BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Zekâ problemi!

Zekâ problemi!

Göçmen değilim... Aslında hiç fark etmemesine rağmen, soy açısından bir alt kimlikle açıklanacak farklı aidiyetim de yok. Bilebildiğim en uzak dedelerim de bu topraklarda yaşamışlar ve kendilerini “Türk” diye tarif etmişler. Türk ve Müslüman...



Göçmen değilim... Aslında hiç fark etmemesine rağmen, soy açısından bir alt kimlikle açıklanacak farklı aidiyetim de yok. Bilebildiğim en uzak dedelerim de bu topraklarda yaşamışlar ve kendilerini “Türk” diye tarif etmişler. Türk ve Müslüman... *** Şehrin arka ve ara sokaklarından, devlet okullarından, belediye otobüslerinden, şehir hatları vapurundan, semt pazarından, mahalle camisinden geçen bir rotada yetiştim. Onyedi yaşından beri sigortalıyım ve maaşımın yüzde bilmem kaçı vergi olarak devletimin kasasına aksamadan gitti. Evimize telefon, müracaat ettikten 10 küsur yıl sonra bağlandı. İki yıl öncesine kadar devletin sağlık hizmetinden yararlanmadım. Çünkü tedavi ve ilaç için öngörülen “zulüm” hastalığımı iyileştiremezdi. Burada yazıyor olduğuma göre, en azından orta seviye bir zekâya sahip olduğumda mutabık kalabiliriz: Ama eğitim hayatım boyunca devletimin okulları bana bir yabancı dil öğretemedi. O zamanlar az şüphe etmedim çünkü aklımdan ve zekâmdan. Sonra eğitimin öğretmemek, sağlık sisteminin iyileştirmemek üzerine bina edildiğini anlayınca rahatladım. “Her şeyi devletten beklemeyin canım!” ikazının “Devletten hiçbir şey beklemeyin” olarak okunması gerektiğini de öğrendim. Geri kalmışlık, krizler, kaoslar ve k-u-y-r-u-k-l-a-r bir avuç insanın refahı uğruna, milyonlarcasını yormak ve kontrol altında tutmak için gerekliymiş; bunu da anladım. Birilerinin bizi sağcı-solcu, laik-şeriatçı, Türk-Kürt, Sünni-Alevi diye ayrıştırıp çarpıştırırken, halkın cebine girmesi gereken paranın, o birilerinin cebine girdiğini de... Kuyruklarda yorul! Trafikte yorul! Vergilerle yorul! Ayrışıp fanatikleşerek yorul! Gelecek kaygısıyla yorul” Yorul ki, kafanı kaldırıp sorgulamaya fırsatın olmasın. Yorul ki, kimi fırıldakların bazen komünist, bazen faşist, bazen batıcı, bazen doğucu, bazen ilerici, bazen köhnemiş devletçi vs. olduğunu anlama... Anlama ki, sesini çıkarma. Sesini çıkarma ki, huzurları bozulmasın. Rahmetli Özal uyandırmasa, Erdoğan heyecanlandırmasa ve ümitlendirmese ne olurdu sanki... Zannettik ki bu ülke bizim. Devlet bizim. Bize hizmet edecek... Halbuki alışıktık öyle olmamasına. Maaşını devletten yani bizden alanlara, önümüzü ilikleyip eğilmeye ve yol vermeye. Alışıktık. Şimdi “zor” geliyor... Ah Özal ve ah Erdoğan; bizi mahvettiniz. *** Dediğim gibi... Soyum, sopum, aşkım, heyecanım bu topraklara bağlı... Buralı olmalıyım... Ama istenmiyormuşum gibi hissediyorum. Sanki bu ülke benim değilmiş gibi... Gerçekten bir zekâ problemi var mı bende?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT