BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dizi sektörü çok gaddar

Dizi sektörü çok gaddar

Televizyon ekranlarında en çok seyredilen dizi setlerinde kadın yönetmen rüzgârı esiyor. Sardunya Sokak dizisinin yönetmeni Ceyda Demir; kaliteli yapımcıların yanı sıra “ne götürürsek kârdır” mantığıyla hareket edenlerin olduğunu söyledi ve ekledi: “Tanıdık bir oyuncuya vereceği miktarın daha az kısmıyla bir sürü yeni simayı kadrolarına başrol olarak yerleştiriyorlar. Daha sonra o simaları neredeyse hiç göremiyorsunuz...”



Tarzımız farklı Yönetmenlik mesleğini kadın ve erkek şeklinde kategorize etmeyi doğru bulmadığını belirten Ceyda Demir şunları söylüyor: “Sadece iletişim kurarken ve hikâyeyi anlatırken cinsiyet farklılığı biraz ortaya çıkabilir... Neticede dünyanın her tarafında teknik olarak aynı dili konuşuyoruz...” > M. Kurtbay Önür Son yıllarda sinema ve dizilerde kadın yönetmen hakimiyeti göze çarpıyor. Sardunya Sokak dizisinin yönetmeni Ceyda Demir ile ‘kadın yönetmenler’ hakkında ayrıntılı bir şekilde konuştuk. Diğer yönetmenlerden de ‘setler’ ve ‘kadın yönetmen’lerin çalışma şekilleri hakkında bilgi aldık... Sardunya Sokak, Sır Gibi dizilerinin setlerine gittiğimizde, Ceyda Demir ve Şengül Halat Atak’ın çalışmasını da izleme şansını bulduk. Kadın yönetmenlerin setlerdeki titizliği, iş disiplini ve oyuncularla kurduğu diyaloglar oldukça etkileyiciydi... Dizi bahane, para şahane * Dizilerin bir bölümü, neredeyse uzun metrajlı filme eşit oluyor. Bu mantıklı mı sizce? - Kanallar gelirinin üçte ikisini dizilerden karşılamakta. Bunu da dizinin yayını sırasında girdiği reklam kuşaklarından sağlıyor. Aslında izleyicinin de isyan cümlesi haline gelen “reklam arası dizi” söylemi de buradan kaynaklanıyor. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki; çok yüksek meblağlar dönüyor sektörde... Dizinin yayınının; ‘sahnenin duygusu, reklam girmek için acaba müsait mi?’ diye bakılmadan acımasızca kesilmesinin sebebi, 30 saniyelik reklamın 6-7 bin dolar olması! Böylece iyi reyting alan bir dizinin haftada bir gün yayını, kanala en az 500 bin dolar olarak geri dönmekte. Dizi sektöründe haftada 17-19 milyon dolar gibi bir para dönerken, bu paranın yüzde 80’i kanallara gidiyormuş. Bu yüzden kanallar, yayınlanmak üzere kendilerine teslim edilen bölümün sürelerinden bir türlü tatmin olmuyorlar. ‘Seyirci acaba sıkılır mı?’ diye düşünmüyorlar. Dizi ekiplerinin de 6 gün sabahlara kadar çalışıp bölümü nasıl yetiştirecekleri onlar için önemli değil. Yani dizi bahane, para şahane! Mevzu para olunca da, mantık aramak mantıksızlık oluyor. Rest çekmek zor * RTÜK; ‘her 20 dakikada bir reklam koyabilirsin’ şeklinde yeni bir kriter getirdi. 4 kuşak reklam için dizi, 80 dakikaya çıkıyor. Dizilerin süreleri 40-45 dakikaya düşürülse ve 2 kuşak reklam girse, daha kaliteli yapımlar çıkmaz mı? - Çok güzel söylüyorsunuz. Biz de kendi aramızda bunu konuşuyoruz, ama herhalde biz saçmalıyoruz ki kanalların aklına böyle bir çözüm gelmiyor. Problemimiz olduğunu dile getirecek tek bir ağız olmaması en büyük problem zaten. Yapımcısından setçisine kadar hızla değişen bir insan sirkülasyonu olan ortamda, rest çekmek çok zor. “Ben yaparım abi” zihniyetini temizlemek lazım önce... Ya da inceldiği yerden kopacak ki; fazlasıyla incelmiş durumda bence... Deneme-yanılma oyunu * Müthiş bir dizi karmaşası var. Vizyona hızla giren diziler ve aynı hızla yayından kaldırılan yapımlar... - Bu durum seyircinin de farkında olup rahatsızlık duyduğu bir karmaşa. Diğer taraftan iyi senaryo yazabilen senaristler bile, izleyicinin neyi sevip neyi sevmediğini tam olarak anlayamadıklarını itiraf ediyor. Hal böyle olunca seyirciyle deneme-yanılma oyunu oynanıyor. Kanallar, yapım şirketlerine ‘kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez’ misali ciddi para aktardıkları için, deneme sürecinde fazla şans tanımıyorlar ve hikaye daha kendini ortaya koyamadan en az 100 kişinin emeği bir anda çöpe atılıyor. Her sezon başı en az 80 dizi yarışa girdiği için rekabet çok yüksek, ipiniz çabuk kesiliyor. Fakat iş kalitesi olarak bu kadar dizinin ne senaryosunu yazacak senarist, ne prodüksiyonunu sağlıklı yürütebilecek yapımcı, ne de bu kaliteyi ortaya koyacak ekip oluşumu var! Bu işin hakkını veren birkaç tane yapım şirketi var, kazandığı parayı daha kaliteli olmak adına işine harcayan... ‘Ya tutarsa’ mantığıyla dış kulvarlardan sektörün içine akan bir sürü alâkasız yapımcının cirit attığı ortamda zaten kaliteli bir iş çıkma yüzdesi çok düşük. Sadece ‘ne kazansam kârdır’ mantığıyla iş yapan bu yapımcılar, tanıdık bir oyuncuya vereceği miktarın daha azıyla bir sürü yeni simaları kadrolarına başrol olarak yerleştiriyorlar. Daha sonra o simaları da bir daha neredeyse hiç göremiyorsunuz. Kısacası hem emek olarak, hem insan olarak çok gaddar bir tüketim var. Çok yorucu bir iş * Gereken tedbirleri RTÜK mü, yapımcılar mı, kanallar mı almalı? - RTÜK denetleyen, kanal isteyen, yapımcı istenileni yapan kurum. Sizce!? * Yayından kalkan diziler sizi nasıl etkiliyor? - Yayında olan bir dizinin bir sonraki bölümünü yetiştirmek, hem psikolojik hem de bedensel olarak o kadar yıpratıcı oluyor ki; yayından kalktığında kimsenin pek üzülecek hali kaldığını zannetmiyorum... Aynı dili konuşuyoruz * Bir kadın yönetmen olarak özellikle aktörlerle nasıl iletişim kuruyorsunuz? Yadırgandığınız oldu mu? - Alışılmış yönetmen yaş ortalamasından daha genç olduğum için, öncelikle oyuncular hem çok şaşırıyor hem de çok seviniyor. Yönetmenlik mesleğini kadın ve erkek diye kategorize etmek ne kadar doğru bilemiyorum. Neticede teknik olarak aynı dili konuşuyoruz dünyanın her tarafında. Sadece iletişim kurarken ve hikâyeyi anlatırken cinsiyet farklılığı biraz ortaya çıkabilir... Kimseyi örnek almam * Kadın yönetmen olarak aktörlerin duygularına nasıl hakim oluyorsunuz? - Senaryoyu okuyup karakterlerle empati kuruyorum. Senaryo ve karakterler ne kadar sağlam ve derinse, empati meselesi o kadar sağlam oluyor, değilse yalan oluyor... * Dünyadaki yönetmenlerden örnek aldığınız bir isim var mı? - Matruşka ruhlu olduğum için belli bir tarzın takipçisi değilim. Farklı anlatım dillerine sahip yönetmenlerden beğendiklerim var, ama örnek aldığım kimse yok. Neticede ben Ceyda Demir’im, kuracağım cümlenin salt sahibi de ben olmalıyım... İlk kadın yönetmen Bilge Olgaç Sinema tarihimize ilk kadın yönetmen olarak geçen Bilge Olgaç, önce erkek gibi davranmayı seçmiş. O günlerde yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Genç bir kadındım. Üstelik bu işi kadın olarak ilk kez yapan insandım. İlk önce ‘bir kadın ne yapabilir’ diye bakıyorlardı. Kuşkulu bir bakıştı. Ben de çok sert oldum, bağırıp çağıran bir yapıyı benimsedim. Fakat sonradan bundan vazgeçtim. Çünkü insanlar artık bana inanıyorlar ve güveniyorlardı.” Olgaç; toplumsal meselelere eğildiği “Linç”i 1970’te, “Bir gün Mutlaka”yı 1975’te çekti. 1980’li yıllarda “Kaşık Düşmanı”, “Gülüşan”, “Üç Halka Yirmibeş”, “İpekçe”, “Kurşun Adres Sormaz” gibi iddialı filmlerle adından söz ettirdi. Televizyonlar ise en çok, başrollerini Hülya Koçyiğit ve Çetin Tekindor’un paylaştığı, “Çocuklarımı Kim Sevecek” isimli filme yer verdi. Beş çocuklu bir ailede ölümcül bir hastalığa yakalanan annenin, çocuklarına yeni aile aramasını anlatan filmi, en bilinen filmlerinden... “Linç” isimli film, bir yarışmada 3. en iyi film ödülünü kazandı. 1984’te, 21. Altın Portakal Festivali’nde iki ödül aldı. Kaşık Düşmanı filmiyle 7. Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali’nde en iyi film ödülü ve basın ödülü sahibi oldu. Ölümünden sonra da Türkiye’de ilk kez düzenlenen Kadın Filmleri Festivali’nde yer aldı. “Çok titiz ve detaycıyız” Dadı, Gülpare, Çınaraltı, Haziran Gecesi gibi birçok diziye imza atan Andaç Haznedaroğlu; şu anda Dudaktan Kalbe dizisiyle ekranlarda. Oyunculuk bölümü mezunu olan Haznedaroğlu, genç yaşına rağmen yıllardır monitörün başında. Osman Sınav’ın yanında altı yıl asistanlık yapan Haznedaroğlu, şunları söyledi: “Kadın yönetmenler, erkeklere göre daha detaycı ve erkekler, kadınlar tarafından yönetilmekten pek de memnun değil. Yani kadınlardan komut almaktan pek hoşlanmıyorlar. Yönetmenliğimin ilk yıllarında zorluklar yaşadım. Sesimi daha yüksek tutup, daha çok bağırmak zorunda kalıyordum. Yurt dışında böyle olmuyor. Ama Türkiye’de feminen yanınızı biraz kaybediyorsunuz. Bu tamamen bir savunma mekanizması. Erkeklere laf geçirmek için birtakım metodları mecburen kullanıyorsunuz. Kadınların neyi izlemekten hoşlanacağını da kadın yönetmenler belki biraz daha iyi seçebiliyor...” “Dizilere derinlik kazandırıyoruz” Yönetmenliğini Jale Atabey Özberk’in yaptığı Avrupa Yakası’nın senaristi Gülse Birsel... “Ben dizinin senaristliğini yapıyorum” diyen Birsel, şunları söylüyor; “Yani dizinin kurgusunu kadınlar hazırlıyor. Türkiye’de kadın yönetmenlerin artması, sinemaya ve televizyona renklilik ve farklılık kazandırıyor. Kadın yönetmenler senaryoyu aktarırken, müthiş bir derinlik de kazandırıyor. Bütün detayları takip edip, en küçük ayrıntının bile seyirciyi etkileyebileceğini söylüyorlar...” Saral: Ayrıntıyı biz yakalıyoruz Elveda Derken dizisinin yönetmeni Hilal Saral; ekeklere göre daha ayrıntıcı olmanın, mesleki açıdan kadınları avantajlı hale getirdiğini söyledi. Saral şöyle devam etti: “Yönetmenliğin külfetli hallerini düşünürsek, kadın ya da erkek olmanın bu zorluk derecesinde çok belirleyici olduğunu düşünmüyorum. Bütün mesleki zorluklarına rağmen monitörün başında artık daha çok kadın görmeye başladık. Kadının duygusal yönü, detayları daha kuvvetli hissetmesine yardımcı oluyor. Yani bir eve anne eli değmesi nasıl bir farksa, bir projeye de kadın eli değmesi fark oluşturuyor. Doğal olarak izleyicilerin görmek ve duymak istediklerini biliyorsunuz...” Atak: Beklentiyi daha iyi anlıyoruz Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde okurken setlere gidip gelmeye başlayan ve 1990’dan beri asistan olarak çalışan Şengül Halat Atak; Yalancı Yarim, Sır Gibi adlı dizilerle setlerde adını iyice duyurdu. Atak, “Yedi yaşında bir kızım var. Hem anneyim, hem de iyi bir yönetmen. Kızım da alıştı yoğun çalışma ortamına” diyor. Dizileri daha çok kadınların izlediği için, kadın yönetmenlerin avantajlı olduğunu söyleyen Atak; “Kadınların istediğini, kadınlar daha iyi anlar” şeklinde konuştu. Yönetmenliğe devam edenler Gül Oğuz, Tomris Giritlioğlu, Seçkin Yaşar, Biket İlhan, Canan Gerede, Türkan Şoray, Canan Evcimen İçöz, Fide Motan, Işıl Özgentürk, Mahinur Ergun, Lale Oraloğlu ve Jale Atabey Özberk...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT