BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Cenâb-ı Hak seni şehid etsin!”

“Cenâb-ı Hak seni şehid etsin!”

Hadîs-i şerîf: “İstediğin gibi yaşa bir gün öleceksin! Kimi seversen sev bir gün ayrılacaksın! Ne yaparsan yap bir gün hesabını vereceksin!”



Elinden geldiği kadar dinimizin emir ve yasaklarına uymaya çalışan, İslam ahlâkı ile ahlâklanmayı kendine şiar edinen bir arkadaşım var. Bu arkadaş, iyilik gördüğü, sevdiği kimseler ile görüşmesinden sonra, ayrılırken samimi duygular içinde, “Cenab-ı Hâk seni şehid etsin” der. Şehidliğin önemini, kıymetini bilen kimseler de, bundan memnun olurlar, onlar da kendisine aynı temennide bulunurlar. Bir gün bu arkadaş boş bulunup, dinle pek ilgisi olmayan bir kimse ile görüşüp ayrılırken, aynı temenniyi tekrarlayınca, ortam birden soğudu, karşısındakinin tebessümü anında ciddiyete hatta hiddete dönüştü. Sonra kendini toparlayıp, “Teessüf ederim, bu nasıl temennidir, demek ki sen benim ölmemi istiyorsun. Ben sana ne kötülük yaptım” dedi. Bu arkadaş, maksadının kötülük olmadığını, iyiliği için böyle söylediğini anlatmaya çalıştı, fakat nafile, ne söylediyse onu memnun edemedi. Çünkü bunun dinî altyapısı yoktu, şehidliğin ne olduğunu bilmiyordu. Arkadaş, ölümünü istemediğini, fakat eninde sonunda öleceksin Allahü teala senin canını şehid olarak alsın, manasında söylediğini ifade ettiyse de, bunları anlayacak idrakte değildi. Ölüm onun aklında, gündeminde olmayan bir şeydi. Sanki hep başkaları ölecek, kendisine sıra gelmeyecekti. Ölüm bizi unutmaz! Toplumumuzun halktan kopuk, yarınını düşünmeyen, dünyayı hep yiyip içmek, eğlenmekten ibaret sanan bazı sosyetik entel kesimlerinde, ölümden hiç bahsedilmez, bahsedenler de hoş karşılanmaz, “Şimdi ne güzel eğleniyoruz, ölümden bahsetmenin zamanı mı” diye sitem ederler. Bilmezler ki, isteserler de istemeseler de, konuşmasalar da, ölüm her zaman onların yanında. Çünkü bundan kaçış yok; bugüne kadar bundan kaçıp kurtulan hiç olmamış. Hal böyle olunca, ondan kaçmak değil, ölüm gerçeğini kabul etmek ve buna hazırlanmak gerekir. Ölüm gerçeğini idrak eden ve bir gün onun mutlaka kendisine de geleceğini bilen kimsenin, ona hazırlanmaması akıllı bir insanın yapacağı iş değildir. Peygamber efendimiz, “İstediğin gibi yaşa bir gün öleceksin! Kimi seversen sev bir gün ayrılacaksın! Ne yaparsan yap bir gün hesabını vereceksin!” buyurdu. Birkaç saatlik yolculuğa çıkan bile az çok hazırlık yapar. Sonsuz yolculuğa çıkmak hiç hazırlıksız olur mu? Bu hazırlık, hayatta ahirete yarar işler yapmak ve kötü amellerden, işlerden uzak durmakla olur. Gerçek bir Müslüman, hayatının her anında, faydalı ameller içinde bulunmalıdır. Zira, ölümün ne zaman ve nerede geleceği hiçbir suretle belli olmaz. Resulullah efendimiz, ölümün sıkıntısını ve acılığını açıkça belirtmiştir. Dünya hayatının sıkıntılarına sabredip, tahammül göstermek, ölüm sıkıntısına tahammül etmekten daha kolaydır. Çünkü ölüm sıkıntısı ahiret azabı cinsindendir. Ahiret azabı ise dünya azabından daha sıkıntılı ve daha şiddetlidir. Dünya sıkıntısı ile mukayese bile edilemez. Resulullah efendimiz bir nasihatinde şöyle buyurdu: “Beş şeyden önce beş şeyi ganimet bil: İhtiyarlığından önce gençliğin, hastalığından önce sıhhatin, meşgalelerinden önce boş vakitlerin, fakirlikten önce zenginliğin, ölümünden önce ömrün kıymetini bil!” Resulullah efendimiz bu beş şeyde birçok ilimleri toplamıştır. Zira insan, ihtiyarlığında yapamadığı amelleri gençliğinde yapabilir. Yine, gençliğinde bir günahı işlemeğe alışan insan, ihtiyarlığında onu terk etmeğe kolay kolay muktedir olamaz. O halde, bir gencin, gençliğinde iyi ve hayırlı amelleri âdet edinmesi gerekir. Ta ki, ihtiyarlığında onları kolaylıkla yapabilsin. Sağlıklı insan, malında ve kendi iradesinde hükmünü daha çok ve daha kuvvetle yürütebilir. O halde, sağlıklı insanın, bunu ganimet bilmesi ve gerek malî ve gerekse bedenî ibadetler hususunda faydalı amellerde bulunması lazımdır. Çünkü hastalanınca beden zayıflar, kuvvetten düşer ve ibadetleri hakkıyla yapamaz olur. İnsan, Allahın helalinden verdiği azığa kanaat etmeli, ona razı olmalı, onu ganimet bilmeli ve diğer insanların elindekine tamah etmemelidir. Kişi, hayatta oldukça iyi ameller işlemeğe muktedir olabilir. Ölünce amel kesilir. Bunun için bir mümine yaraşan, bu fani, geçici hayatı boşa geçirmemek ve sonsuz hayata hazırlanmaktır. Ömür gafletle geçerse! Hikmet ehli bir zat şöyle der: “Ey insan! Çocukluğun oyunla geçer, gençliğin de gafletle geçerse; ihtiyarlayınca zayıf düşeceğine göre, acaba sen, şanı yüce olan Allah için ne zaman faydalı ameller işleyeceksin?” Ekin ekme, tohum atma yeri dünyadır. Ekin ekmeden mahsul beklemek, akıllı kimsenin yapacağı iş değildir. İnsanın, öldükten sonra Allahü tealaya ibadet etmesi mümkün olmaz. Ne yapılırsa hayatta iken bu dünyada yapılır. Ölüme ve ölüm meleğinin gelişine ancak bu dünya hayatında hazırlanılabilir. Öyleyse onu daima hatırlamaktan hiçbir an geri kalmamalı. Çünkü o, bizden gafil değildir. Peygamberimiz, “Lezzetleri yıkan, eğlencelere son veren ölümü çok hatırlayınız!” buyuruyor. Ölümü hatırlayan, güzel ahlâklı olur, kendisine ve çevresine faydalı olur. Uzun ömürlü olur.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT