BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Veyiszade Hacı Mustafa

Veyiszade Hacı Mustafa

Hacı Veyiszade “kızmayacan, kızdırmayacan, kırmayacan, kırılmayacan” cümlesini sık kullanır, talebelerine üzülünce ellerini açar “Allahım bunları muallim eyle” der, “beni anlasınlar!”



Konya... 30’lu yıllar... Ortalık hayli sıkıntılıdır. Camisi elinden alınıp ot deposu yapılan Mustafa Efendi mahalle arasında küçük bir mescidi mekân tutar, gizli saklı talebe okutmaktan kaçınmaz. Kızlarına, torunlarına, hanımına da ders verir, onları “çocuk okutacak kırata” getirmeye çabalar. Sizin anlayacağınız çok koldan işe koyulurlar. Efendim ya hapse atarlarsa? Atsınlar! Ona göre hürriyet Allah’a (Celle celalüh) kul olmakta... Nitekim hakkında davalar açılır, sulh ceza hakimi (Hekim İsmail Hakkı Beyin babası olur) beraatini verir. İhtimal bir sonrakine onun da gücü yetmez, yetmezse yetmesin iş olacağına varır... Sık sık karakola çağırırlar, bekleme odasında hemen polislerle muhabbet kurar. Fırsat bu fırsat hiç değilse Fatiha-yı şerifi belletmeye bakar. Tahsildarların devri Oğlu İbrahim Efendi de Tekke Camii’nde vazife yapar, caminin vakıfları vardır ve hocaefendiye 15 lira gibi mütevazı bir maaş ayırırlar. Ancak caminin gelirlerine el konulur, mütevelli heyeti başkanı “böyleyken böyle” der “artık başının çaresine bak!” -Hizmeti bırakacak değiliz ya, rızk Allah’tan. Bu arada tahsildarın biri camiden dağılan çocukların elindeki cüzleri görür. -Nereden geliyorsunuz siz? -Camiden. -Kim okutuyor? - Filan. Yanına bir polis alır, ayakkabılarla camiye girer, başlar azarlamaya. İbrahim Efendi çocukları düşündüğü için alttan alır, polis yumuşar. Tahsildar bu kez ona parmak sallar. “Zabıt tut yoksa seni de yakarım. Sen beni tanımadın galiba!” Bir ciddi bir ciddi, adam amirlerinden aferin alacak... Polis n’apsın alır, korakola götürür, ifadeler, evraklar, dava başlar. Düşünün bir zamanlar Konya’da 63 medrese vardır, alayı kapanır. Kimi yıkılır, kimi satılır. Birkaç gözü kara hoca ısrarla Kur’an-ı kerim okutur o kadar. Bu millet Yunan’ı rahat Kur’an-ı kerim okunsun diye kovmadı mı? Peki bu manzara? Derken Demokrat iktidarı başlar. Bir nefes, bir soluk, bir rahatlama.. Veyiszade Mustafa Efendi yine öne çıkar, imam hatip okulları için yardım toplamaya başlar. İttihatçıları kalaysız kaba benzetir, hacı olsun hoca olsun içine düşen zehirlenmekten kurtulamaz. Nitekim dindarlığı ve ile tanınan bir mağaza sahibinin kapısını çalarlar. - Hayırlı bir işe teşebbüs ettik, bir mektep yaptıracağız, yavrularımız ilim okuyacaklar. - Ya, hocam dilencilikten ne zaman vazgeçeceksiniz? Başka kapıya.. Güya bu namazlısı, abdestlisi. Cevaba bak! Halbuki fukara halk büyük bir heyecanla hayra koşar. Küçük bir kızcağız da kervana katılmak ister, eli kulağındaki küpeye gider. Ama yıllardır çıkarılmayan kopça sıkışmıştır açılmaz. O aşkla çeker etini koparır, kanlı küpeleri ortaya atar. İşte binalar bu temiz paralarla tamamlanır. Okulu açar, ürke korka talebe beklemeye başlarlar. Acaba talebe gelir mi henüz korku var. Öyle bir akın olur ki anlatılamaz 2600 öğrenci kayıt olur, sekiz yüz talip yer bulamaz. Giremeyen çocuklar bir hüzünlü, oturup hüngür hüngür ağlarlar. Millet, denize koşan nehirler gibi özüne akar. Hacı Mustafa öğrencileriyle ayrı ayrı ilgilenir, dertlerini sorar. Bir gün birini kenara çeker kulağına bir şeyler fısıldar. Cebine para koyar. Arkadaşları sorarlar n’oldu, “gusl abdesti almam lazımdı, herhalde malum oldu, al bu parayı hamama git dedi bana.” Mustafa Efendi “bu çocuklar istikbalimiz” der, “memleketi onlar ileriye götürecek, söndürülen kandilleri onlar yakacaklar.” Kolay değildir elbet. Bu güzel gayretler karşısında vehimlerine kapılanlar da çıkar, sıkıntı verirler ona. Mustafa Efendi bu uğurda kahır çekmeye razıdır, öyle ya bahçıvanın eli gül yetiştirirken kanar. Gül-i Muhammedîler çileye değer, çare yok katlanılacak. Hacı Veyiszade Mustafa Efendi “kızmayacan, kızdırmayacan, kırmayacan, kırılmayacan” cümlesini sık kullanır, talebeleri üzünce ellerini açar “Allahım bunları muallim eyle, beni anlasınlar!” İmtihan yaparken, yazılı kâğıtlarını dağıtır, soruları sorar, kendisi de gider seccadesini yayar. Talebeler asla kopya çekmezler. Çünkü isterlerse kitabı yazsınlar bildikleri kadar not alırlar. Mustafa Efendi hizmet adamıdır, gönül insanıdır. Kışın ayazında gece yarısı kapısını çalan bir çingenenin “Hocam katırım hastalandı, bir okuyuver” teklifine bigane kalamaz. Hemen hazırlanır, kolkola girer, uzak semtlere doğru adımlarlar. Sabah namazı camiye gider, namazdan sonra aşr-ı şerif ve İmam-ı Azam Efendimizin tesbihatını yapar, işrak namazına kadar sohbet ve irşat ile uğraşır, sonra evine döner ve dersine hazırlanır. İşine titizdir, hiç aksatmaz. Öğrencisini asla esnetmez, uyuklatmaz. Öğle namazına Aziziye Camiine gelir, namazı müteakip akla gelebilecek her türlü hayır işlerine koşar. Herkesle ilgilenir, herkese dua eder, herkese selam verir, çoluk, çocuk, yaşlı, genç, ölü, diri ayırmaz. Çocuklar Mustafa Efendi’nin yolunu bekler, sıraya girer elini sıkarlar. Hepsinin selamını alır, başlarını okşar, avuçlarına çerez koyar. Uyku nedir bilmez, gece Kur’an-ı kerim okur, teheccüd kılar. Fukara babası Bir gün Konya’nın yakın köylerinden fakir bir genç Konya’ya gelir. İmâm-Hatip Okuluna kaydolur. Kâdı İzzeddîn Câmiinde akşam namazı kıldıktan sonra mahzunlaşır. Zira parası yoktur ve anasının yanına kattığı yiyecekler bitmeli olmuştur. Hacı Mustafa onu yanına oturtur, halini sorar. Arka mahallelerden birinde sahipsiz bir mescide vazifeli yapar, küçük imam evini de hizmetine açar. Peki maaş? Onu kendi cebinden karşılar, her ay yetecek kadar para getirip sıkıştırır avucuna... Bunlar gibi niceleri daha... Mustafa Efendi pırıl pırıl gençlerin Kur’an-ı kerim okuduğunu ve okuttuğunu görünce çok sevinir... Göreceğini görmüştür artık, huzurla gözlerini yumabilir. 5 Şubat 1960 Cumâ günü vefât eder. Naaşı Kapı Câmiinde kılınan namazdan sonra Üçler Mezarlığına defnedilir ki kalabalık caddelere sığmaz Yetmez Konyalılar onun adına muhteşem bir külliye yaptırırlar.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT