BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Beşiktaş taraftarına şapkaaaa!

Beşiktaş taraftarına şapkaaaa!

Yaklaşık 1950’den beri izlediğim maçların tamamı hafızamda kayıtlıdır. Yani 57 senedir ülke içinde, dışında futbol izliyorum... Bunun 40 yılını spor yazarı olarak izledim... Bu yarım asrı geçen süreçte, hiçbir gün sahada oynanan futbolun dışına dikkat de kesilmedim, göz de gezdirmedim.



Yaklaşık 1950’den beri izlediğim maçların tamamı hafızamda kayıtlıdır. Yani 57 senedir ülke içinde, dışında futbol izliyorum... Bunun 40 yılını spor yazarı olarak izledim... Bu yarım asrı geçen süreçte, hiçbir gün sahada oynanan futbolun dışına dikkat de kesilmedim, göz de gezdirmedim. Beni hep futbolun nasıl oynandığı veya neden oynanamadığı ilgilendirdi. Ama Beşiktaş-Liverpool maçındaki Beşiktaş taraftarının, adını koymakta zorluk çekiyorum, o zaman şöyle diyeyim, “Tribün şaheseri” gibisine hiç rastlamadım, ne duydum, ne gördüm... Arjantin, kendi evinde 1978 Dünya Kupası’nı kazanırken gördüklerim bile solda sıfır kaldı. Bir futbol takımı, gündemin ilk maddesi olan terörle bu kadar uyumlu sloganlarla ayakta tutulabilirdi. Hayret! Bence yayıncı kuruluş o tabloyu, bir daha yenisi izlenene kadar, ekranlarından sık sık sunmalıdır. Saçma sapan magazin programları, abuk sabuk diziler yerine... >> Terim’in euroları ile Yanal’ınkiler! Bu spor medyası, gazetede yazanı ve ekranda konuşanı ile Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim’in, ayda 125 bin euro alışına köpürdü durdu. Bunu halka indirerek polemik konusu bile yaptılar. Ama şimdi bir kulüp takımının başına gelen Ersun Yanal Hoca, yılda 1 milyon 300 bin euro alacakmış. Ayda neredeyse Terim’inkiyle eşit... Eeee bakalım anlı şanlı spor medyası şimdi ne yazacak, ne konuşacak? Bence lafını bile edemez... Çünkü Yanal’ın geldiği yere bir bakın... >> F.Bahçe takımına ayıp ediliyor! Fenerbahçe takımı kötü oynayabilir. Hocası yanlış kurgu yapabilir... Maç da kaybedebilir... Ama Fenerbahçe takımındaki tek bir oyuncunun bile, bizim ligi bir kenara bırakıp, Avrupa Kupası maçlarında iyi oynamaya çalıştığını iddia etmek, her şeyden önce ne sportmenliğe, ne de gazeteciliğe yakışır. Bunları yazanlar, anlaşılan o ki duvar gibi... Hiçbir şeyden haberleri yok... Yahu beyler; futbolcunun maaşı asgari ücrettir. Asıl parayı transferden ve maç primlerinden kazanır. Hâl böyleyken, adam ligi nasıl boş verir? Hadi diyelim ki, transfere yatıyor... Allah aşkına, bu Fenerbahçe takımındaki hangi oyuncu, bugün bu kulüpten kazandığının fazlasını dışarıdan kazanabilir ki? Alex, sözleşmesi bitmiş olmasına rağmen ve sözüm ona onca teklif varken gitmedi? Bir sorun bakalım Lugano ve Edu yılda kaç para transfer alıyorlar? Ayıp yahu!.. >> Rıdvan’la gargara (2) Geçen hafta Rıdvan Dilmen’in yorumlarından söz etmiştik. Herkes bir hayrandı, bir hayrandı... Ama bizim işimiz gazetecilik ya, o yorumların içinden neler neler çıkarıyoruz... Geçen haftadan devam edelim... Türkiye-Yunanistan maçı öncesi... Yani daha maç yok... “Bu İspanyol hakem çok kötü hakem...” FIFA ve UEFA’nın en çok güvendiği hakemlerin başında gelen düdük için, daha maç başlamadan yoruma bakın... Sizce nasıl hakemdi? “Yenersek üçlük yaparız en aşağı...” Yemek tarifi gibi... “Yay civarında çok pozisyon buluruz...” Hiç bulduk mu, hatırlayan var mı? Torpillerine duyurulur... Yiyemezseniz, gargara da yapabilirsiniz... >> Gezer’den ders! Hakem Bünyamin Gezer, bir üst düzey emniyet görevlisiymiş... Kezman’ı yakalayan Gezer, Denizli’de de, bana göre iki baba penaltıyı yakaladı. Tabii Erman ve Ahmet gibi iki hakem eskisine göre, hakem mutlaka yanlış yapmış olmalıdır ya, onlara göre birincisi biraz, ikincisi çokça hayır... Ama işlerine geldiğinde, “Aşağıya bak aşağıya”, “Yukarıya bak yukarıya” diye nara atarlar... Bu defa yukarıya da, aşağıya da bakamamışlar anlaşılan... Yürüyün anca gidersiniz! Gezer, hepinize ders verdi ders... >> Tehoue, Adriano ve Thum! Bizim büyükler, ileri uçta oynatacak adam bulmak adına hep pahalı ve içinden şöhret çıkacak kapıları çalmaya meraklıdırlar... Taaa Arjantinlere kadar uzanırlar, futbolu bırakmış eskileri yamanırlar... Ama şu Belediyespor’daki Adriano, Kasımpaşa’daki Tehoue ve Bursa’daki Thum gibi, kendi ellerindeki en kıdemsiz yerli oyuncudan bile daha ucuzlarını göremezler, bulamazlar. Ne dersiniz? >> Beşiktaş’ın büyük hatası! Beşiktaşlı futbolcular Belediyespor maçından sonra beraberliği yorgunluğa, Liverpool maçındaki yıpranmışlığa bağlarken, Ali Tandoğan, farkında olmadan çok önemli bir noktaya dokundu. O nokta şuydu; “Bu Belediyespor’la zaten hazırlık maçı da oynamıştık...” İşte, bu beraberliğin altında yatan önemli bir neden... Bu hazırlık maçı Moldova ve Yunan maçları arasında yapılmıştı. Yani daha dün... Siz siz olun, aynı kategoride mücadele ettiğiniz takımlarla hazırlık maçı yapmayın... Hem de böyle yakın tarihlerde... Bütün şifrelerinizi çözer, sizi domine ederler... >> Kalli’nin zarı! Lincoln oyun kurucu, yani yönetmen... Linderoth ön libero, yani köprü... Hakan Şükür son adam, yani omurganın son halkası... Galatasaray bu önemli, hayati eksikleriyle Denizli’de ne yapabilirdi? Bunların yerine kimler oynayacaktı ki, eksiklikler hissedilmesin... Bir de baktık ki, Hasan’dan sağ arka, Mehmet Topal’dan sağ ön, Bouzid’den ön libero, Arda’dan Lincoln... Bu kadar zarı aynı oyunda atıp, düşeş oturtmak çok zordur... Şansın babasını ister... Tabii Güvenç Kurtar’ın maç boyunca mükemmel (!) seyircilik yapan takımının da katkısı unutulmamalı... >> Solomon nasıl oynadı? Yok yok Solomon’un iyi veya kötü oynamasından söz etmiyorum. O zaten genelde maçı takımına getiren adamdır. Ama benim sorum şu anlamda: “Bir maç sonrası, protesto anlamında formasını çıkarıp, hakemin kucağına vermek, hem de herkesin ve televizyonların göz önünde, cezasız kalmalı mıdır?” Kalmışsa ya hakem eksiktir, ya da o Federasyon’un Disiplin Kurulu... Ey basketbolcular, bundan böyle siz de, şayet hakemden yakınıyorsanız, bağırıp çağırmak yerine formanızı çıkarıp kucağına verin... Böylece rahatlamış olursunuz. Nasıl olsa cezası yokmuş... Hakem mi ne olur? Amaaaan size ne! >> 200 milyon dolarlık boşuna zahmet! Fenerbahçe’nin yeni tesis projeleri varmış... Ankara’da, Dereağzı’nda, Fenerbahçe Burnu’nda falan... Hayırlı olsun... Ancak ne var ki, bunların gerçekleşmesi için Divan’dan 200 milyon dolarlık harcama yetkisi istenmiş... Gazeteler öyle yazdı... Neden böyle engebeli yoldan gidilir ki?.. Düz yolu var bunun... Nasıl olsa Aziz Bey yapar, sonra taksitle ve tenzilatlı satar... >> Hoş geldiniz Serdar bey! Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nun suyu kaynadı ya... Hah işte ondan; eski milli takımlar sorumlusu Serdar Güzelaydın, müritlerince vitrine konmaya başlandı. Hoş, kendisine sorarsanız, “Bilmem ki, bakarız, zamanı değil” falan diye konuşur ama şirket meseleyi üstlenmiştir bile... Hem de taaaa tepelerden... Böylece ülke futbolunun da kurtuluş formülü bulunmuştur. Hayırlı uğurlu olsun? Meğer ne kadar kolaymış be... >> Turnike! Turnikeyi bilirsiniz... Hani maçlara girerken, oradan geçersiniz. Hah işte bir turnike de Türkiye’deki teknik direktörler için dönüp duruyor... Bir takımdan şutlanan veya ayrılan doğruca yayıncı kuruluşa veya bir televizyon kanalına... Bir takım boşaldı mı da, hooop yayıncı kuruluştan veya televizyondan o kulübe... Hikmet Hoca Ankaraspor’da, Ersun Hoca Trabzonspor’da... Yakın geçmişte kıyamet gibi örnekleri var... Sırada Ümit Hoca var... Şayet benzeri turnikeye her hangi bir ülkede rastlanmışsa, ben de bileyim lütfen! >> Abdullah Avcı diye biri! Abdullah Avcı, çok yazıldı, çizildi... Taaa İstanbul’daki bir liseden beri... Galatasaray alt yapısından bu yana... Taaa genç milli takımdan... Ama iş, Süper Lig’de ne yapılabileceğine gelir düğümlenir... Bu Avcı, şöyle bir düğüm attı ki, Süper Lig’e, çöz çözebilirsen... Takımı izlerken, çok düşünülmüş bir oyun planı, çok yerinde kullanılmış oyuncular topluluğu izliyorsunuz. Kazansa da, kaybetse de... Konya’da katledilirken bile... Bravo hoca!
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT