BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yapıları değiştirilmiş gıdalar sağlığımızı tehdit ediyor!

Yapıları değiştirilmiş gıdalar sağlığımızı tehdit ediyor!

Pazarda aldığımız sebzenin, meyvenin şekli değişti, tadı-tuzu kalmadı. Bazı meyvelerin anormal şekilde değişime uğraması, yamru-yumru olması dikkatimizi çekiyor. Gerisini pek önemsemiyoruz. Hormon deyip geçiştiriyoruz. Bazı hastalıkların anormal derecede artmış olması, bazı bilim adamlarının bunda zararlı gıdaların payına dikkat çekmesi de yeteri kadar etkili olamıyor.



Pazarda aldığımız sebzenin, meyvenin şekli değişti, tadı-tuzu kalmadı. Bazı meyvelerin anormal şekilde değişime uğraması, yamru-yumru olması dikkatimizi çekiyor. Gerisini pek önemsemiyoruz. Hormon deyip geçiştiriyoruz. Bazı hastalıkların anormal derecede artmış olması, bazı bilim adamlarının bunda zararlı gıdaların payına dikkat çekmesi de yeteri kadar etkili olamıyor. Biyologlar Birliği Derneği’nin verdiği bilgiler hepimizi bir daha düşündürmeli, daha dikkatli olmamızı sağlamalıdır: “Bir mal veya hizmet üretmek için canlı organizmalardan yararlanma teknolojisi biyoteknoloji olarak tanımlanmaktadır. Yoğurt, peynir, sirke üretimi biyoteknolojinin insanlık tarihinde ilk adımlarıdır. Çeşitli araştırmacılar tarafından; ürünlerde verimliliği sağlama, böceklere karşı dayanıklılık oluşturma veya piyasada uzun süre dayanıklılığı artırma amacıyla biyoteknolojiden faydalanılmaktadır. Genetik yapıları değiştirilmiş gıda maddelerinin bazen ölümcül hastalıklara sebep olduğu unutulmamalıdır: Bir canlıya, başka bir canlıdan gen aktarılması veya genetik yapıya müdahale ile yeni genetik özellikler kazandırılmasını sağlayan teknolojiye Gen Teknolojisi denir. Genetik değişikliğe uğratılmış (gen aktarılmış) mikroorganizmalar, bitkiler, hayvanlar, klonlanmış canlılar gibi farklı ürünler toplumun kullanımına sunulmaktadır. Bu çalışmalarda, biyogüvenlik şartlarını hiç aksatmadan, tabiata ve topluma zarar vermeyecek bir biyoteknoloji gereklidir. Değişiklik geni genellikle antibiyotiğe dayanıklılık genine bağlanarak taşınmaktadır. Buna bağlı olarak Alzhaimer ve Deli Dana hastalığı artışının bu tip değişikliğe bağlı olduğu belirtilmektedir. Antibiyotiklere karşı dayanıklı olan bu ürünler insan ve hayvanlarda toksik veya alerjik etkiler oluşturmaktadır. Acaba meyvelerin dışı başka içi başka mı olacak! Korkuyoruz, aldığımız karpuzun içi kavun, portakalın içi limon, kayısının içi incir, kivinin içi mandalina çıkacak diye.” Sebze, meyve alırken şunlara dikkat edilmeli 1. Yerli tohumdan üretilen gıdalar tercih edilmeli. 2. Şekil bozukluğu olan ve normalden iri meyve ve sebzeleri almamalıyız. 3. Ülkemizde Biyo-güvenlik kurulu oluşturulmalı ve işlerlik kazandırılmalıdır. 4. GDO (Genetik Yapıları Değiştirilmiş Organizmalar) ürünlerinin ülkemize girişi yasaklanmalı veya kontrol altına alınmalıdır. 5. İthal edilmiş GDO’lu ürünler etiketlenmeli ve ambalajlarında mutlaka belirtilmelidir. 6. Kaçak tohum girişi önlenmelidir. 7. Özellikle GDO’lu ürünlerden olan, ithal soya, mısır ve pirince karşı çok duyarlı olmalıyız. >> 115 gün tatil üzerine... Bizim ülkemizdeki kadar çok tatil nerede var? Hiç araştırdınız mı? Ben araştırdım. Hiçbir ülkede yok. Bizim kadar günleri hor kullanan başka bir ülke ve ülke insanı var mı? O da yok... 2008 yılında devlet personelini 115 gün resmi tatil bekliyor. Biz bu kadar zengin bir ülke miyiz? Okullar açılırken gördük ki, boya badana yapılıyor, temizlik var bakım var onarım var, var oğlu var.. Hangi ülkede böyle zamanı hor kullanmak var? Bakın bir tek onlar değil. Ülkemizde yarım gün çalışıp para alan çok devlet memuru var. Mesela hastanelere gidiyorsunuz, saat üç dedi mi, işi bırakıyorlar. Yasa böyle, yönetmelik böyle diyorlar. Ama maaşa geldi mi, tam gün parası ve bir de üstüne üstlük döner sermaye primi alıyorlar.. Memura Cumartesi Pazar tatil. Pazar’ı anladık da, Cumartesi neden tatil, onu anlayamıyoruz... Paraya özlük hakkına, maaşa gelince hiç kimse tatil yapmıyor ama, istemeyi biliyor. Kim veriyor bu paraları ve hakları? Devlet... Devlet nereden buluyor, alıyor? Bizden... Milletten... Toplanan vergiler... Yazık ya, böyle adaletsiz bir ücret dağılımı ve çalışma şekli olur mu? Adam üç ay yatacak ama maaş alacak, tatilde olacak özlük hakkı çalışacak, prim alacak, yarım gün çalışacak tam gün yazılacak. Olmaz, olmamalı.. Biz bu kadar zengin bir millet değiliz. Olsak bile gelirimizi ve elde ettiklerimizi çarçur edemeyiz. Ve zamanı hor kullanamayız. Bir devlet personeli hangi ülkede 115 gün tatil etmiş gösterin. Düzeltin şu işleri kardeşim, artık düzeltin. > Mustafa Göktaş >> Mağdur durumdayız... Milli Eğitim Bakanlığı’na; Ben de atanamamış bir öğretmenim. 3-4 yıldır mezun durumdayız. Ama ihtiyaç fazlası deniyor, kadro fazla deniyor, bütçe kaynakları kısıtlı deniyor; her defasında açıkta bırakılıyoruz... Benim durumum biraz farklı. Bir gözümde görme bozukluğu var, özürlü öğretmen adayıyım. Bu durumumu Milli Eğitim Bakanlığı Personel Daire Başkanlığı’na bildirdim... Bizim durumumuzda olanları Sınıf Öğretmenliği’ne (Sertifika alarak), İngilizce Öğretmenliği’ne (ÜDS veya KPDS’dan 50 puan alarak), Bilgisayar Öğretmenliği’ne (Sertifika alarak) atayamazlar mı? Yine KPSS’na girelim ve istenen puanı alalım... Bizler mağdur durumdayız, başka işlerde çalışamamaktayız... > İsmi mahfuz >> Özveri tamam, ama ya özlük hakları? Kış gelince, Kuş Gribi tedbirleri; baharda, Şap Aşısı Kampanyası, Veri Tabanı güncelleme; yazları, Kene Mücadelesi; sonbaharda, Şap Aşısı Kampanyası... Ve sonra tekrar; Küpeleme, Veri Tabanı güncelleme... Yetmedi; Ruhsatlandırma, Denetleme, Kalıntı İzleme, Hastalıklarla Mücadele, Aşılamalar, Hayvan Sevkleri, Mezbaha ve Hayvan Pazarı Denetimleri, Gıda Denetimleri, AB uyum çalışmaları... Dinlenmek ve durmak yok, tamam anladık; özveri, iyi niyet, memleket ve meslek sevgisi de tamam. Ama acaba bunların bir sınırı yok mu? Ya, 1100 YTL ile geçim derdimiz ve diğer özlük haklarımız ne olacak? Emeğimiz, alın terimiz daha ne kadar sömürülecek? > Veteriner Sağlık Çalışanları >> Alkollü içki görüntüleri “buzlu” gösterilsin! Ramazan ayı ve bayramı süresince, bazı televizyon kanallarının alkollü içki içilen film sahnelerinde, alkollü içkileri “buzlu görüntü” şeklinde vermeleri uygulamasının bundan sonra da devam etmesini istiyoruz. İçkinin sadece kişi sağlığını değil, toplum sağlığını da ciddi biçimde etkilemede en az sigara kadar zararlı olduğu bilinen bir gerçektir. Evimizin bir üyesi haline gelen televizyonlan; çocuk, genç, yetişkin ayrımı yapılmaksızın her yaştan izleyiciye hitap etmektedir. Dolayısıyla, yerli-yabancı bütün film ve dizilerde gösterilen alkollü içki sahnelerinin, aynen sigaraya uygulandığı biçimde, buzlu görüntü ile gösterilmesi son derece önemlidir. Bugünün ve geleceğin nesillerini maddi ve manevi olarak korumayı kendimize görev edinip ilgili mercilere talepte bulunalım. Aksi halde farkında olmadan, bir süre sonra gayet olağan karşılanacak bir âdetin sofralarımızda yer almasına ve gelecek nesillerin alkolün tuzağına düşmesine (alkol müptelası olmasına) toplumca izin vermiş olacağız. Televizyon kanallarında yer alan dizi filmleri ve yerli-yabancı sinemaları dikkatlice seyrettiğimizde, alkollü içki içilmeyen bir filmin neredeyse olmadığını görüyoruz. İçki sahneleri o kadar doğal bir hale geldi ki, içki kullanmayan ve çocuklarını içki gibi bir kötü alışkanlıktan uzak tutma konusunda gayet hassas davranan insanlar bile artık bu sahneleri sıradan ve sanki filmin ayrılmaz bir parçası gibi görmeye başladı. “Beğenmiyorsan seyretme kardeşim” demenin ise buna bir çözüm olmadığını hepimiz biliyoruz. Çözüm, toplumumuzun gelenek ve göreneklerine, aile yapısına, insan ve toplum sağlığına uygun televizyon yayını yapılmasıdır ki, bu sadece televizyon sahiplerinin ve ülkemizi yönetenlerin değil, biz izleyicilerin de görevidir. Yetkililere ve ilgililere bu yöndeki tepkilerimizi ve taleplerimizi iletmede gevşeklik yapmamalıyız... > Oytun Gökmen
Kapat
KAPAT