BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Babam, ustamdı

Babam, ustamdı

“17 yıl boyunca babamın yanında siyasetin çıraklığını yaptım. En az toleransı bana gösterirdi. Birçok şeyi öğrenmiş olmayı ona borçluyum.”



HATIRA “BABAM TÜRKEŞ” -2- Hazırlayan: Süleyman DEMİR suleyman.demir@tg.com.tr TUĞRUL TÜRKEŞ SİYASET ARENASINA ATILMASININ SIRRINI AÇIKLADI... “17 yıl boyunca babamın yanında siyasetin çıraklığını yaptım. En az toleransı bana gösterirdi. Birçok şeyi öğrenmiş olmayı ona borçluyum.” Zor günler geçiren Türkiye’yi karış karış dolaşan Alparslan Türkeş, 1970 yılında Erzurum gezisinde... Katıldığı bütün törenlerde ilgi odağı olan rahmetli Türkeş, minik bir ülkücüyle böyle selamlaşıyor. Türkeş’in aile hayatıyla ilgili yazı dizimizin bugünkü bölümünde de birbirinden ilginç özel anıları vermeye devam ediyoruz. Oğlu Tuğrul Türkeş, babasının askerlikten gelen kendine has kuralları olduğunu, mesela hiç yemek yapmadığını, televizyonu kendisinin hiç açmadığını söylüyor. Başbuğ’un kendi imkanlarıyla yabancı dil öğrendiğini anlatan Tuğrul Türkeş, anlatmaya devam ediyor: 1980 ile 1997 yılları arasındaki 17 yıl boyunca babamın yanında siyasetin çıraklığını yaptım. Özellikle de son 1 sene çok yakın çalıştım. Partiye en erken gelir ve en geç giderdim. En az toleransı bana gösterirdi. Aramızda ufak tefek rahatsızlıklar olurdu. Ama baba-oğul ilişkisi içinde kalırdı o. Bundan hiç gocunmadım. Birçok şeyi öğrenmiş olmayı babama borçluyum. Çünkü siyaset, dünyanın her yerinde usta-çırak ilişkisidir. Gelişmiş, demokratik batı ülkelerinin hiçbirinde en iyi siyasal profesörünü alıp da başbakan yapmazlar. Hepsine bakın, kademe kademe, usta-çırak ilişkisi içinde siyaset öğrenilir ve ben bu bakımdan Türkiye’nin ender şanslıları arasındayım. En iyi ustayla yetiştim ve onun yanında, birebir-örtülü-açık çok şey öğrendim. Zor zamanlarım oldu ama pişman değilim. Çok şeyi yanında öğrendim. YEMEK YAPMAYA KALKIŞINCA... Hiç yemek yapmazdı. Rahmetli televizyonu, radyoyu dahi açmazdı. Askerlikten gelen bir şey herhalde. “Oğlum şu televizyonu bir aç veya suyu getir” derdi. Annem, hastalandığında çok kaygılanırdı. Çünkü bir defa annem hastalandığında, babam yemek yapmak için mutfağa girdi. Buzdolabında ne varsa, besleyici olur diye, çorba yaptı. Çorbanın içinde maydanoz, peynir ne arasan vardı. Hiç yemek yapmak gibi, tamir yapmak gibi bir merakı yoktu. Ev tamiri yaptığını hatırlamıyorum. Birincisi askerlikten gelen bir özellikti, ikincisi de zihni tamamıyla ülke meseleleriyle meşguldü. Ev işleri onun için teferruattı. Rahmetli babam iştahlıydı. Kuru fasulyeyi severdi. İyi pişmiş kuru fasulyeyi daime tercih ederdi. Balık severdi. Diyet-kolestrol diye değil, sevdiği için yerdi. Sağlığına dikkat ederdi. Baharat, maydanoz, yeşillik gibi gıdaları kahvaltıda bile tüketirdi. SİGARAYI ELİNE ALMADI Hiçbir kötü alışkanlığı yoktu. Ömrü boyunca sigarayı eline almadı, ben görmedim. İçki de yoktu. Hem sağlık hem de inancı gereği içkiden uzak dururdu. Bu tarz şeylere merakı yoktu. Bazı insanlar inancı gereği içmez ama merakı vardır. Babamın merakı dahi yoktu. Övgüyle, “Ömrüm boyunca hep tasarruflu yaşadım. İçki içmedim, sigara içmedim, kumar oynamadım, ailemin ihtiyaçlarına önem verdim” derdi. Millet bazen merak eder, nasıl para biriktirdi diye. Çünkü çok tasarruflu yaşardı. Para israf etmezdi. Bizim ihtiyaçlarımızı daima karşılardı ama boşa harcama yapmazdı. Kahvede geçirilen zamanı, zaman kaybı olarak nitelendirirdi. Umumi sohbetlerinde, kahvehane için, “Kahve köşelerinde pinekleme” tabirini kullanırdı. Kendi hayatını dolu dolu geçirirdi. Gece birde geziden dönerdi ama yine de bir saat kitap okur öyle uyurdu. Çok okurdu. İNGİLİZCEYİ KENDİ ÖĞRENDİ Yoksul bir ailenin çocuğu olarak subay çıkmış ve çocukları var. Kendi evinde, kendi imkanlarıyla İngilizce öğreniyor. Arkasından da tercümeler yaparak, para kazanıyor ve aile gelirine katkı sağlıyor. Bahsettiğimiz yıllar, 1940’lı yıllar... Tarihe çok merakı vardı ve ocaklarda verdiği derslerde, kazanılan zaferlerden ziyade yenilgiler üstünde dururdu. Türk tarihini anlatırken, nerelerde hata yapıldığı konusuna odaklanırdı. “Şanlı bir geçmişimiz var, onu yendik, şu zaferi kazandık” değil, İngilizlerle ticaretler anlaşmasının yanlışları nelerdir, kapitülasyonlar nelerdir, Ankara Savaşı’nın neticesi nelerdir, Türk dünyasına nasıl etki etmiştir gibi konulara bakar ve tarihi bir laboratuvar gibi görür ve bugüne-yarına ışık tutması için incelerdi. Rahmetli Türkeş, Kırım Türkleri lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nu kabulü sırasında. Çok kitap okuyan Alparslan Türkeş, ülkücülere de bol bol okumayı tavsiye ederdi. NE DEDİLER... KAYA: Gençlere çok önem verirdi Rahmetli Türkeş’in hayatı incelendiğinde gençler için örnek teşkil edecek bir çalışma azmi ve hedefine odaklanabilme niteliği her zaman göze çarpıyor. Bu açıdan Türkeş’i incelediğimizde görüşlerine müracaat ettiğimiz MHP İstanbul Milletvekili Atila Kaya, bize ilginç bir Türkeş biyografisi çiziyor. Kaya, Türkeş’in yaptığı en önemli hizmetlerden birisinin, Türk milliyetçiliği fikrini kültürel bir faaliyetin konusu olmaktan çıkarak bir partinin programı haline getirmesi olduğunu söylüyor. TARİH BİLİNCİNİ KAZANDIRDI Türk milliyetçilerinin tarih şuurunun gelişmesi için de Türkeş’in yoğun çaba gösterdiğini açıklayan Atila Kaya, şunları dile getirdi: “Sanki tarihimiz, Anadolu’ya geldiğimiz 1071 tarihiyle başlayan bir tarihtir gibi bir yaklaşım vardı. Aynı zamanda Edirne ile Kars arasına sıkıştırılmış bir coğrafya, Türk coğrafyası olarak kabul ettirilmeye çalışılmıştır. Ancak Başbuğ’la birlikte Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar uzanan coğrafya olarak tarif edilen Türk coğrafyası, Rahmetli ile gündeme gelmiştir.” APARTMANDA DERS VERİRDİ Türkeş’in sadece bugünü değil, yarınları da düşünen büyük lider olduğunu belirten Kaya, şöyle devam ediyor: “Bu anlamda da gençliğe verdiği önem ortaya çıkıyor. Sadece özel eğitimci grupları hazırlamakla yetinmeyen Türkeş’in, kendisinin de bizzat ocaklara giderek eğitim çalışmalarına katıldığını söyleyen Kaya, “Ki bu konuda hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan bir liderdi Başbuğ. Örneğin ocaklarımız genelde apartmanların en üst katlarında olur. Hep öyle olmuş. Yaşına ve sağlığına bakmadan gitmiş ve eğitim çalışmaların bizzat katılmıştır. Yine 12 Eylül sonrası dönemde yeniden işe gençlerle başlamış ve onlarla yürüyerek, hedefini gerçekleştirmiştir ve hareket bugünkü noktalarına bu sayede gelmiştir.” AZMİYLE DUVARI DELERDİ Türkeş’in azmini anlatan bir olayı Kaya şöyle anlatıyor: “Ülkücü hareketin oluşmasında büyük emekleri olan rahmetli Dündar Taşer, iyi yetişmiş bir isimdi. Bir gün, Dündar Bey’e diyorlar ki, ‘Sen daha fazla liderliğe layıksın. Neden sen değil de Türkeş liderlik yapıyor.’ Dündar Bey şu cevabı verir: ‘Şu duvar yıkılacak denildiği zaman ben bir-iki kere denerim ve üçüncüde bunun mümkün olmadığını anlar ve vazgeçerim. Fakat Türkeş, gerekirse kafasıyla vura vura o duvarı yıkar.’ O insanların ümitlerini kaybettikleri günlerde bile yoluna devam eden bir liderdi.” SERT YÜZÜN NAİF YÖNÜ Dışarıdan bakıldığında sert mizaçlı bir yapıya sahip olduğu düşüncesi, Türkeş’i tanımayanlar açısından bildik bir algılama. Ancak Kaya, bunun böyle olmadığını şu olayla anlatıyor: “80’li yılların sonundaki bir Almanya ziyaretinde sokakta dolaşıyor rahmetli. O sırada, bir gurbetçi, Başbuğ’u görünce, şaşırıyor. ‘Siz Türkeş misiniz’, diye soruyor ve ardından evine çay içmeye davet ediyor. Rahmetli kırmayıp gidiyor evine çay içiyor... O görünüşünün aksine çok naif, insana önem veren ve son derece saygılı ama aynı zamanda da ilkelerinden de taviz vermeyen bir liderdi.” MHP Milletvekili ve Ülkü Ocakları Eski Genel Başkanı Atila Kaya, bize Türkeş’i anlattı. YARIN: SON SÖZÜ NE OLDU?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT