BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ramazân-ı şerîf ayı girdi -1-

Ramazân-ı şerîf ayı girdi -1-

Ramazân-ı şerîfte, oruç tutmak çok sevâptır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günâhtır. Ama dinî bir mazeret varsa oruç tutmamak günâh olmaz...



16 Temmuz 2007 Pazartesi günü, mübârek üç ayların ilki olan Receb-i şerîfin birinci günü idi. Yanî 2 ay önce, mübârek gün ve gecelerin çok kesîf olarak bulunduğu büyük bir manevî atmosfere girmiştik. Halkımız arasında “üç aylar” diye anılan, “Recebü’l-ferd”, “Şa’bânü’l-muazzam” ve “Ramazânü’l-mübârek” aylarının, İslam dininde özel yerleri vardır. 12 Eylül 2007-30 Şa’bân 1428 Çarşamba günü öğleden sonra da, ilk “Ramazân gecesi”ni idrâk etmekle şereflendik; “Yatsı namazı”ndan sonra ilk “Terâvîh Namazı”nı kıldık ve o gece ilk “Sahûr yemeği”ni yedik. Dün (ya’nî 13 Eylül 2007 Perşembe günü), mübârek üç ayların üçüncüsü olan Ramazân-ı şerîf ayı başladı. Bu vesîleyle, kıymetli okuyucularımızın, asîl milletimizin ve bütün İslâm âleminin, idrâk etmekle şereflendiğimiz “Ramazân-ı şerîf” aylarını cândan tebrîk ediyor, bu mübârek ayın feyiz ve bereketinden tâm ma’nâsıyla istifâde etmelerini, sıhhat ve âfiyet içerisinde nicelerine kavuşmalarını Cenâb-ı Hak’tan diliyoruz. Bildiğimiz gibi, Allahü teâlâ, kullarına çok merhamet ettiği, acıdığı için, bazı gün ve gecelere kıymet vermiş; bu gün ve gecelerdeki, duâ ve tevbeleri kabul edeceğini bildirmiştir. Kullarının çok ibâdet yapmaları, duâ ve tevbe etmeleri için bu gün ve geceleri sebep kılmıştır. Bu gün ve geceleri ihyâ etmeli ve saygı göstermelidir. Saygı göstermek, harâm işlememekle olur. Büyük İslâm âlimi İmâm-ı Gazâlî hazretleri buyuruyor ki: “Âhiret yolcusunun, ibâdetle ihyâ edilmesi kuvvetle müstehab olan mübârek geceleri boş geçirmesi uygun değildir. Çünkü bunlar hayır mevsimleri ve kârı bol olan gecelerdir. Kazançlı mevsimleri ihmâl eden bir tâcir, bir kâr sağlayamadığı gibi, mübârek geceleri gafletle geçiren âhiret yolcusu da maksada ulaşamaz.” Bildiğimiz gibi, İslâmın beş şartından biri, mübârek ramazân ayında, her gün oruç tutmaktır. Oruç, hicretten 18 ay sonra, şa’bân ayının 10. günü, Bedir Gazâsından bir ay evvel farz oldu. Ramazân-ı şerîfte, oruç tutmak çok sevâptır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günâhtır. Ama dinî bir mazeret varsa oruç tutmamak günâh olmaz. Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve haramlardan kaçınması gerekir. Bunların orucu da kabûl olur ve îmânları olduğu anlaşılır. Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Makâlemizin burasında şu husûsu önemle vurgulamalıyız ki, Allahü teâlânın bizim ibâdetlerimize ihtiyâcı olmadığı gibi, bizim ibâdetlerimizin de O’na hiçbir faydası yoktur. Her insanın yaptığı ibâdetin faydası, yalnız kendisinedir. Zâten böyle olduğu, Fâtır sûresinin 18. âyet-i kerîmesinde açıkça haber verilmektedir. İnsanların ibâdet ve isyânları, Cenâb-ı Hakk’ın celâli, azameti, büyüklüğü karşısında aynıdır. Bütün insanlar, cinnîler ve diğer mahlûkât Allahü teâlâya, en müttakî bir kul gibi ibâdet etseler, bunların O’na herhangi bir faydası olmaz. Bunun tersine, bütün mahlûkât O’na küfretseler, bunun da herhangi bir zararı olmaz. Kur’ân-ı kerîmde Zâriyât sûresinin 56. âyet-i kerîmesinde meâlen: “Ben, cinnîleri ve insanları, ancak (beni tanısınlar, arz-ı ubûdiyette bulunsunlar) bana ibâdet etsinler diye yarattım” buyurulmaktadır. Mahlûkâtın yaratılış gâyesi, bir hadîs-i kudsîde de şu şekilde beyân buyurulmuştur: “Ben, gizli bir hazîneydim, bilinmeyi istedim; bunun üzerine mahlûkâtı yarattım.” Peygamber Efendimize, insanların en iyisinin kim olduğu sorulduğunda, “Ömrü uzun olup, ameli güzel olandır” cevâbını vermiştir. İnsanların en kötüsünün kim olduğu sorulunca da, “Ömrü uzun olup, ameli kötü olandır” buyurmuştur. Sevgili Peygamberimiz: “Akıllı kimse, nefsini hesâba çeken ve ölümden sonrası için amel işleyen(hazırlık yapan) kimsedir” buyurmuşlardır. Peygamber Efendimiz, Ramazân-ı şerîfin fazîleti ve bu ayda tutulması gereken oruç hakkında buyuruyor ki: “Ramazân ayı mübârek bir aydır. Allahü teâlâ, size ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin (Kadir Gecesinin) hayrından mahrûm kalan, her hayırdan mahrûm kalmış sayılır.” [Nesâî] Bir hadîs-i şerîfte de, “Özürsüz, ramazânda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazândaki o bir günkü sevâba kavuşamaz” (Tirmizî) buyuruldu. Sahîh-i Buhârî’deki diğer bir hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: “Bir kimse, ramazân ayında oruç tutmayı farz (vazîfe) bilir ve orucun sevâbını, Allahü teâlâdan beklerse, geçmiş günâhları affolur.” Zâten “ramazân” kelimesi de, “yanmak” demektir. Çünkü, bu ayda oruç tutan ve tevbe edenlerin günâhları yanar, yok olur. Aşere-i mübeşşere’den (Cennet ile müjdelenen 10 büyük sahâbîden biri olan) Ebû Ubeyde bin Cerrâh(radıyallahü anh)’ın şu hikmetli sözünü, bu ayda daha çok hatırlamaya çalışalım: O, vefât etmeden önce: “Namaz kılınız, ramazân orucunu tutunuz, zekâtınızı veriniz, hac ve umre yapınız. Dünyâ sizi aldatmasın. Allahü teâlâ ölümü yarattı; herkes ölecektir” buyurmuştur.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT