce” beraber olmuşsuzdur!.. Palermo’ya gittiğinde “onu orada izleyen bir avuç gazeteciden biri de bendim”; üstelik “seyahat parasını da cebimden ödeyerek”; o kadar Metin’ciyimdir!.. Hakan Şükür’le ise “karşı karşıya oturup” 5 dakika konuşmuşluğum yoktur!.. Hemen ve açıkça söylemeliyim ki; Türk sporunda, Türk futbolunda, Türk Milli Takımı’nda, Galatasaray’da Metin Oktay’ın yeri ayrı, Hakan Şükür’ün yeri ayrıdır!.. Onlar, “birbiri ile” kıyaslanamaz, çarpıştırılamaz, birbirine kırdırılmaz!.. Hakan Şükür, Hakan Şükür’dür, Metin Oktay da Metin Oktay!.. Tıpkı Pele ve Maradona gibi!.. “Efendim, Hakan o günlerde oynasa gol atamazmış, Metin bugünlerde oynasa bin gol atarmış” palavralarının hiçbir “ciddi” tarafı yoktur ve olamaz!.. Metin “gol atmak” için doğmuş bir futbolcuydu, Hakan Şükür’ün “böyle bir iddiası” hiç olmadı; o “çok yönlü” bir santrfordu ve “gol de atardı, hâlâ atıyor”; daha da atacak!.. Liglerde de, Galatasaray’da da, milli takımlarda da, Avrupa Kupaları’nda da “en çok gol atan adam” olan Hakan Şükür’ü, Metin’le mukayese edip, “hâyali iddialarla küçültmeye kalkışmak”, hele hele “duayen” mertebesine erişmiş yorumculara, spor yazarlarına hiç yakışmıyor!.. Dilerim, sona erer!..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT