BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ramazan Günlüğü

Ramazan Günlüğü

İftar sofrasına buyur edilen fakir fukaraya hane sahibinin zenginliği ve cömertliğine bağlı olarak, gümüş akçe veya altın paralar bir kadife kese içerisinde diş kirası olarak verilirdi.



HER GÜNE BİR DUA Günahların affı için Her günahın affı için, kalple tövbe etmek ve dil ile istiğfâr etmek ve beden ile kaza etmek lazımdır. Yüz kere tesbîh etmek, yani “Sübhânallahilazîm ve bi hamdihi” demek ve sadaka vermek ve bir gün oruç tutmak, çok iyi olur. “Sübhânallahi ve bi hamdihi sübhânallahil azîm.” Bunu, her gün ve her gece yüz kere okumalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: “Sabah-akşam 7defa “Allahümme ecirni minennar” diyen cehennemden kurtulur” Sabah-akşam 7 defa, “Hasbiyallahü la ilahe illa hu, aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbül arşil azim” okuyanın dünya ve ahiret işine Allah kâfi gelir. Sabah akşam yüz defa “Sübhanallahi ve bihamdihi” diyenin, günahları deniz köpüğü kadar da olsa affedilir. Gönül almanın başka bir yolu: DİŞ KİRASI İftar sofrasına buyur edilen fakir fukaraya hane sahibinin zenginliği ve cömertliğine bağlı olarak, gümüş akçe veya altın paralar bir kadife kese içerisinde diş kirası olarak verilirdi. Eski ramazanlarda hassasiyetle üzerinde durulan ancak şimdilerde unutulan geleneklerden biri de ‘Diş Kirası’dır. Osmanlı döneminde zengin köşk ve konaklarda iftar davetleri verilir, fakir halk için de sofralar hazırlanırdı. Habersizce gelen Allah misafiri herkes sofraya buyur edilirdi. İftarı tamamlanıp teravih namazı için kalkılmak üzereyken, hane sahibi tarafından önemli misafirlere kadife keseler içerisinde gümüş tabaklar, kehribar tesbihler, oltu taşlı ağızlıklar, gümüş yüzükler diş kirası olarak hediye edilirdi. Fakir fukaraya ise, hane sahibinin zenginliği ve cömertliğine bağlı olarak, gümüş akçe veya altın paralar bir kadife kese içerisinde diş kirası olarak verilirdi. Nohutlu pilavın önemi Fatih Sultan Mehmed dönemi sadrazamlarından Mahmud Paşa da tarihimizin ünlü cömert ve hayırseverleri arasındaydı. Onun sofrasında oruç açanlar, diş kirasına ilaveten her akşam mutlaka ikram edilen nohutlu pilavın gelmesini dört gözle beklerdi. Her zaman dişlere takılma ihtimali olan sert bir nohut ümidiyle sofraya oturulurdu. Çünkü Mahmud Paşa, kazanlarda pilav pişirilirken, içine nohut biçimi verilmiş altınlar da attırırdı. Pirinç pilavını yerken kaşığına ya da dişine “altın nohut”lardan isabet edenler, o iftar yemeğinin şanslı davetlileri olurdu. Zenginlerin Allahü teâlânın rızasını kazanmak için adeta servetlerini döktükleri iftar yemeklerinin yanı sıra sahurluklar da ihmal edilmezdi. Fakir fukara için hazırlanan sahur sofraları da hayli kalabalık olurdu. İftara gelen fakirlerden şehrin uzak semtlerinde oturdukları için sahur yemeğine kalamayanlar, mutfağa gider, arkasında taşıdığı zembilindeki kaplara akşamdan kalan yemeklerden koyup evlerine dönerlerdi. Sahura kalanlar genellikle yakında oturanlardır. Kışın ise sahur vakti hayli geç olur, böyle zamanlarda misafirler sahura bir-iki saat kala gelir, ne varsa nasiplerini yüklenir ve gece karanlığında evlerinin yolunu tutardı. Sultan Abdülaziz’e verilen diş kirası Tarihimizde en yüksek diş kirası Sadrazam Yusuf Kamil Paşa’nın Sultan Abdülaziz’e takdim ettiği olsa gerektir. 3 Ocak 1868 Cuma akşamı Abdülaziz Han, iftar topuna kısa bir zaman kala Vezneciler’deki Zeynep Hanım konağında iftar etmeye karar verir, ama çevresine bile gideceği yeri bildirmez. Kısa bir yolculuktan sonra Hünkârın arabası büyük bir ihtişamla konak önünde durur, başta ev sahibi olan paşa olmak üzere iki sıra dizilmiş olan konak halkı Hünkârı saatlerce bekliyormuş izlenimiyle karşılar. Yusuf Kamil Paşa daima temkinlidir. Konak bu ani ziyaretten iftara pek az kalmış olmasına rağmen asla telaşlanmaz. Yalnız Paşa ve hanımefendi kısa kısa emirler ve iptidaî tedbirlerle hünkârı ve maiyetini mükemmel ve hiçbir kusur göze çarpmadan ağırlar. Yemekler yenilip kahveler içildikten sonra teravih kılınır, zâti şahane avdet için maiyetine emir verdiği sırada Zeynep Kamil Hanımefendi bir altın tepsi içinde bütün mücevheratını, incisini, altınını ve emlakların tapularını koyup, başına bir incili kreple örterek huzura çıkar ve tepsiyi Hünkâra takdim ederek, kabul buyrulmasını rica eder. Bu haşmetli manzara karşısında herkes, nefes almadan neticenin neye bağlanacağını bekler. Sultan Abdülaziz ise vezirinin bu hareketinden fevkalâde memnun olur. Güler bir yüzle Zeynep Kamil hanımefendiye, “Kabul ettim hanımefendi, ben de bu değerli hediyeleri size hibe ve iade ediyorum” diyerek tepsiyi geri verir ve fazla olarak da kendi göğsündeki Murassa Şefkat Nişanını Zeynep Kamil hanıma hediye eder. Yorulmayan seyyah İbn-i Batuta 4 Şam-ı şerif yolunda Hama su dolapları ile tanınan bir beldedir ki kanallar dilim dilim şehri böler. Sütü boldur, bademi, fıstığı meşhurdur. Halkı sabun yapmakta, pamuk dokumakta mahirdirler. Sermin ahalisi ehl-i sebb olup Aşere-i mübeşşere’ye (Cennetle müjdelenen on sahabiye) buğz ederler. Esnaf sırf on lafzını ağzına almamak için dokuz ve bir der. Türk’ün biri pazarda “dokuz ve bir” diyen satıcıya kızar, gürzü ile başına vurup “topuz ve on” der, geçer. Adını İbrahim Aleyhisselam’ın sağdığı sütten (el-Haleb) alan Halep’in hendekle çevrili mükemmel bir kalesi vardır, zaptı neredeyse imkansızdır. İçinde iki tane su kuyusu bulunur ki yıllarca dayanır. Burçları meskundur, pencereleri dışarı bakar, havadardır. Çarşıları hareketlidir, sokakları çatıyla kaplıdır. Cadde kenarlarındaki muhteşem binalar parmak ısırtır. Arazileri besleyen nehir sanki tersine akar, onu bu yüzden “Asi” adıyla anarlar. İbni Batuta Halep’i hilafet merkezi olmaya lâyık bulur, varın siz düşünün ne kadar etkilenmiş olmalıdır. Antakya mamur bir şehirdir, nüfusu kalabalıktır. Burada Hıristiyanlığın ilk yıllarında yaşayan ve mümin bir İsevi olan Habib-i Neccar’ı ziyaret eder ki Hazret-i Ömer kabrin yanına sanatlı bir cami yaptırmıştır. Ağırlandığı zaviyenin Şeyhi yüz yaşını aşmasına rağmen dinçtir, oğlu ise sekseninde çökmüş kocamıştır. Öyle ki görenler oğulu baba sanırlar. Fedai sığınakları Sis civarında Ermeniler vardır, emir Hüsameddin’e tabi görünseler de sürekli fitne çıkarırlar. Amik ovasının kuvvetli çayırlarında ise Türkmenler hayvan otlatır, dengeyi sağlarlar. Kadmus, Meynaka, Ulleykâ, Misyaf ve Kehf kalelerinde Fedaiye (haşhaşiler) taifesi yaşar. Bunlar ücreti mukabilinde suikast (zehirli kamalarla) yaparlar. Zaman zaman avlandıkları da olur ama göze alırlar. Yörede hayli Nusayri vardır. Emir mescid yaptırmışsa da ezan okumaz, namaz kılmazlar. Bir ara içlerinden biri mehdilik iddiası ile ortaya çıkar. Zeytin yaprağı üzerine yazdığı namelerle Şam ülkesini bağlılarına paylaştırmaya kalkar. Göz boyamakta ustadır, adamlarını mersin dalıyla dövüşürlerse zafer kazanacaklarına inandırır. Müslümanlar Cuma namazında iken Cebele şehrini basar, evlere kadınlara saldırırlar. Ahali bunları derhal kuşatır ve kırar. Belki tamamen ortadan kaldıracaktırlar ama Melik Nasır hayatlarını bağışlar. Lazkiye Şam limanlarının en güzellerinden biridir, emniyetlidir. İki burç arasındaki zincir indirildiğinde kimse girip çıkamaz. Baalbek hayır sahiplerinin bulunduğu bir şehirdir, canlı ve şirindir. Çok güzel kirazı olur, burada üzümden hoşça bir şurup kaynatır, içine sırrı kendilerince malum bir toz katıp dondururlar. Öyle ki çıkarmak için kabı kırmak zorunda kalırlar, içine fıstık badem de katar nefis helvalar (Mülebbin) yaparlar. Baalbek ve Zebdani halkı sanatkardırlar, güzel kumaşlar dokur, tahtadan kaplar kaşıklar oyarlar. On tabağı iç içe geçirirler, eline alan bile anlayamaz. Bir sanırsınız, on çıkar. İbn-i Batuta’yı kendine aşık eden şehir İbn-i Batuta Dımaşk’a (Şam’a) kelimenin tam manası ile aşık olur. Defterine daha bir ağdalı cümleler yazma ihtiyacı duyar. Uzanıp giden nehirleri kanalları alaca yılanlarla kıyaslar. Şehre kah hoş kokulu nebatlardan libaslar giydirir, kâh hüsn-ü letafetin geceleyip sabahladığı menzillere nazire yapar. Güya ayağını zemine vuran ses duyar “bende hem içmeye hem yıkanmaya yetecek kadar serin su var!” İbn-i Batuta, Şam-ı şerif’te Ümmü Habibe, Hazret-i Muaviye, Bilal-i Habeşi, Zeynep (Ümmü Gülsüm), Ebu Derda, Ümmü Derda, Fudale, Ubeyd, Vesile bin Eska, Sehl bin Hanzala, Veysel Karani ve Kab’ül Ahbar’ın kabirlerini ziyaret eder (Aleyhimürrıdvan) ve Kasiyun dağına çıkar. Cebel-i Kasiyun İbrahim, Musa, İsa, Nuh, Eyyub gibi Nebilerin (salavatullahi aleyhim ecmain) namaz kıldığı bir dağdır. Habil ile Kabil’e ait izler taşır. Zemzemin sırrı çözülemiyor Dünyanın bu en temiz suyunun kaynağı bilinmiyor. Yüzyıllardır milyonlarca insan içse de hiç azalmıyor. BURSA (İHA) - Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) raporlarına göre dünyanın en sağlıklı sularından olan zemzem suyunun esrarı, gelişmiş teknolojilere ve ciddi araştırmalara rağmen çözülemiyor. Kaynağı bulunamayan su denizden 80 kilometre uzakta çıkıyor. Çevresinde başka hiçbir kuyu olmamasına rağmen yıllardır kurumaması, araştırmacıları şaşkına çeviriyor. Sadece 1.5 metre derinliğindeki kuyudan hac mevsiminde milyonlarca hacı bütün su ihtiyacını karşılarken, su seviyesinde de hiçbir azalma olmuyor. Açlığı gidermek için içenin açlığını, susuzluğunu gidermek için içenin de susuzluğunu gideren zemzemin esrarı bilim adamları tarafından inceleniyor. Avrupa’da laboratuarlarda yapılan araştırmalarda, zemzem suyunun çok az kükürt içerdiği tespit edildi. Amerika’da yapılan test sonuçlarına göre ise zemzem, içinde mikroorganizma ve bakteri bulunmayan tek su olma özelliği taşıyor. WHO tarafından da zemzem, dünyanın en içilebilir ve sağlıklı sularından biri olarak açıklandı. Fakat diğer sulara göre çok daha besleyici ve mineral barındıran suyun kaynağı ise halen araştırma konusu. > Osman Akın İFTAR LEZZETİ Etli domates dolması Malzeme: *12 domates (sert), *1 çay kaşığı tuz, *1 çay kaşığı şeker. İç malzemesi: *150 gram pirinç, *2 çorba kaşığı çiçek yağı, *2 soğan, *180 gram kıyma (koyun etinden), *1 çorba kaşığı tuz, *1 demet maydanoz, *1 demet dereotu, *1 çay kaşığı karabiber, *1 yemek kaşığı salça. Yapılışı: Pirinci bol suda haşlayıp soğutup sızdırın. Ayrı bir tencereye yağı koyup soğanları sarartıp ilave ederek kıymayı kavurun. Salça ve tuzunu ilave edip suyunu verin ve 10 dakika kaynatıp ateşten alın. Tel süzgeçten sızdırıp bir tencereye koyun. Karabiberi, kıyılmış dereotu, maydanoz ve sonradan pirinci ilave edip karıştırın. Domateslerin içini çıkartıp dolma içini doldurun ve kapaklarını kapatın. Üzerine şeker ve tuzunu atın. Kıymanın salçasını üzerine döküp 10 dakika fırında pişirin. Yemek Zevki Dergisi’nin katkılarıyla...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT