BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ramazan Günlüğü

Ramazan Günlüğü

Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutunuz! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır.



HADİS-İ ŞERİF Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutunuz! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır. HER GÜNE BİR DUA Belâdan kurtulmak için Hadis-i şerifte buyruldu ki, “Birinize dert ve belâ gelince, Yunus Peygamberin duâsını okusun! Allahü teâlâ Onu muhakkak kurtarır. Duâ şudur: Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü minez’zâlimîn” “Bismillâhirrahmânirrahîm ve lâ-havle ve lâ-kuvvete illâ billâhil’ aliyyil’azîm” duâsı da, ruhi hastalıklar ve bütün hastalıklar için okunur. Dertlerden kurtulmak için ve murada kavuşmak için beş yüz kere okunur. Evvelinde ve âhirinde yüzer defa salevât-ı şerîfe okuyup duâ etmelidir. Ayrıca şu duâ da okunmalıdır. “Yâ Allahü bike tehassantü ve biabdike ve resulike seyyidine Muhammedin sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem estecertü.” Unutulmaya yüz tutan gelenekler * Ramazan ayının kendine has gelenekleri vardır. Bu gelenekler bölgelere, şehirlere, hatta köylere göre farklılık gösterebiliyor. Ancak günümüzde bu âdet ve geleneklerin büyük bölümü zamanın akışına paralel değişikliklerle sürdürülürken bazıları unutulmaya yüz tutmuş görünüyor. Samsun’un Bafra ilçesinde özellikle çocuklar için ayrı bir anlam taşıyan “Sele-sepet” geleneği yıllardır sürdürülüyor. İftarın ardından başlatılan şenlikte çocuklar taşıdıkları “sele-sepet” adı verilen fenerlerle evleri dolaşarak bahşiş topluyor. Çaldıkları kapıyı açanlarca bahşiş ve çeşitli ikramlarda bulunulan çocuklar gruplar halinde “Sele-sepet top kandil, aç kapıyı ben geldim. Ayda yılda bir kere, kapınıza ben geldim” şeklinde maniler söyleyerek teravih vaktine kadar mahalleleri dolaşıyorlar. Her gidilen evde mutlaka bir ikramda bulunulurken, verilen hediyeler taşınan sepetlerde biriktiriliyor. “İlk oruç hediyesi” Erzurum’da ilk defa oruç tutan çocuklara mutlaka çeşitli hediyeler veriliyor. Ayrıca nişanlı kızların evlerine iftarlık yemek ve hediye götürülmesi, maddi durumu kötü olan vatandaşlara iftarlık verilmesi ve her yıl ramazan ayında 1001 hatim okuma geleneğinin sürdürülmesi dikkat çekiyor. “Oruca direk vurma” Konya’da çocukları küçük yaşlarda oruca alıştırmak için “oruca direk vurma”geleneği uygulanırdı. Akşama kadar aç ve susuz dayanmaları mümkün olmayan ancak oruç tutmak isteyen küçüklerin oruca alışmalarını sağlamak amacıyla öğle saatlerinde biraz yemek ve su verilirdi. Buna ‘oruca direk vurma’ denilirdi. Şimdilerde neredeyse hiçbir çocuk hatta genç oruca direk vurmanın ne demek olduğunu bilmiyor. Ramazan oyunları Eskiden ramazan gecelerinde Aksaray ve Karaman’da, teravih namazı sonrası belli evlerde ramazan eğlenceleri yapılıyordu. Bu gecelerde bölgeye has yüksük oyunu, tura oyunu, yıldız sayma, yumurta saklama gibi oyunlar oynanıp büyüklerin anlattığı hikayeler, anılar yöresel masal ve efsaneler dinlenirdi. Yüksük oyununda; bir tepsi üzerine ters çevrilmiş 9 fincan konulur, bunlardan birinin altına yüzük saklanırdı. Oyunu kazanan ekip, kaybeden ekibi değişik yöntemlerle cezalandırılırdı. “Kahke” ve “külünç” Şanlıurfa’da eski ramazanlarda, günler önce evlerde bu aya hazırlık olarak hummalı bir çalışma yapılırken, ayın başlamasıyla birlikte teravih namazından sonra kahvehanelerde “Arzu ile Kamber”, “Tahir ile Zühre” gibi hikayeler anlatılır. Şehirde bu aya özgü olarak “kahke”(simit) ve “baharatlı külünç” (pasta) hazırlanır, bunlar iftardan sonra ve sahurlarda çayla birlikte yenilirdi. İftar yakın saatlerde ise çocuklar evlerin damlarına çıkarak Ulu Cami’den atılan iftar toplarını sabırsızlıkla beklerlerdi. Ceviz-fındık oyunu Edirne’de Selimiye Camii’nin bulunduğu meydanda ramazan ayında çocuklara kukla gösterileri sunulur, yetişkinler ise ceviz ve fındık oyunları oynarlardı. Edirne’de ramazan aydınlığının en etkileyici kaynağı ise Selimiye Camii’nde iki minare arasına asılan mahyalardı. Mahya, eskiden ipe asılı kandillerle yazılırdı. Bayram “gerebiç”leri Kilis’te ramazanın ortasından itibaren hazırlanmaya başlanan “kahke”ve “gerebiç”ler, bayramlaşmaya gelen akraba, eş dost ve misafirlere ikram edilirdi. Kilis’te Esnaf, bayramın yaklaşmasıyla dükkanlarını sabahlara kadar açık tutardı. Tel helva geceleri Sivas’ta eski ramazan günlerinde uzun emeklerle ortaya çıkarılan tel helva, artık unutulmaya yüz tutmuş gelenekler arasında yerini alıyor. Ramazan akşamlarında yakın akraba ve komşuların bir araya gelmesiyle zahmetlice hazırlanan tel helva, işi bilen kişilerin komutlarıyla hazırlanır ve afiyetle yenirdi. Dumanlı haberleşme Bursa’da, 20. yüzyılın başlarına kadar ramazanın ilk gününde yapılan ramazanın gelişinin şehre duyurulması için “ateş yakılması” geleneği de günümüzde unutulan ramazan gelenekleri arasında yer alıyor. Uludağ’da, ayın en net görüldüğü yer olan Bakacak Tepesi’ne çıkarak çadır kuran dönemin yöneticileri ve vatandaşlar, ilk hilali görünce yoğun duman çıkaracak şekilde büyük bir ateş yakarlardı. Ateşin dumanını gören Tophane Tepesi’ndeki görevliler de top atışıyla ramazan ayının geldiğini tüm şehre ilan ederlerdi. “Küpecik” manileri Kütahya’da ramazan akşamları, aynı mahallede ya da sokakta oturan çocuklar, 5-6 kişilik gruplar oluşturarak kapı kapı dolaşırlar. Evlerin zillerini çalan çocuklar, “küpecik” manisini okuyarak bahşiş isterler. Ev sahipleri de gelen çocuklara ya ikramda bulunur ya da bahşiş olarak para verir. Çocuklar da aralarında topladıkları paralarla mahalle bakkalından yiyecek alarak aralarında paylaşırlar. “Küpecik”manisi şöyle: Heey! küpecik, küpecik, Yağdan, baldan küpecik. Yağ olmazsa bal olsun, Ev sahibi sağ olsun. Ev sahibi, evde misin? Evde değil dağda mısın? Dağda yılan kışlasın Allah çocuğunuzu bağışlasın. Al yanaklı yenge! Merdimandan in de gel! Sarı yirmibeşliği, Al da gel, al da gel! Fotoğraflarla Kutsal Emanetler Sergisi... Topkapı Sarayı’nda sergilenen kutsal emanetleri görme imkanı bulamayanlar, Bursa’da açılan “Kutsal Emanetler Fotoğrafları” sergisiyle bu özlemlerini az da olsa gideriyorlar. Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin açtığı sergide, Peygamber Efendimiz’in kılıçları, yayı, sakal-ı şerifi ve ayak izleri gibi pek çok kıymetli emanetin büyük boy fotoğrafları sergileniyor. MENKIBELER Osmanlı’nın hayvan sevgisi 16. yüzyılda İstanbul’da bulunan Avusturyalı diplomat Baron W. Wratislav, Osmanlı’nın hayvan sevgisini şöyle anlatıyor: “İstanbul’da, kazanlar içinde kaynatılan işkembe ve sakatat artıklarını, şehri dolaşarak bağıra bağıra satmak adettir. Bu gibi satıcıların arkasından elli, altmış hatta daha fazla köpeğin seğirttikleri görülür. Türkler, bu ayak satıcılarından aldıkları sakatatları, köpekler arasında mümkün olduğunca eşit biçimde dağıtırlar ve bu arada duvarlar üstünde bekleşen kedilerin de paylarını vermeyi ihmal etmezler. Çünkü, dini emirlerin dışında kalan bazı şeylere değer veren bu insanlar, kedi, köpek, balık, kuş ve Allahın başka canlı ve konuşamayan yaratıklarına yiyecek sadakası vermekle sevap kazanacaklarına inanırlar. Bu inançlarının bir sonucu olsa gerek, yakalanmış kuşları öldürmeyi büyük günah sayarlar ve bunları bir çeşit kurtuluş akçesi verir gibi, satın alarak azad etmekle Allahın hoşnutluğunu kazanmış olurlar. Balıklar için de sulara ekmek kırıntısı atarlar.” Yorulmayan seyyah İbn-i Batuta 4 Enbiyanın ve evliyanın izinde * İbn-i Batuta, Kudüs civarında peygamberlerin ve sahabelerin kabirlerini ziyaret eder, veliyyullah ile doyumsuz sohbetler yapar. Hacca Şam üzerinden gitmeye niyetlenen İbn-i Batuta o günlerde de büyük bir şehir olan Gazze’de soluklanıp nice nebinin yattığı Filistin’i dolanmaya başlar. Halilürrrahman kasabasında Hazret-i İshak ve Hazret-i Yakub’un kabirlerini ziyaret eder. Hazret-i İbrahim’in huzurunda Efendimizin (Sallallahü aleyhi ve sellem) kutlu miracını hatırlar, kalbi yumuşar. Ardından Hazret-i Yusuf ve Hazret-i Lut’un kabirlerini de ziyaret etme şerefine nail olur. Buheyre-i Lût (Lut gölü) tuzlu bir çukurdur, orayı tasvire bile gerek duymaz. Ancak Kudüs’ü, hassaten Mescid-i Aksa ve Kubbet-us Sahra’yı inceden inceye anlatır, hiçbir detayı atlamaz. Hristiyanlar Kudüs’te cizye ödemeyi göze alır, cehennem vadisi içindeki iki kiliseye koşarlar. Bunlardan birinde Hazret-i Meryem’in bir başka kilisede de İsa Aleyhisselam’ın yattığını sanırlar. İbn-i Batuta bunların aslı olmadığını açıklar. Öyle ya bir kere İsa aleyhisselam ölmemiştir ki kabri olsa. Meryem validemize gelince onun mezarı şerifi bilinse önce Müslümanlar sahip çıkar. Çiçek gibi bezer, ziyaretgah yaparlar. Tarikat hırkası İbn-i Batuta, Kudüs’te Gazneli Şemseddin Muhammed, İmadedin Nablusi, Şehabüddin Taberi, misafir olarak bulunan Gırnatalı Ebû Abdullah ve Kemaleddin-i Meragi gibi hal ve gönül ehilleri ile tanışır ve Erzurumlu Abdurrahman bin Mustafa’nın elinden tarikat hırkası kuşanır. Antik Askalan’da bir tarih turu yapar, sonra Bîr-i İbrahim’e (Hazret-i İbrahim’in kuyusuna) iner ki merdivenleri geniştir ve zeminde odacıkları vardır. Remle’de bahçesinde nebilerin yattığı rivayet olunan Cami-i Ebyad’a (Ak Mescid) uğrar, büyük fakih Mecüdiddin-i Nablusi’den feyz almaya bakar. Civarda çok miktarda harrûb (keçi boynuzu) yetişir, şırasını da çıkarırlar, tatlısını da yaparlar. Kokulu kavunları ile ünlenen Nablus’un Ulu camisi çok sanatlıdır ortasında bir havuz vardır, serin ve lezzetli bir su akar. Aclun’da Ubeyde bin Cerrah’ın, Kuseyr’de Muaz bin Cebel’in (Rıdvanullahi teala aleyhim ecmain) kabirlerini ziyaret eder, sonra Akka’da konarlar. Eskiden çok hareketli bir şehir olan Akka’yı donuk bulur, ki şehirler de insanlara benzer, inişler ve çıkışlar yaşarlar. Tek surlu ‘Sûr’ Salih Aleyhisselam’ın kabr-i şerifini de ziyaret eder, sonra Sûr’a uzanırlar. Sûr yeryüzündeki hiçbir şehre benzemez üç tarafı dik bir yarla denize iner, bir tarafını da surla kuşatırlar. Gemiler surun altından iç limana girmek zorundadırlar. Sayda, inciri, üzümü, zeytini bol bir beldedir. Kaynar sulu hamamları ile meşhur olan Taberiye eski ve soylu bir şehirdir. Yusuf Aleyhisselamın atıldığı kuyu da havalidedir. Hayli derindir ve su birikmiştir. Hazret-i Süleyman ve Hazret-i Şuayb (ve kızı Safura) burada medfundurlar. (Salavatullahü ve selamuhü alâ nebbiyina ve aleyhim) Beyrut’ta canlı bir ticaret vardır, çarşılar rengarenktir. Sultan Selahaddin kentteki bir zaviyeyi vakfiye ile desteklemiştir. Misafirler yedirilir içirilir, altlarına döşekler serilir. Trablusşam’ın içinden nehirler akar, dalgalar ise sahilinde kırılırlar. Burada Türk emirler vazife yapar ve Darüssaade’de oturan Taylan Hâcib adlı melike pek sadıktırlar. Haysiyetli vakur insanlardır. Bir gün fukara bir kadın “filan askerin sütümü gasb edip içti” diye şikayette bulunur ama asker bedelini ödemek yerine inkar yoluna sapar. Emir tereddüt etmeden askeri ikiye böldürür, bağırsaklarından süt sızar. Hakikat ortaya çıkar. Maarratunnu’man (Humus) sulak, yeşillik, latif bir şehirdir, Eshab-ı kiramdan Nu’man bin Beşir burada emirlik yapmıştır zamanında... Büyük mücahid Halid Bin Velid (radıyallahu anh) dahi burada yatar. Halkı Arap asıllıdır, faziletlidirler, kerem sahibidirler, büyük sahabeye komşu olmayı büyük nimet bilirler. > Devamı yarın İFTAR LEZZETİ İçli köfte Malzemesi: * 300 gr kıyma (Az yağlı), * 200 gr bulgur (Köftelik), * 50 gr çekilmiş ceviz içi, * 50 gr fıstık (Dolmalık), * 15 gr kuş üzümü, * 2 adet soğan (ince doğranmış), * 1 demet maydanoz (ince doğranmış), * 1 bardak mısırözü yağı, * Tuz-Pul biber-Kara biber Hazırlanışı: Bulguru ılık suda ıslatını yarım saat bekletin. Kıymayı kavurup soğanı ilave edin ve bir miktar daha kavurun. Daha sonra çam fıstığı, tuz, karabiber ve pul biberi ekleyip bir süre daha kavurun. Ateşten alıp içine maydanozı ceviz ve kuş üzümünü ilave edin. Yumuşamış olan bulgurdan bir avuç alarak elinizin içinde yassılaştırın. Ortasına bir kaşık iç koyup üzerini az bir hamurla kapatın. Oval yumurta şeklini verdikten sonra orta hararetli yağda kızartın. Marul ya da kıvırcıkla servis yapın.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103310
    % -1.48
  • 5.471
    % -0.15
  • 6.2116
    % -0.1
  • 7.2201
    % -0.63
  • 228.954
    % -0.48
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT