BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Filmlere konu olacak bir annelik mücadelesi

Filmlere konu olacak bir annelik mücadelesi

Sibel Tuzlu, doktorların ‘anne olamazsın’ sözüne inat kısırlıkla ilgili ne var ne yok okumuş; aktar aktar dolaşıp bitkisel tedavi yöntemlerini denemiş. Umutların bittiği yerde 22 yıl sonra çocuk sahibi olmuş. Bu kadarla da kalmayıp yaşadıklarını anlatmak için önce bir internet sitesi ardından da dernek kurmuş. Ve Meclisten kanun çıkmasına sebep olacak, Türkiye’yi Avrupa’da temsil edecek kadar birçok başarıya imza atmış



PAZAR KAHVESİ - Betül ALTINBAŞAK betul.altinbasak@tg.com.tr Sibel Tuzlu, doktorların ‘anne olamazsın’ sözüne inat kısırlıkla ilgili ne var ne yok okumuş; aktar aktar dolaşıp bitkisel tedavi yöntemlerini denemiş. Umutların bittiği yerde 22 yıl sonra çocuk sahibi olmuş. Bu kadarla da kalmayıp yaşadıklarını anlatmak için önce bir internet sitesi ardından da dernek kurmuş. Ve Meclisten kanun çıkmasına sebep olacak, Türkiye’yi Avrupa’da temsil edecek kadar birçok başarıya imza atmış ÇİDER adını duydunuz mu? Onlar çocuk sahibi olmak isteyen aileler için ışık olmaya çalışıyorlar. Kurucusunun gözlerinin içi gülüyor. Doğruluğuna inandığım güzel bir söz vardır: “Kalbinin güzelliği insanın yüzüne yansır.” Öyle bir hal var, Sibel Hanım da. Zannediyorum ki bunda yaptığı işin çok büyük bir etkisi var. Çocuksuz ailelere umut olmaya çalışıyor, ekipteki arkadaşları ile birlikte. Çocuk İstiyorum Derneğinin kısa adı ÇİDER. Hani derler ya “damdan düşenin halinden en iyi damdan düşen anlar” diye. Sibel Hanım 22 yıl boyunca çocuk sahibi olmak için mücadele vermiş. Üstelik senin çocuğun olmaz diyenlere inat sürmüş bu mücadele. Yıllar boyunca umudunu, inancını hiç kaybetmemiş. Şu anda 10 yaşında çok güzel bir kız çocuğunun annesi. Bu süreçte görmüş ki birçok ailenin üzüntüsü evlat sahibi olamamak. Kendisi anne olunca da benzer durumdaki kişilere yardımcı olmayı gönüllü bir davranışın çok ötesine taşıyarak neredeyse görev bilmiş. Ekibi ile birlikte ülkeyi şehir şehir dolaşıyor, ailelerin bilinçlenmesi için seminerler düzenliyor ve hekimlerle buluşmalarını sağlıyor. Yurt dışındaki birçok platformda infertivite (kısırlık) alanında ülkemizi temsil ediyor, gönüllü çalışmalara destek veriyor. “Mümkün olsa, ilçe ilçe köy köy dolaşacağım” diyor. “Böyle bir sabır, böyle bir mücadele ve emek sadece takdir edilir” diyorum ve sözün gerisini, bir hayat ve başarı hikayesini anlatması için Sibel Tuzcu’ya bırakıyorum. Bu işi bırak, yaşın ilerledi dediler Sohbetimize, çocuğunuzun olması için yıllarca verdiğiniz mücadele ile başlasak... - Bu tam 22 yıllık bir hikaye. 20 yaşımdaydım, çok genç ve yeni evli olduğum için çocuk istemiyordum. Daha sonra karar verip muayeneye gittiğimde doktorun ilk söylediği şey “Sizin çocuğunuz olamaz’’ oldu. Böylece benim hikayem de başladı. İlk defa kadın doğum doktoruna gitmiş olmanın utancı, heyecanı içinde duyduklarım karşısında, ilk önce şok geçirip sonra durumuma razı oldum. Böylece yıllar sürecek bir mücadele başladı benim için. Ama ben bu arada evliliğimi yitirmiştim. Sabırlı davranamadık ve şiddetli geçimsizliğin sonu ayrılık oldu. Tekrar mı evlendiniz? - Evet, birinci evliliğimin ardından tam 13 yıl evlilikten kaçındım. Bu arada zaman zaman doktora gidip kendi kendimi kontrol ettirdiğim, “kısır değilsin” diye sürekli raporlar aldığım saplantılı bir dönemde oldu. Artık evliliği kendimden çok uzak görüyordum. Durumumu bile bile kimseye haksızlık edemezdim. Bu duygu ile yıllarım geçti. 13 yıl sonra, “ömrümün sonunu bu adamla geçirmeliyim” dediğim kişi karşıma çıktı. O da boşanmıştı. 9 yaşında bir erkek çocuğu vardı. Çocuğuna düşkün, mükemmel babaydı. Her şeye rağmen birlikte yaşlanabileceğimize inandık ve evlenmeye karar verdik. Eşinizin oğluyla birlikte bir çocuğunuz da olmuş aslında. - Doğru. Evlenirken de eşimle aynı şeyi konuşmuştuk. Çocuğu çok sevmiştim ve hemen benimsedim. Ancak gördüm ki onun bir annesi vardı ve bana bu sık sık hatırlatılıyordu. 9 yaşındaki bir çocuk annesini çok güzel hatırlıyor ve etrafına da çok güzel hatırlatıyordu. Evin içinde kendimi çok yalnız hissettiğim günlerim oldu. “Bu işi artık sıkı tutup kendim halletmem gerekiyor” dedim ve benim tedavi serüvenim yeniden başladı. Doğal bir şekilde olamayacağını anladıktan sonra tüp bebek tedavileri başladı. O yıllarda uygulamalar bu kadar yaygın değildi ve doktorlar şansımı çok yüksek görmedikleri için uygulama da yapmak istemiyordu. Doktorları ikna etmek için çaba harcadım; ancak nafile. Etrafım da artık anlamıyordu bu mücadelemi ve bir gün kapılar tamamen yüzüme kapandı. “Bu işi bırak artık sen, yaşın ilerledi ve çocuğun olmaz” dendi. O anda kendimi yarı ölü gibi hissettim. Çok kolay kabul edilecek bir şey değil bu durum; evlat edinmeyi hiç düşünmediniz mi? - Defalarca tüp bebek denemiştik ve artık eşim de yorulmuştu bu durumdan. Etrafımdaki diğer insanlardan da bu konuda çok eleştiri aldım. “Kimsesiz bu kadar çocuk varken nedir bu mücadelen” dediler. Ama sizin parçanız olacak bir çocuk için mücadele etmenizin nesi yanlış ki... Kendimi umutla besledim Yanlış değil ama çok yıpratıcı sanki... Kızınıza bakılırsa mücadeleniz de bitmemiş. -Kendimi toparladım ve mücadeleye yine devam dedim. İçimde bir gün çocuğum olacağına dair inanç vardı. Elimin altında ve yakınlarımda ne kadar kısırlıkla ilgili bilgi, bitkisel tedavilerle ilgili eski yeni kitap ansiklopedi vs. varsa toparladım ve başladım okumaya. Uzunca bir aktar listesi çıkardım, bir arkadaşımla beraber Mısır Çarşısına gittim ve hepsini aldım. Bu işte moral önemlidir. Kendimi umutla besledim.. Tam bir yıl boyunca bunları yedim içtim. Bünyemi güçlendirdim ve yeni bir tüp bebek uygulamasına eşimi ve kendimi hazırladım. Umutların bitti dendiği yerde, kızım dünyaya geldi. Bir bebeğinizin olacağını duyunca siz ve eşiniz ne yaptınız? - Eşimin artık hiç inancı kalmamıştı ama desteğini de esirgemedi. Haberi tek başıma aldım; zannettim ki her yerde havai fişekler atılacak, yüzüm, vücudum duruşum her şey değişecek bir anda. Ama hiç birisi olmadı. İnanması güç bir durumdu ve eşime söylemek için akşamı bekledim, birlikte ağladık. İnternetten dünyaya açıldı Bu mücadeleden ÇİDER ortaya çıktı sanırım. - Önce “www.cocukistiyorum.com” ortaya çıktı. Bir arkadaşım, “ne yedin ne içtin” bunları anlatsana insanlara dedi. O dönem internet yeni yeni hayatımıza giriyordu. Önce çok amatörce tek sayfalık bir web sitesi hazırladık. Orada, üyelerimizle birlikte yaşadıklarımızı, duygularımızı paylaşmaya başladık. Bu süreçte, yaşadıklarımı, nelere ihtiyacım olduğunu, doktorları, tedaviler vb. birçok konuyu alt alta yazıp toparladım, uzman görüşüne başvurdum. Sohbet odaları, formlar kurduk. Bir gün basında hakkımızda küçücük bir yazı yayınlandı. Bu yazı başka yazıları gündeme getirdi ve basının etkisi ile siteye bir anda binlerce giriş oldu. TV programlarına konuk oldum. İsmimizi bir anda tüm Türkiye duydu. Ben orada kısır kelimesini çok doğal kullandım. Toplumda bu eksiklik olarak değerlendirilir. Bunun doğal, bazen de tedavi edilebilir olduğunu, kısırlığın bir kusur olmadığını ispat etmek istedim. Dernekleşme nasıl oldu? Üyelerimiz, internette sohbet ve bilgi paylaşımlarının yanı sıra yüz yüze de görüşmek istediler. Böylece üyelerimizle aylık toplantılarımız başladı. Bu toplantılarda uzmanları da ağırlamak zorlaşınca, üyelerden gelen taleple faaliyetlerimizi kanuni bir yapıya kavuşturmak için dernekleşmeye karar verdik ve 2002 de ÇİDER kuruldu. Derneğimizin 6 bin civarında üyesi var. Konuşamadıklarını söylüyorlar -ÇİDER neler yapar? Halkı ve üyelerini inferdite (kısırlık) konusunda bilinçlendirir. Eğitimler yapar. Anlaşmalı merkezleriyle üyelerine maddi kolaylıklar, indirimler almaya çalışır. Bu durumdaki ailelere yalnız olmadıklarını hissettirir. İnternet dünyasını kullanmayan insanlara ulaşmak için konunun uzmanları ile birlikte, belediyelerle de iş birliği yaparak halka açık konferanslar düzenler. Toplantılarda rahat konuşuluyor mu? -Evet. Önce sessiz kalıyorlar, sonra buzlar çözülüyor. En azından kimseyle konuşamadıklarını konuşabiliyor, merak ettikleri her şeyi sorma fırsatı buluyorlar. Çalışmalarını Avrupa’da anlattı “Sevgi Annesi” projenizden bahseder misiniz? -Üyelerimizle kimsesiz çocuklar için ne yapabiliriz diye düşünürken Malatya Çocuk Yuvası’ndaki dayak olayları gündeme geldi. Çalışmalarımıza ağırlık vererek, gönüllü annelik ile ilgili, Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu ile görüşme yaptık. Toplumun duyarlılığını artırmak için herkesi göreve çağırdık. Bakan Nimet Çubukçu, Meclis Aile Sağlık Sosyal Araştırmalar Komisyonu Başkanı Cevdet Erdöl ve Çocuk Esirgeme Kurumu Başkanı İsmail Barış’ın olduğu bir toplantıda gönüllü annelik, “Sevgi Anneleri” adı altında çalışma başlatıldı. Bu arada çalışmalarınızla ilgili olarak Avrupa Parlamentosu’na davet edilmişsiniz. -Evet, internet sitesi kurulduktan sonra yurt dışındaki çalışmaları araştırdım ve gördüm ki dünyada bu tarz dayanışma grupları fazlasıyla var. Amerika’daki bir derneğe web sayfamızdan ve mücadelemizden bahsettik. O sıralar Amerikan İnfertivite Derneği de, dünyada haziran ayının infertivite (kısırlık) ayı olarak kabul edilmesi için bir çalışma başlatmıştı. Önce bizi 18 ülkenin olduğu internetteki iletişim ağlarına davet ettiler. Daha sonra da Viyana’daki toplantılarına davet ederek Türkiye’deki çalışmaları anlatmamı istediler. Ülkemizde bu konuda neler yaptığımızı bilmiyorlardı. Tek Müslüman ülke temsilcisiydim ve bu onlar için ilginçti. Ülkemizdeki çalışmaları ve faaliyetlerimizi hazırlayarak Viyana’ya gittim. Hiç de iyi olmayan İngilizcemle tek başıma bu toplantıya katıldım. Dil bilmeden bu toplantıya tek başına katılmak büyük bir cesaret doğrusu? -Doğru. Sıkıntılarım oldu tabi, ama ben de öncesinde çok hazırlandım. İnanç önemli bir motivasyon. Bir ay boyunca sunumumu doğru düzgün aktarabilmek için çok çalıştım. Başarılı da oldum. Ardından dünyada yaşanan bu sorunlar için Avrupa Parlamentosu bir rapor istedi. Birlik bu konuda bir rapor düzenlemek üzere 5 ülke temsilcisi belirledi ve birisi de bendim. Brüksel’e davet edildim ve bir rapor da orada sundum. Meclis’ten tüp bebek kanunu çıkarttı Sağlık mevzuatına tüp bebek uygulamalarında devlet desteğinin verilmesinde Sibel Tuzcu’nun başkanlığındaki ÇİDER’in büyük katkısı oldu. Araştırmalar yapan Tuzcu, birçok ülkede tüp bebek tedavisine devlet desteği verildiğini görmüş. Sağlık Bakanlığına yazılar yazıp, halkın duyarlılığını artırmak ve dikkat çekmek için tüp bebek çekilişleri düzenleyen ÇİDER’in imdadına o dönemlerde Mecliste konuyla ilgili bir rapor sunan Gaziantep Milletvekili Fatma Şahin yetişmiş... Şahin’in yardımıyla Maliye Bakanlığı’na ve Meclis’e ziyaretler yapılmış. Sonunda 2005 yılında kanun Meclis’ten çıkmış.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 102459
    % 0.88
  • 5.6399
    % -0.71
  • 6.3294
    % -0.71
  • 7.0547
    % 0.08
  • 260.991
    % -0.06
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT