BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ‘İki reform bekliyorum’

‘İki reform bekliyorum’

23 Temmuz sabahı muazzam bir oy oranı ile tekrar iktidara gelen AK Parti’den herkesin büyük atılımlar beklediğini söyleyen Mehmet Altan, “Bunlardan biri sivil anayasa, diğeri de AB istikametinde yapılacak reformlar. Bu ikisi Türkiye’deki bütün dengeleri değiştirecektir” dedi.



M. Çağrı Sebzeci’nin bu haftaki konuğu gazeteci-yazar Prof. Dr. Mehmet Altan’dı. Keyifli ve sıcak bir ortamda geçen sohbette Altan, memleket meselelerini enine boyuna masaya yatırdı. 23 Temmuz sabahı muazzam bir oy oranı ile tekrar iktidara gelen AK Parti’den herkesin büyük atılımlar beklediğini söyleyen Mehmet Altan, “Bunlardan biri sivil anayasa, diğeri de AB istikametinde yapılacak reformlar. Bu ikisi Türkiye’deki bütün dengeleri değiştirecektir” dedi. Alternatif Bakış’a bu haftaki konuğum gazeteci-yazar Prof. Dr. Mehmet Altan oldu. Üniversite yıllarından beri tanıdığım ve fikirlerinden her zaman istifade ettiğim bir isim. Geçtiğimiz günlerde kendisi ile telefonda görüşürken, yeni kitabının çıktığını ve okuyup okumadığımı sorunca hemen bir kitapçıya gittim ve ‘Eğrisi ve Doğrusu ile AK Parti’ isimli kitabını satın aldım. Olaylara her zaman sorgulayıcı ve farklı açılardan bakabilen Altan, yine bu eserinde de AK Parti’den hareketle ülkemizdeki ve dünyadaki tartışmalarla ilgili son derece çarpıcı tespitlerde bulunuyor. Durum böyle olunca ben de bu hafta köşemde kendisini misafir etmek istedim. Kendisi de her zamanki gibi beni kırmadı ve bastım ses kayıt cihazının düğmesine... Sevgili Hocam ile ülkemizdeki son gelişmeleri, AK Parti’yi ve yeni kitabını konuştuğumuz uzun ama bir o kadar da sıcak söyleşiden umarım sizler de keyif alırsınız... Şehitlerin nedenleri sorgulanmalı * Ülkemiz gündemi özellikle son günlerde oldukça yoğun. Bu olaylarla ilgili düşünceleriniz nelerdir? Altan: Gerçekten de son gelişmelerin analizi hiç de kolay değil. Bu olaylar bir iç iktidar savaşı mıdır, yahut Orta Doğu ile ilgili dengelerin yerli yerine oturmamasından kaynaklanan sıkıntıların içe mi yansımasıdır, yahut hepsi birden midir? düşünmek lazım. Ancak burada önemli olan hem bu soruları sormak, hem de neden bu kadar şehit verdiğimizi sorgulamaktır. Yani bu çocuklar bizi koruyor ve bizim de onları korumamız gerekiyor. Ne yazık ki ülke olarak bunları sorgulamaktan çekiniyoruz. Eğer burada bir zaaf varsa bunun giderilmesi lazım. Yani aklı körelen bir ortamın doğması, şehitlerin azalmasına değil, artmasına neden olur. Bir devlet şehit verdiği zaman bunun nedenleri iyi sorgulamalıdır ki, bir daha bu kadar şehit vermesin. Ancak bunu başaramıyoruz ve bu da bizim elimizi uluslararası alanda zayıflatıyor. Sivil anayasa ve Avrupa Birliği * Yazılarınızda sivil anayasa üzerinde sıkça duruyordunuz ve AK Parti tarafından yeni dönem ile birlikte anayasa çalışmalarına başlandı. Bu süreç hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Altan: Açıkça söylemek gerekirse, 23 Temmuz sabahından itibaren büyük ve muazzam bir oy oranı ile iktidara gelen AK Parti’den iki atılım bekliyorum. Bu atılımlar, aynı zamanda yeni dönemin de farklılığını ortaya koyacak olan atılımlar. Bunlardan biri sivil anayasa, diğeri de AB istikametinde yapılacak reformlar. Sivil anayasa, temel hak ve özgürlükleri esas alıp, arkasına da Türkiye’nin kendi özeline ait ayrıntıların konulacağı bir anayasa olmalı. Bu, o kadar da zor bir iş değil. Çünkü önümüzde müzakere süreci ve insan odaklı bir hayatın en somutlaştığı yer olan AB örneği var. Onun söylemlerine ve duruşuna uygun bir anayasa, Türkiye’deki tüm dengeleri değiştirecektir. Eğer biraz önce belirtmiş olduğum atılımlar başarılı bir şekilde hayata geçirilebilirse, geçtiğimiz döneme göre çok daha hızlı bir süreç içerisinde olacağımızı düşünüyorum. AK Parti’nin 10 yıllık iktidarı... * Neden bu kitabı yazma ihtiyacı hissettiniz? Altan: AK Parti geçtiğimiz 4.5 yılımızı kapsadı ve bu dönemde de yine ülkeyi yönetecek. Ben de AK Parti penceresinden ülkemizdeki sosyal değişimi incelemek istedim. Ayrıca partinin ortaya çıkışından bugüne kadarki gelişimindeki artı ve eksilerini nesnel bir şekilde incelemenin faydalı olacağını düşündüm. AK Parti’nin ilk iktidar sürecinden bu dönemi de kapsayan 10 yıllık bir iktidar süreci söz konusu. Az bir zaman değil gerçekten. AK Parti bu dönemin en önemli figürü. Ben de onun üzerinden Türkiye’deki ve dünyadaki tartışma konularını ve o konular hakkındaki düşüncelerimi derli toplu bir şekilde insanlarla paylaşmak istedim. Özal ile Erdoğan arasındaki fark * AK Parti özellikle merhum Özal’ın ANAP’ı ile kıyaslanıyor. Size göre iki parti arasında ne gibi farklar var? Altan: Avrupa’yı tanımak, beklentiyi yönetmek ve kriz yönetmek açısından Turgut Özal gerçekten de çok farklıydı. Bu konularda AK Parti’nin halen sıkıntılarının olduğunu düşünüyorum. Ancak partinin sosyal yapısı ve tabanına baktığımızda ANAP’a göre çok daha yaygın ve elitlerden daha uzak olduğunu görüyoruz. AK Parti’nin kapsadığı kesim, daha mütevazi, daha kenarda kalmış ve daha geniş bir kitleyi oluşturan insanlardan meydana geliyor. Bu da, AK Parti’nin diğer merkez partilerden en önemli farkını oluşturuyor. Bu konuda Başbakan Erdoğan’a büyük görevler düşüyor. Eğer Türkiye’yi dönüştürmek istiyorsa, Türkiye’yi kendisine ölçü almayıp, dış dünyayı muhatap alması gerekiyor. Zaten kendisi de bunu yaptığı zaman büyüyor, iç siyasete döndüğü zaman başarısına gölge düşüyor. Bu konuda son derece dikkatli olması gerekiyor. * Kitabınızdan hareketle, uzun yıllardan beri ülkemizin tartıştığı konuların ve kavramların ne yazık ki hiç değişmediğini görüyoruz. Size göre bunun nedeni nedir? Altan: Söylemiş olduğun bu durum yazarı da çok yoran bir şey aslında. Ülkemiz bir türlü normalleşemediği ve belli kurumlar arasındaki çekişmeler ortadan kalkmadığı için kısır konular üzerinde tartışmaya ne yazık ki mecbur kalıyoruz. Gerçek ‘sol’ bizde hiçbir zaman olmadı * Dünyadaki ile ülkemizdeki sağ ve solun birbirinden farkı size göre nedir? Altan: Dünyadaki sol ve sağ; sermaye ile emek üzerine şekillenmiştir. Türkiye’de ise bu durumun Osmanlı’dan beri olmadığını görüyoruz. İşte bu da sermaye birikimine imkân tanımayan bir yapıyı meydana getirmiş. Sermaye birikiminin olmaması da sanayileşmenin önünü kesmiş. Yani, Osmanlı’ya baktığımızda bir tarafta padişah varken, diğer tarafta küçük yerlerde yaşayan özgür köylüler var. Ve sermaye birikimine imkân tanımayan bir yapı bu. Zaten buna izin veren bir sistem de bu düzeni çökertirdi. İşte bu durum da sosyal sınıfların gelişimini, sermaye birikiminin oluşmasını, sanayileşmeyi ve toplumun değişmesini engelledi. Bu nedenle ülkemizdeki sağ ve sol da gerçek anlamalarından farklı oldu. * AK Parti’nin muhafazakar demokrasi söylemi de buradan mı kaynaklanıyor? Altan: Bu konu benim de üzerinde durduğum ve önemsediğim bir konu. Aslında bu konu, “Bir Müslüman demokrat olur mu olmaz mı?” tartışmasının başka bir versiyonudur. Bana göre hızlı bir zenginleşme sağlanırsa, insanların yaşam standartları yükselir ve refahları artarsa Müslümanlar da bunu bir kültür olarak algılayacaklardır. Özel hayatlarında kendi kültürlerini istedikleri şekilde temel hak ve hürriyetlerinin de izin verdiği ölçüde yaşarken, devletin de ideolojisine bigane kalacaklardır. Başkalarına baskı yapmadan kendi inancını yaşamak ancak bir toplumun gelişmesine ve kalkınmasına bağlıdır. Ne yazık ki belli kesimler tarafından bir insanın hem Müslüman, hem de demokrat olamayacağı şeklinde bir düşünce söz konusu. Ancak bunun Türkiye için söz konusu olmadığını düşünüyorum. Varoşlar dünyaya bağlanacak * Varoşların AK Parti tarafından merkeze çekilip, merkezin de dünyaya eklemlendiğini ifade ediyorsunuz. Bunu biraz daha açabilir misiniz? Altan: Sanayileşme açısından bugün Türkiye yurtdışına araba satan bir ülke haline geldi. İhracatımızda otomobil en başta gelen kalemler arasında. İşte bu merkezden dünyaya eklemlenenler tarafından başarıldı. İşte Müslüman demokrat kimliği ile dünyaya açılan bir AK Parti de varoşu merkeze, merkezi de dünyaya götüren bir parti özelliğinde olmalıdır, olmak zorundadır. Rekabet geldi, rant bitti * Türkiye’de çeşitli sınıfların oluşmadığını ve bunun da en büyük sebebinin üretim biçiminin değişmemesi ile ilgili olduğunu söylüyorsunuz. Bu konuyu biraz daha açabilir misiniz? Altan: Çok güzel bir soru teşekkür ediyorum. Öncelikle şu soruları kendi kendimize sormamız gerekiyor; neden uzun yıllar boyunca aynı kavramları konuşmuş, neden daha refah, daha zengin ve insanların daha mutlu oldukları bir ülke olamamışız? Çünkü buranın temel unsurları köylülük ve esnaflık üzerine kurulmuş. Ancak ikisi de büyük zenginlikler üretmiş. Yani, zenginleşmenin metotları ya da yolları üzerinde bir tartışma yapmamışız. Devletten geçinen, siyasal bir toplum ve herkes siyasal bir rant peşinde. Bunun sonucunda da zenginleşmiş ve refah içerisinde yaşayan bir toplum haline gelememişiz. Piyasanın oluşmadığı, üretim biçiminin rekabete dayalı olmadığı, insanların parasını piyasadan değil, devletten kazandığı bir yapı olunca da ortada ne tartışma oluyor, ne de toplumun düzenlenmesi değişiyor. Ancak bu durum AB süreci ile değişmeye başladı ve bu süreç içerisinde piyasa kavramı ortaya çıktı. Özellikle Rekabet Yasası ile birlikte parayı devletten, yanaşmalıktan veya siyasal ranttan değil, yapılan üretimden ve rekabetten kazanabileceğin bir noktaya doğru gidilmeye başlandığını görüyoruz. Tabi rekabet de ciddi bir değişim ve modernleşmeyi meydana getirdi. İşte bu sürecin hızla devam etmesi gerekiyor. Aksi halde toplumsal yapı da değişmez.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT