BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Müslümanın Müslüman üzerindeki hakkı

Müslümanın Müslüman üzerindeki hakkı

Bizim üzerimizde Rabbimizin hakkı var, Peygamber aleyhisselamın hakkı var, annemizin, babamızın, hocalarımızın hakkı var, komşu hakkı var, evlatlarımızın hakkı var, hatta hayvanların bile hakkı vardır...



Üzerimizdeki haklar çoktur... En büyük hâk Yüce Rabbimizin. Bizden hiçbir talep olmadığı halde bizleri yarattı ve yaşatıyor. Dünyaya geldiğimizde kördük, görme nimetini bize o verdi. Sağırdık, duymaya olan ihtiyacımızı o giderdi. Güçsüzdük, bize gücü ve kuvveti o ihsan etti. Açtık, bizi o doyurdu, hem de gıdamızı biz daha dünyaya gelmeden önce annemizin göğsünde (dünyanın hiçbir mamasında bulunamayacak kadar vitaminli bir gıdayı) hazırlatarak... Yalnız yaratmakla kalmadı, bizleri yaşatıyor da. Bize bir ekmek yedirebilmek için yerde ve gökte ne varsa; Güneş, Ay, bulutlar, rüzgâr, toprak ve diğer nimetlerin hepsini seferber ediyor. Havayı teneffüs etmekle de her dakika hayatımızı kurtarıyor. Hava yeryüzünden çekilse, çok değil on dakika havasız kalsak, hiçbir canlı kalmaz. Ne kadar şükretsek yine hakkını ödeyemeyiz... İbret alalım diye... Bizi ve sahip olduklarımızı yaratan Rabbimizin bizde hakkı olmaz olur mu? O’nun hakkı, emirlerini yapıp haramlarından sakınmaktır. Peygamber aleyhisselamın hakkı var, annemizin, babamızın, hocalarımızın hakkı var, komşu hakkı var, evlatlarımızın hakkı var, hatta hayvanların bile hakkı vardır. Sevgili Peygamberimiz; eski kavimlerde meydana gelmiş bazı hadiseleri ibret alalım diye bize anlatıyorlardı. Mesela, bunlardan bir tanesi şudur: Bir adam çölde seyahat ederken susar. Yoldaki kuyulardan birine iner, suyunu içer ve çıkar, bakar ki, bir köpek çok susamış, susuzluktan yerdeki çakıl taşlarını yalıyor. Acımış hayvanın haline. Yanında kabı da yokmuş, mecbur kalmış ayakkabısını su ile doldurmuş ve köpeği doyurmuş. Bu hareketi Cenab-ı Hakkın o kadar çok hoşuna gitmiş ki, o kulunu bu yaptıklarından dolayı affetmiş. Yine hadis-i şerifte bildirilir: Eski zamanlada bir kadın, bir kediye kızar ve onu bir odaya kapatır, ona ne bir yiyecek verir, ne de dışarı salar; ta ki hayvancağız dışarıda rızkını arasın! Neticede biçâre kedi açlıktan ölür. Bu yaptıkları Rabbimizin gadabını celbeder ve o kadını, o kediye yaptıklarından dolayı cehenneme atar. Acımayana acınmaz... Müslümanın Müslüman üzerindeki hakkı altıdır: 1- Karşılaştığı zaman selâm vermeli. Selâm vermek sünnet, almak ise farzdır. Fakat selâm verenin sevabı, alanınkinden daha çok. Yani sünnet işleyen, farz işleyenden daha kârlı. Sebebine gelince; bir işe sebep olmak o işi yapmış olmak demektir. Selâmı veren, selâm alma farzını işlettiği için, farz sevabını alıyor, artı bir de sünnet işlemiş olmaktadır. 2- Davet edildiği zaman bir özrü yoksa, gitmeli. Davet edilen yerde günâh işlenmiyorsa gitmek sevaptır. Hele bu dâvet düğün yemeğine ise ki, ona “velime” denir, daha önemlidir. Hatta vaciptir diyen âlimler vardır. 3- Nasihat isterse ona nasihat etmeli. Hepimiz, her zamankinden daha çok nasihate muhtacız, ama kimsenin de kimseden nasihat istediği yok. Nasihat olunsak bile kızarız. Nasihate karnım tok deriz. 4- Aksırdığı zaman “Elhamdulillah” derse, ona “Yerhamukellâh” demeliyiz. Aksırmak Rahmandan, esnemek ise şeytandandır. Peygamberler hiç esnemezlerdi. Hastadan dua istemeli 5- Hasta olduğu zaman ziyaretine gitmeli. Hasta ziyareti temiz elbise ile, güler yüzle yapılmalı. Hastanın hoşlanacağı sözler söylenmeli ve çok uzun oturmamalıyız. Ziyaret edilen hasta çok sevinir, onun kalbi kırıktır. Kırık kalple yapılan dualar kabul olunur. Ondan dua istemeli, onların duası meleklerin duası gibidir. 6- Vefat ederse cenazesine gitmek, namazını kılmak vazifemizdir. İbret almalıyız onun bu halinden. Ömür boyu çevresinde ölenleri gören ve onların cenazesini taşıyan insan zanneder ki; hep böyle devam edecek. Düşünmek gerekir ki; cenazesini taşıdığınız adam da çok cenaze taşımıştı, fakat bugün kendisi cenaze oldu. Bir gün de gelecek biz cenaze olacağız, unutmayalım...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT