BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kuyruklu yalanlar

Kuyruklu yalanlar

Ne umutlarla göndermiştik Basketbol Milli Takımı’nı Avrupa Şampiyonası’na... Eski dargınlıkların, küskünlüklerin, kırgınlıkların üstüne bir sünger çekmiştik. Artık Hidayet de vardı, Mehmet de... Japonya’da onlarsız 6. olmuştuk genç bir ekiple, şimdi kim bilir ne kadar daha büyük başarıya imza atacaktık.



Ne umutlarla göndermiştik Basketbol Milli Takımı’nı Avrupa Şampiyonası’na... Eski dargınlıkların, küskünlüklerin, kırgınlıkların üstüne bir sünger çekmiştik. Artık Hidayet de vardı, Mehmet de... Japonya’da onlarsız 6. olmuştuk genç bir ekiple, şimdi kim bilir ne kadar daha büyük başarıya imza atacaktık. Herkes aynı şeyi söylüyordu çünkü; “Tek başımıza kahraman olmaya çalışmayacağız, başarırsak takım olarak başaracağız...” 2001’den bu yana sürüp gelen hataları nihayet görmüşlerdi, bu defa kimse kamp için “caz” yapmamıştı. 45 gün boyunca çalıştılar, 45 gün boyunca birlikte yiyip birlikte içtiler... Söylediklerine göre takımın “havası” tam yerindeydi. Ne gördük 3 maçta peki?.. Kendi takımlarında, kendi liglerinde yıldız olan oyuncular, 45 gün boyunca birlikte idman yapan takım, nasıl oldu da bir tek hücum organizasyonunu bile beceremedi? Almanya maçında yaptığımız “asist” sayısı 2. Yanlış okumadınız; yazıyla “iki”... El insaf! İnsan elinden topu düşürür de kapıp başkası basketi yapar, istatistiklere “asist” diye girer... O bile yok!.. Biri topu kaptırıyor, öbürü el hareketleriyle güya “olur böyle şeyler” diye moral veriyor, kızıp bağırsalar “kavga ediyorlar” söylentilerinin çıkmasından korkuyorlar. Ama değil işte. Saha içinde kavga edin, savaşın, takım olmanın, kaybetmeye tahammülü olmamanın en büyük göstergesidir bu. Önemli olan maç bittikten, turnuva bittikten sonra “mahalle karıları gibi” birbirinizin arkasından konuşmayın. Sakin sakin oynayıp, sakin sakin yenilmeyi, “takım uyumu” zannediyorlar. İspanya’ya giden 12 oyuncu da kendi takımlarında birer yıldız. Ama bir araya geldiklerinde “kuyruklu yıldız” oluveriyorlar, yıllar sonra bir görünüp, bir kaybolan... > Unutulmaz anılar O bir efsanedir, yaşayan bir efsane... Kaldırdığı kupaların sayısını öyle ‘ha’ deyince söyleyemez. Neredeyse ömrü Florya’da geçmiş, çocukları orada büyümüştür Bülent Korkmaz’ın... Okuduğu ilkokulu bile “Vefa Stadı’nın arkasındaki Hattat Ragıp İlkokulu” diye futbolca tarif eden Bülent’in top sevdasına, babası Osman Korkmaz da destek olur. Haftada üç maç oynamaya yıllar sonra A takımda değil, 15 yaşında başlar. 14-16 yaş takımında Ahmet Hoca onu liberoda görevlendirir. Genç takımı çalıştıran Bülent Ünder onu genç takıma çağırdığında, artık haftada 4-5 maça çıkmaya başlamıştır. Galatasaray’ın nerede maçı varsa Bülent oradadır. Amatör, PAF, 3.Lig... İnatçı ve hırslıdır, tekmeye kafasını sokacak kadar da cesur... Çok cam kırar çocukluk yıllarında. “Kızdığım zaman indirirdim camı. Edirnekapı’da bir alt komşumuz vardı. Bir öğleden sonra top oynuyoruz. Top balkonlarına kaçtı. Kadın aldı topu, ‘kocam uyuyor, oynamayın top’ dedi. Ben de topu vermezsen camı kırarım dedim. Vermedi, ben de kırdım” diye anlatıyor o yılları. Hagi’nin yıllar boyunca oda arkadaşlığını yapar. O döneme ait bir hatırası: “Kamplarda 2. Lig maçlarını seyrederdik, hangi oyuncu hangi takımdan gelmiş tek tek bilirdi. 2. Lig’i bizden iyi takip ederdi, şaşar kalırdım. Futbol sevgisi kelimelerle anlatılmıyor Hagi’nin. Bir de Kocaelispor maçı var, 2-0 öndeyiz, son dakikalarda bir frikik kazandık, ben atmak istedim. Bana “sen topun üzerinden atla ve git kaleden topu al” dedi. Dediğini de yaptı, ben de kaleden çıkardım topu....” > ah basına gelenler Sene 1996... O dönem Eurolig’de mücadele eden Efes ve Ülker, belirledikleri gazetecileri deplasman maçlarına götürüyor. Ülker’in bir maçı için İspanya’ya giden bizim Bilgehan Can, Cumhuriyet gazetesinden arkadaşı Ali’yle şehrin sokaklarında tur atıyor. Çeşitli incik boncuklardan oluşan kolye satan bir tezgahın önünde duruyorlar. Birkaç tanesini boyunlarına takıp tezgahtarın elindeki aynayı tutarak yakışıp yakışmadığına bakıyorlar. Bizimkilerin kararsızlığını gören tezgahtar, üstünde haç olan bir kolyeyi Bilgehan’ın gözüne tutuyor. Bilgehan, “No, no, no... I’m Turkish” diyerek reddediyor. Tezgahtar soruyor; - Are you Müslim? Ali oradan atlıyor; - Vay be Abi! Müslüm Baba’nın şöhreti taa buralara kadar gelmiş ha!.. > Unutulmaz sözler... “Trabzonlular için üzüldüm, biz de onlar gibi yenilebilirdik bugün” (Aykut Kocaman - F.Bahçe’den uzaklaştırılmasına sebep olan sözleri)
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86771
    % -0.03
  • 6.0043
    % -0.6
  • 6.7092
    % -0.48
  • 7.6486
    % -0.38
  • 246.92
    % -0.74
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT