BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Küçük ve büyük ölçekli dış politikalar...

Küçük ve büyük ölçekli dış politikalar...

Eğer bir ülkenin dış politikasını, dar kalıplar içine sıkıştırıp küçük ölçekteki yaklaşımlarla sürdürmeye çalışırsanız; genellikle ana gündeminiz olan meselelerde hemen hiç ilerleme kaydedemez ve sürekli bir tıkanma ile yüz yüze gelirsiniz...



Eğer bir ülkenin dış politikasını, dar kalıplar içine sıkıştırıp küçük ölçekteki yaklaşımlarla sürdürmeye çalışırsanız; genellikle ana gündeminiz olan meselelerde hemen hiç ilerleme kaydedemez ve sürekli bir tıkanma ile yüz yüze gelirsiniz... Bunun örneğini yakın geçmişteki dış politika anlayışı veya (Eğer bir stratejiden bahsetmek mümkünse!) stratejisinin ortaya koyduğu fotoğrafta görebiliriz. Soğuk Harp dönemi boyunca; Türkiye’nin dış politikası, adeta Kıbrıs ve Ege Denizindeki ihtilaflar çerçevesinde; tamamen Türk-Yunan ilişkilerinin seyir defterine indirgenmişti! Bu dönem boyunca, hangi kapı çalınırsa gündeme gelen veya tartışma mecburiyeti doğan tek konu Türk-Yunan ilişkileri idi... Amerika ile ikili münasebetlerde, NATO çerçevesindeki çok taraflı savunma ilişkilerinde; Avrupa Birliği ile olan üyelik macerasında, Hatta Orta Doğu’daki Arap ülkeleri ile olan siyasi ve diplomatik temaslarda dahi, Türkiye ile Yunanistan arasında hüküm süren siyasi ve askeri atmosfere göre; sonuçlar ortaya çıkıyordu. Son beş yılda Türkiye, meseleyi Türk-Yunan ilişkileri konseptinden çıkarıp; daha geniş bir perspektiften yürütmeye başlayınca, gidişat büsbütün değişti. On yılların kronik problemi olan Kıbrıs meselesinde bile önemli gelişmeler sağlanabildi. Bu sonucu sağlayan şey, şüphesiz, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile bütünleşmede gösterdiği kararlılık ve “Komşularla Sıfır Problem” diye özetlenen yeni politik yaklaşımı yürürlüğe koymuş olmasıdır. Bu yaklaşımı PKK, Kürt Sorunu, Kuzey Irak’taki durum, genel olarak Irak meselesi ile Türk-Amerikan, Türk-Arap, Türk-Rus ve Türkiye-AB ilişkileri seviyesinde, genel olarak göz önüne aldığımızda; şu hükmü hemen çıkarabiliriz: Her şeyden önce terör konusunu yalnızca PKK meselesi seviyesinde ele almak doğru bir yaklaşım değildir... Nitekim hali hazırda Türkiye; doğru bir dış politika anlayışı ile, meseleyi evrensel ölçekteki “TERÖR” kavramı çerçevesinde ele alıyor ve buna karşı da evrensel boyutta bir mücadele seviyesine taşımış bulunuyor. Bunu yapabildiği içindir ki, Avrupa Birliği, Amerika, Arap Ligi, İran ve genel olarak Orta Doğu, Kafkaslar ve Orta Asya’da; terörle mücadele konusunda, geçmişe nazaran çok önemli destekler sağlayabilmiştir. Bunun sonucu olarak da terör siyasi alanda örgütü izole edilmiş, lojistik destek kaynak ve alanları önemli ölçüde daralmış ve belli seviyelerde ortadan kalkmış bulunuyor. Bu gerçeğin altını çizelim ve hemen de bir kayıt düşelim: Başbakanın da partisinin Kızılcahamam’daki kamp çalışmasında ifade ettiği üzere, “Terörle mücadele uzun soluklu bir iştir...” Öyle bugünden yarına her şeyin kökünden halledilmesi mümkün değildir. Ama önemli olan problemin çözümüne dönük doğru, etkili ve kapsamlı bir çalışmanın yürütülebilmesidir. Bu yönde olumlu işaretlerin göründüğünü, daha önce de burada belirtmiştik. Ancak iki yanlıştan kaçınmak gerekiyor: Birincisi zaman zaman medyada yer alan ve gerçekle ilgisi olmayan iddia ve yorumlardır. Mesela bazı yazarların, (ABD’nin teröre karşı nihayet fiilen iş birliği içine girmiş olmasının; güya Kuzey Irak’taki Kürt Yönetiminin tanınması ve/veya İran’a karşı ABD’nin yanında yer alma karşılığında) gerçekleşebildiği yolunda, temelsiz ve yanlış yazılar yazması... Hakikatte böyle bir pazarlık veya taviz söz konusu değildir. Kaldı ki, “Barzani’yi tanıma” ifadesi de son derece yanlış ve absürd bir kavramdır. Zira Barzani Yönetimi, bugün yürürlükte olan Irak Anayasası çerçevesinde, bir hüküm ifade etmektedir.Türkiye halen Irak ile diplomatik münasebetlere sahip olduğuna göre (İşgalden sonra büyükelçiliğini ilk faaliyete geçiren ülkelerin başında geliyor...), bu anayasa hükmü dışında ayrıca bir tanımaya gitmesi zaten söz konusu olamaz. Ha bu tanımadan kasıt, muhatap almak ise, o da yine konunun mahiyetine göre değerlendirilmektedir. En azından daha önce çeşitli seviyelerde Barzani veya onun ekibinden diğer bazı isimlerle görüşmelerin yapılmış olduğu sır değildir. İkinci husus da, içeride hâlâ daha yürütülen olumsuz milliyetçi söylemlerdir. Bu söylemler, terörle mücadeleye olumlu katkıda bulunmuyor. Tam tersine zaman zaman terör örgütünün ve ona destek veren odakların istediği olumsuz havayı uyandırıyor. Özetlersek; dış politika dar kalıplarla ve salt milliyetçi reflekslerle yürütülecek bir konu değildir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT