BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bekârın parasını it yakasını bit yer...

Bekârın parasını it yakasını bit yer...

“Ummadık taş baş yarar” desem adam umudun kralı. 1991 yılında Trabzon’da oynanan Bulgaristan maçında rakip kaleci Ganchev’e 3-2 galip gelirken 2 gol attığında, bugün onun beline beline vuran Demirkol kardeş, daha evinin arkasındaki arsada top oynamaya bile başlamamıştı. Sonra da hiç başlayamadı galiba, çünkü evin arkasındaki arsayı bir kooperatife sattılar!..



Adam rekortmen... Adam dünyanın en büyük defans adamlarını bile içeride tutmuş, savunmada kalmalarını “temin” etmiş bir fenomen... 36’ya girdiği hafta, bir de üstüne elinde olmayan son rekoru da kırmış... Nasıl ibadet ettiği ile uğraşmaktan, orucuna kafa yormaktan, kaçırdıklarına bakılıp sağladığı katkıyı görmezden gelmekten, takımına “dert” değil, “derz” olup tüm açıkları doldurduğunda ve fayansların muntazam görünmesini sağladığında, onu yok farz edip arkadan vurmalarından ben bıktım... O bıkmadı... Onun oynadığı maçlarda, onunla ilgili “anlık” her pozisyonda, “taşa çarpan kuş” misali yorum yapılmasından bıktım... Adam dünyanın en büyük golcüsü değil, hiç de olmadı... Dünyanın sayılı forvetlerinden ve en önemli sporcularından... Sporcu diyorum ona göre... Adamın elindeki rekorlarından “en alınabilir” olana da göz diktiler geçtiğimiz hafta. Neymiş... U17 turnuvasında bir Brezilyalı delikanlı daha az saniyede gol atmış. Yok yaa... Dünya Kupası bir kültürdür. Apayrı bir şeydir. Onun kitapçığı da, afişi de, istatistikleri de ayrı ve kendi içindedir. Bir kere; U17 ve benzeri turnuvalarda bir futbolcu ancak bir kere oynayabilir. Dünya Kupası’nda ise 5 kere bile oynayan var. Alman Lothar Matthaeus, Kamerunlu Roger Milla, İtalyan Dino Zoff, Perulu Cubillas, İskoç Archie Gemmill ne ise, bu adam da odur. Dino Zoff 41 yaşında kaleyi korurken Dünya Kupası’nda, buradaki herkes futbolu bırakma yaşını gözden geçiriyor, jübileler erteleniyordu. Ama bu adamın dünyanın bir rekorunda bulunmasını hazmedemeyenler de var. Bu hafta Manisa maçında gol atması için dua ettim ki, bu yazıyı yazayım diye. 16 yıldır maç seçmeden, lig, kupa, hazırlık, Avrupa, milli demeden tüm kategorilerde hiç kılı dönmemiş bir adamdan bahsediyoruz. Bütün hocalar aptal ve salak ya, önce onu yazıyorlar soyunma odasında maç tahtasına ama yazar bilinen birkaç kişi, bu adamla çalışan bütün hocalardan daha iyi bilir ya. Vurun ona ama sahada oynayarak sizi dövmesini de kabul edeceksiniz karşılığında ve bal gibi... Kimden bahsettiğimi yazmayı mı unuttum!.. Anlamışsınızdır canım... Hani şu Ersun Yanal Hoca’yla bir birine giren Cafer kardeşimiz var ya... Ondan söz ettim... İnsan doğdu, öldü, sözü kaldı bak Özü gitti insanın, adı kaldı bak Yusuf Has Hacip, diğer adıyla Kutatgu Bilig, itlerle bitleri asırlar önce ne güzel tarif etmiş değil mi? > S-ÖZ İyi insanlar erdemi sevdikleri için kötü şeyler yapmaktan kaçınırlar. Kötü insanlar ise cezalandırılmaktan korktukları için kötü şeyler yapmaktan kaçınırlar. > Tokata yanak atmak suçtur Futbol Federasyonu’nun son kararı ancak bu şekilde özetlenebilir. Adaletten “pay” isteyenler, bu nasıl mümkünse, paylarını aldılar. Herkese biraz adalet olmaz... Ama oldu... Demek ki, Türkiye’de futbol adaletli bir biçimde yönetilemez. Bunda sadece Haluk Ulusoy suçlu değil ki. Kim geldiyse bunu böyle yaptı. Alpay’ın milli affı 1 milyon dolara mal olmadı mı? Bunu en dürüst yönetim olarak gösterilen Levent Bıçakçı Federasyonu yapmadı mı? Demek ki, futbol adil olarak ve taviz vermeden yönetilemiyor. Muhtelif Murphy yasalarının cirit attığı bir ortamda, sahaya giren seyircinin tokadına yanak atanlar cezalandırılmış, tokat atanlar da adaletten paylarını almışlardır. > Buyurun size bir açmaz Benim esas ilgimi çeken Federasyon’un tuhaf yorumu değil, kararın sonundaki bir cümledir. Tekrarlanacak maçta yarım kalan kadrolardakinin dışında kimse oynatılamayacakmış. Mesela Yattara... O gün sakattı ve rövanşta oynamayacak mı? Diyelim ki, Mehmet Yıldız F.Bahçe’ye gitmişti. Sivasspor o gün bir maçlığına ödünç alıp mı oynatacak? Ya da 18 kişilik kadroyu 17’de mi tutmak zorunda? Ya da diyelim ki, bir adam aldı; kadroya koyabilir mi? Ya da Sivaslı masör sahaya girip iki tokat atsa, Trabzon da 1-0 öndeyse maçın kararı ne olur? > Sanmak kadar olmak Medyamızın bazı spor yazarları, birçok teknik adamdan daha iyi bildiğini sanmakta özgürdür. Ama sanmakta... Sandığını yazmakta değil... Kadro yapmak, intikam duyguları ile bazı oyuncuların peşine saldırmak, nasıl bir özgürlüktür ki; sadece Türkiye’de vardır. Ve sadece biz bu konuda dünyanın en özgür ülkesiyiz. > Tarih tekerrür eder Geçtiğimiz sezon büyükleri yenen F.Bahçe, Sakarya ve Antalya’ya yenilmişti mesela. Onlar lige yeni çıkmışlardı ve anlı şanlı Fener galibiyetleriyle küme düştüler. Şimdi de Belediye yendi, OFTAŞ’ın elinden hakem aldı Fener’i. Onlar da mı tarih tekerine kapılıp altında kalacaklar? Şimdi merakla beklediğim maç F.Bahçe’nin Kasımpaşa ile oynayacağı maçlardır. > POST-İT G.Saray geçen sezonu “parasızlıktan” zor tamamlamak üzereydi ve takıma bir “Servet” kattı. F.Bahçe yıldız sözü verdi, ikinciyi alamadığı için Mehmet “Yıldız” peşinde uğraştı. Bizler ise botoks çağı çoktan gelmiş yabancıların peşinde sürünüp duruyoruz. > Sinan Engin rakibi Kayserispor’u sert bulmuş. Altı sarı vardı, altısını da Kayseri gördü. Üstelik tekme atan da onlar değildi.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT