BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çankaya’nın Gülü

Çankaya’nın Gülü

Türkiye nihayet 11’inci Cumhurbaşkanı’nı seçti. Hayırlı, uğurlu olsun. Sezer gitti, Gül geldi. Gidenin ardından iyi şeyler söylemek lazım. En azından nezaket gereğidir bu. Hele giden kişi cumhurbaşkanı ise. De... ben şahsen yapamıyorum!.. Ahmet Necdet Sezer hakkındaki düşüncelerimi doluya koyuyorum almıyor, boşa koyuyorum dolmuyor.



Türkiye nihayet 11’inci Cumhurbaşkanı’nı seçti. Hayırlı, uğurlu olsun. Sezer gitti, Gül geldi. Gidenin ardından iyi şeyler söylemek lazım. En azından nezaket gereğidir bu. Hele giden kişi cumhurbaşkanı ise. De... ben şahsen yapamıyorum!.. Ahmet Necdet Sezer hakkındaki düşüncelerimi doluya koyuyorum almıyor, boşa koyuyorum dolmuyor. Hadi ben söyleyecek söz bulamıyorum, diyelim; başkaları bulmuş mu sanki? Nerdeee!.. En iyimseri, “Eleştirilecek birçok yönü var ama mütevazıydı” buyurmuş. Mütevazı! Saya saya da kırmızı ışıkta durmasını, markette sıra beklemesini ve koruması olmadan alışverişe çıkmasını saymış. Gösterişten, şatafattan uzak durması ve Çankaya Köşkü’nde yaptığı elektrik tasarrufu da zikrediliyor tabii ama daha fazlası yok. 7 sene cumhurbaşkanlığı yapan bir kişi için yazılıp çizilenler sadece bu kadarsa bu iş bitmiş demektir. Tevazu sahibi idi!.. Ahmet Necdet Sezer Ecevit’in koalisyon hükümeti ve sonra da Gül ve Erdoğan hükümeti ile çalıştı. Sezer’in 3 hükümete cumhurbaşkanlığı yaptığı 7 sene 104 gün süren döneme bakıyor ve nasıl bir iz bıraktığını görmeye çalışıyorum. İçine kapanık ve yüzü asık bir profilden başka bir şey gelmiyor gözümün önüne. Çankaya’daki yalnız adam! Muhafazakar kesim onun hüzün kaynağıydı. İçine kapanıklığı onu sessiz yaptı. Ne yurtdışına çıktı, ne bir ülkenin lideri ile temasa geçti. Geçse ne hoş olurdu halbuki. Ülkenin çok ihtiyacı varken yapmadı hem de. O, sanki elden gidiyormuş gibi tüm enerjisini laiklik mevhumunu koruma ve kollamaya verdi. Laik kesime mi, yoksa muhafazakârlara mı yaradı bu; o da tartışılır ama böyle davrandı. 19 Şubat 2001 günü yapılan MGK toplantısında Ecevit’e Anayasa kitapçığını fırlatması onun içindeki fırtınanın ilk ve belki de tek dışa yansımasıydı. AK Parti hükümeti ile ise yıldızı hiç barışmadı. “Taviz vermiş olurum” diye Erdoğan’a bir tebessümü dahi çok gördü. Ülkenin neşesini ve hüznünü paylaşan cumhurbaşkanı olmadı hiç. Hep sessiz kaldı. Ülkede neşeli şeyler olmadı değil, oldu ama o yine de neşelenmedi. Hatta, kendisinin hoşuna giden olayların gerçekleşmesi halinde dahi neşelenmedi. “Laiklik dışı bir şeye de neşelenebilirim” endişesiyle olsa gerek; hiç neşelenmedi. Kendisine göre yorumladığı ve ülkenin yarı ahalisini dışarıda bırakan “laiklik” anlayışı onu, böyle bir zaruretin zuhur etmesinden korkutup içine kapanmasına neden oldu. YÖK’ün hamiliğini üstlendi. Türbana karşı elinden geleni ardına koymadı. Vetosunu yiyen kanun sayısı 72. Af ettiği kişi sayısı ise 26. Türkçe’yi kullanırken bile titiz davrandı. İstenç... gönenç... oydaşma dedi de irade... refah... düşünce birliği demedi. Sezer herkes gibi benim de cumhurbaşkanımdı ama ne yalan söyleyeyim, içimi ısıtan bir cumhurbaşkanı olmadı. Soğuk, ketum ve ölçülü bir profil çizdi. Onun bu soğuk tavrı, başkaları gibi beni de etkiledi ve kanım kaynamadı ona. Bundan sonraki hayatında biraz gülmeyi denemesini tavsiye ederim kendisine; gülmek iyi bir şeydir çünkü!.. > Gül’lü Köşk Çankaya Köşkü’nde Abdullah Gül var şimdi. Çankaya Köşkü, ‘Güllü Köşk’ oldu bir yerde. Türkiye’de asker cumhurbaşkanı olmuş, başbakanlar olmuş ama bakan olmamıştı. Gül ilk. Önyargılı bir milletiz. Bunu bilen siyasetçilerimiz, halkın bu zaafından yararlanıp seçilmesi yüzde 100 Anayasa garantisinde olmasına rağmen Gül’ün cumhurbaşkanlığa giden yolunu kapamak için çaba gösterdiler. Ortam gerildi. Gül, TBMM’de yaptığı teşekkür konuşmasında görevi süresince hiçbir ayırım yapmayacağını belirtip “Tarafsızlığımı titizlikle koruyacağım” dedi. Bir de “Özgürlükten korkmayalım” dedi tabii. Gül’ün bu söylediklerini gerçekleştirecek vizyon ve tecrübeye sahip olduğunu dost düşman herkes kabul ediyor. Yeter ki AK Parti hükümetinin değil, halkın cumhurbaşkanı olsun. Ki, bu hususta başarılı bir yol izleyeceğini tahmin ediyorum. Ayrıca, Sezer gibi belli bir kesimi değil de tüm toplumu sarıp sarmalaması lazım. Türkiye’deki laik-dindar tartışması sun’i bir tartışma idi. Gül toplumu yoran bu lüzumsuz tartışmalara her kesimi kucaklayarak son verebilir. Piyasanın morale ihtiyacı var. Abdullah Gül’ün her şeyden önce piyasaları rahatlatacak açıklamalar yapması ve davranış sergilemesi de gerekiyor. ...... Başsağlığı: Şakir Süter sohbeti hoş, yazısı lezzetli bir gazeteci idi. Mesleğimizin duayenlerindendi. Onu da kaybettik. Ailesine, yakınlarına ve mesai arkadaşlarına başsağlığı diliyorum. Allahü teala rahmet eylesin.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT