BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Diyalog

Diyalog

Camdan ağır ağır yağan yağmuru seyrediyordu. Çınar ağacının yapraklarına düşen damlalar ne güzel ses çıkarıyordu. İçindeki bütün olumsuz duyguları alıp götürüyordu rahmet. Bir an kendini düşündü, hayatını, şu kısacık evliliğinde yaşadıklarını... Ne çok şey beklemişti evlilikten, ne çok şey istemişti... Gözlerinden yaşlar süzülüyordu ama bunlar çaresizlikle insanın içini yakıp kavuran, yakan, acıtan cinsten değildi. Yağmurla ağlamak, yağmura eşlik etmek, yağmura teslim olmak ona iyi gelmişti. Duyguları berraklaşmış, sanki yağan rahmetle birlikte gönlünde huzura bir pencere açılmıştı.



> Yağmura teslim olmak! Camdan ağır ağır yağan yağmuru seyrediyordu. Çınar ağacının yapraklarına düşen damlalar ne güzel ses çıkarıyordu. İçindeki bütün olumsuz duyguları alıp götürüyordu rahmet. Bir an kendini düşündü, hayatını, şu kısacık evliliğinde yaşadıklarını... Ne çok şey beklemişti evlilikten, ne çok şey istemişti... Gözlerinden yaşlar süzülüyordu ama bunlar çaresizlikle insanın içini yakıp kavuran, yakan, acıtan cinsten değildi. Yağmurla ağlamak, yağmura eşlik etmek, yağmura teslim olmak ona iyi gelmişti. Duyguları berraklaşmış, sanki yağan rahmetle birlikte gönlünde huzura bir pencere açılmıştı. Yağmur dinmesin; içinde yaşadığı, yakaladığı huzurla karışık bu hüzün hiç bitmesin istiyordu. Sanki camın önünden ayrılsa yağmur kesiliverecekti. O telaşla mutfağa gitti, kendine bir çay doldurdu. Derdini keşfetmişti, elindekilerle mutlu olmayı bilemediği gibi onların varlığıyla kendini huzursuz ve mutsuz ediyordu. Bir an halinden utandı, sanki yanında biri varmışçasına yüzünü yere eğdi. Rahmet ne güzel yağıyordu, yerdeki toz toprak, pisliklerle birlikte içindeki hataları silmiş götürmüş, ışıl ışıl bir pencere açmıştı gönlüne. Bu sefer şevkle kalktı, bir çay daha doldurdu. Hiç bitmek bilmeyen bir istekle elindekileri çoktan unutup gitmişti ve şimdi anladı ki aslında o elindekilerle mutluydu, huzurluydu, kendi kendine boşu boşuna eziyet ediyordu. İlk defa evine severek baktı. İçini bir heyecan, bir sevinç ve huzur kapladı. Eşi gelmek üzereydi. Onun için aldıkları en güzel elbisesini giydi. Salondaki masaya pespembe tabakları yerleştirdi. Kendi kendine söz verdi, bundan sonra evine, hayatına ve elindekilere sahip çıkacaktı. Zil çaldı. İçinde huzur, yüzünde tebessümle kapıya yöneldi... >Tahire Mermer / İstanbul > Rüzgârınız Uzak vadilere saklanmış feyziniz. Biliyorum artık!.. Bu nedenle kokunuz ötelerden geliyor... Ve düşüyor göğsüme... Kabahat benim, efendim. Bunca günah benim... Yıllar önce arkasından, Nefes verdiğiniz rüzgar, Uğramış saklı diyarlarınıza, dün akşam! Alıp getirmiş kanal boylarından, Dualarınızın bir demini... Ve bir sohbet nazarıyla siz yıllar önce, Denizden gelen hırçın bir dalgayı farketmemişsiniz... Şimdi ceketimin üzerine düşmüşken beyaz bir gül yaprağı, Karanlık bedenim beyazlığa bürünüyor. Kabahat benim. Bunca günah benim... Ben ikrama layık değilim efendim... Himmetiniz uzak ve gizli vadilerde saklı, Biliyorum artık... Ne olursunuz, hiç olmasa, Kalbime sirayet edecek kadar, Biraz daha kalayım kabrinizde... Ve size layık olacak kadar öleyim bu şehirde... Kabahat benim... Bu solgun yüz benim efendim!.. Benim.... >Hamza Eydalı > Kurtuluşun Yolu Yer Maraş, yıl bindokuzyüzondokuz, İşgal etti yurdumu, binlerce soysuz. Fırsat bu fırsat deyip Maraş’a girdiler, Evleri, yuvaları ateşlere verdiler. İnsafsız bir savaştı Maraş’ta yaşanan, Zincire vurulmak istenmişti Müslüman. Fransızı, Ermenisi güç toplamıştı epey, Ama bir şey unutulmuştu, en önemli şey: “Cesaret yürektedir, kol ile bilekte değil, Kuvvet imandadır, top ile tüfekte değil.” Buna dikkat etmeyenler bedelini ödedi. Maraşlı “Ya İstiklâl, Ya Ölüm” dedi. Ecdadım iman gücüyle yekvücut bir oldu, Maraş mücadelesi Anadolu’da bir ilk oldu. Azmetmişti ecdat işgalciyi söküp atmaya, Birbiriyle yarıştı, o mübarek şerbeti tatmaya. İşte o iman gücüyle ateş etti Sütçü İmam, İşgalci namerdi, tam alnından vurmuştu, tam. Kurtuluşun yolu bu büyük imandan geçmişti. O yiğitler hem candan, hem canandan geçmişti. O erler “Vatan namustur” anlayışına sahipti, Manevi duygular, onları bağlayan bir ipti. İşte o duygularla, minbere çıktı Rıdvan Hoca, Hemen Kaleye doğru koştu, genç, ihtiyar, koca, Türk’ün asil bayrağı tekrar çekildi göndere, Mümkün mü artık, onu oradan kim indire? Kahramanlara yön verdi, Arslan Bey’imiz, Asla unutulmaz onlarca şehidimiz, gazimiz. Oniki Şubat bindokuzyüzyirminin sabahında, Çiçekler açtı Maraşımın, bahçesinde, bağında. O gün Kurtuluşu yaşadı şehir, dindi bütün acılar Selam olsun size, destanlaşan edeler, bacılar. Maraşlının çizdiği bu yol kurtuluş yoludur, Yeni nesillere ışık tutan örneklerle doludur. Allah, yurdumuza işgali bir daha yaşatmasın, Ecdadın çizdiği yolu aklımızdan çıkartmasın. Öyleyse, artık sözü uzatmaya yok lüzum, Kurtuluş için önce iman ve birlik, sonra hücum! >Ahmet Sandal > Üçü Bir Yerde >Ali Rıza Malkoç Bursa Aşk-sevda ve ateş, düşürür derde Cihana sığar mı, üçü bir yerde? Kar, sağanak, dolu; görüşe perde Her zaman yağar mı, üçü bir yerde? Yükselir yürekten, ses nağme nağme Gel de bu mesaja, boynunu eğme! Türkü, şiir, gazel....., gönlüme değme Bir daha doğar mı, üçü bir yerde? Hayat iniş-çıkış, hepten mi kara? Kaderim, nasibim, değil ki kura Çile, zulüm, kahır, atıp çukura, Birleşip boğar mı, üçü bir yerde? Tutuşur çıramız, sevdadan yana Muhalif rüzgâra, nasıl dayana? Aklım, fikrim, kalbim, umudum sana Kırmaya değer mi, üçü bir yerde? Haklı mı bilinmez, terk edip giden Çektiğim hasreti, düşün vergiden Gam, keder, ıstırap; kaldırmaz beden Baskülden ağır mı, üçü bir yerde?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT