BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Muhabbet-i ceybiyye

Muhabbet-i ceybiyye



Bu hakîr-i pür-taksîr-i seyyâh-ı Fakîr-i bî-riyâ, bir gün hânemde oturur iken; Cerîde-i Ferîde-i Türkiyye’nün ashâb-ı sahîfe-i san’atından Kaftanlu Ekrem Çelebi’yi “Tellifûn” âleti ile arayub konuşmak icâb idüb âlet-i mezbûn açmaya şuru’ eyledüm. Bu “Tellifûn” âlet-i acîbesi Yeniçeri neferinün çorba kaşuğuna muşâbih olup, bir tarafını ağıza, bir tarafını kulağa duttukda dünyânın her tarafından murâd ittüğün âdem ile tekellüm vâki’ olur. Ağız tarafından kelâm idülür, kulak tarafından dinlenür. Akıl ve mantık ile izâh idilecek bir âlet değüldur. Bu minvâl üzre Kaftanlu Ekrem Çelebi ile beş on dakika muhâvere eyleyüb, hitam buldukda didi kim, “Ey Evliyâ ağabeyim ger beni tekrar aramak murâd idersen, cîbimden ara!” Ol böyle didükten sonra tellifûnun sadâsı kesildi. Bu Ekrem Çelebi şuarâ-yı zemâneden bir civân olub, şiir ile edebi bir kaftan gibi eynine geydüğünden nâşî böyle “Kaftanlu” deyû tesmiye olunur. Ol böyle digeç begâyet taaccüb idüb, gendügendüme, Allah Allah, bu Ekrem Çelebi, şol dünyâ-yı mekkâre vü sehhârenün kahrına tahammül idemeyüb aklını mı zâil eyledü, teyû tefekkür ider, bir taraftanda, “Değüldüm ben sana mâil, sen itdün aklımı zâil Bana ta’n eyleyen gâfil, seni görgeç utanmaz mı?” şi’rini kıraat eylerdüm. Bâdehû, belki benüm cîbimi kast eylemişdür deyû varub cümle câket, sako vü şalvarlarımın cîblerimi dikkat ile, kirâren vü mirâren aradum. Lâkin akça da dahil olmak üzere hiçbir nesneye tesâdüf idemedüm. Gerçi şol dünyâ-yı dûn ü bî-vefâda insanlar eskisi gibi değüldür. Ne muhabbet ne sohbet kalmışdur. Hele Tembelizyon âyine-i şeytâniyesi icâd olunub, ânın tahtına Rü-siyâh ü iştirâkiyyûn üfdâdeleri ile bir gûne cehâlet timsâli yobazlar oturduktan sonra, memâlik-i Oğuz ehâlisinün birbirlerinün yüzine bakacak halleri ve zamanları kalmamışdur. Herkes, “Kendi cevvim, kendi eflâkimde kendim tâirim” kavlince kendünden özge kimesneyi göremez olmuştur. Belki de ulûm ü fünûnun terakkîsi ile insanlarun gendü cîblerine girüb sinmesi imkân dâhiline girmişdür. Ama bu bizim Ekrem Çelebi’ye çespân düşen bir hâl değüldür. Bu hakîrün bildiğine göre, derûnunda cîb kelimesi olan birkaç dürlü lâfız vardur kim bunların evveli “Cîb-i hümâyûn”dur. Rûzigâr-ı Devlet-i aliyyede pâdişâh kîsesine dirler. Ol pâdişâhlar kîse-yi hümâyûndan akçalar sarf idüb nice âsâr-ı müfîde meydâne getürmişlerdür. Ba’zı ekran hokkabâz ü soytarıları Osmanlıya ta’n eylese de ol âsâr-ı müfîde bugün hâlâ ayak üzredür. Sânîsi “Cîb-i Mürakabe”dür. Yâni kim dervişlerün düşünmek üzre başlarını yire eğmeleridür. Sâlis’i “Cîb-i sabır” olub dayanma ma’nâsına gelür. Râbisine “Cîb-i tefekkür” dirler kim, her kanğı bir kimesnenün düşünme vaziyyetidür. Eyle ise, şol Kaftanlu Ekrem Çelebi’nûn güftâr-ı mezkûresinün ma’nîsi nedür? Kangı murâd ile söylenmişdür? Hakîr bunları merak iderek hemân bizim hâtunun kurbüne vardum. Bu ahvâli âna naklidüb, aman hâtun tiz bana bu hususta ma’lûmât vir deyû zarılık eyledüm. Bizim hâtun kahkaha ile gülûben didi kim: “Ey cehâlet deryâsında gavvâs olmuş, taaccübden sararub solmuş bedbaht âdem, şol “Tellifûn” dinülen âletin birçok nev’i i’câd olunmuşdur. İşte anlardan birisi de “Cîb tellifûnu”dürür. Sâhibleri ânı cîbleründe götürürler. Çârsûda, bâzarda, dergâhda, bârgâhda, pesde, bâlâda, hemmamda ve helâda cîbden çıkarub isti’mâl itmek mümkündür. Bizim Ekrem Çelebi, beni cîb tellifûnumdan arar isen konuşuruz dimek istemiş. Niçün bu denlû telâş idersün? Var gönlünü hoş dut!” Hâtun böyle digeç işin aslını fehmeyledüm ve mutmain oldum. Bu sefer de mezkûr Tellifûn fenninün bu denlû terakki ittüğine şaşırub kaldum. Ve minel garâib! .................... KELİMELER Ceyb veyâ Cîb: Cep/Ashâb-ı sahîfe-i san’at: San’at sahîfesi mensubları/Mezkûr: Adı geçen/Şuru’ eylemek: Başlamak/Mekkâre: Hîleci/Sehhâre: Sihir yapan/Görgeç: Görünce/Dûn: Aşağı/İştirâkiyyûn: Sosyalist, komünist mesleği/Üftâde: Düşkün/Cevv: Boşluk/Tâir: Uçan/Çespân düşmek: Uygun düşmek/Rûzigâr: Zaman/Güftâr-ı mezkûre: Bahsi geçen sözler/Gavvâs: Denize dalıp inci çıkaran dalgıç/Pes: Aşağı/Bâlâ: Yukarı/Ve minel garâib: Şaşılacak şeylerden.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT