BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Erdal İnönü’nün nüktedanlığı

Erdal İnönü’nün nüktedanlığı

İnsan kendi yaradılışını, yaşadığı bu dünyayı, sonsuz kainatı ve öteler ötesini kurcakladıkça, hele hele ölüm sonrasını, hesaba çekileceği kıyameti aklına getirdikçe yaşadığı bu dünyada gülmeyi bile kendisine yasaklaması gerekir diye düşünüyorum.



İnsan kendi yaradılışını, yaşadığı bu dünyayı, sonsuz kainatı ve öteler ötesini kurcakladıkça, hele hele ölüm sonrasını, hesaba çekileceği kıyameti aklına getirdikçe yaşadığı bu dünyada gülmeyi bile kendisine yasaklaması gerekir diye düşünüyorum. Elimden gelse iki şeyi cezalandırırdım: Kahkahayı ve alkışı... *** Alkış deyince geçen hafta kaybettiğimiz merhum Erdal İnönü’nün alkışlarla uğurlanmasını düşündüm. Türkiye ve dünya onu, bir bilim adamı, bir politikacı ve son derecede dürüst insan olarak tanıdı. Ve Erdal İnönü bütün bu sıfatlarının yanısıra hayatı fazla ciddiye almayan nüktedan bir filozoftu.. Güldürmeyi seven ama gülmeyen biri. Arkasından tutulan alkışları duysaydı “bu kadar sevildiğimi öğrenmek için daha çabuk ölürdüm” diye espri yapardı. *** Teorik fizik bilginleri ister istemez metafizik soyutlamalarla, öteleri ve ötelerin ötesini düşünmek, hem kendi varlıklarının gerçeğine hem de gayba inanmak zorunluluğunu duyarlar. Filozof Schopenhauer komşusunun çimenleri üzerinde yürümesine kızan bahçıvanın “sen kim oluyorsun ki çimenleri çiğneyerek yürüyorsun?” demesine. “Ah onu bir bilebilsem” diye cevap verir. İnönü’nün teorik fizik hocası olması onu felsefi düşünceye ve her filozof gibi espri ve nüktedanlığa yöneltti. Hiçbir öğrencisinin ondan kırık not almadığı düşünülürse, bu onun insana ve hayata bakışını yeteri kadar anlatmıyor mu? Allahü teala rahmet eylesin...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT