BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Şeyh-ül-allâme” Muhammed Senûsî

“Şeyh-ül-allâme” Muhammed Senûsî

Büyük mutasavvıf Muhammed Senûsî hazretleri vefat ederken buyurdu ki: “Hak sübhânehü ve teâlâ bizlere ve bizleri sevenlere, vefât ederken Kelime-i şehâdeti söylemeyi nasîb etsin.”



Muhammed Senûsî hazretleri, Cezâyir’de Tilemsân şehrinde yetişen tasavvuf büyüklerindendir. Hadîs, kelâm, mantık ve kırâat âlimidir. Şerîf olup, soyu hazret-i Hasan’a dayanmaktadır. Bunun için “Hasenî” diye nisbet edilmiştir. Anne tarafından Senûs isimli şerefli bir kabîleye mensûb olup, buna nisbetle de “Senûsî” denilmiş ve bununla meşhûr olmuştur... ÇOK MERHAMETLİYDİ... Hayırlı, mübârek, fâdıl ve sâlih bir zât olarak yetişen Senûsî hazretleri, ilk olarak babasından ders aldı. Sonra zamanının büyük âlimlerinden istifâde etti. Kendilerinden ilim öğrendiği hocalarını çok sever, hürmet ve hizmette kusûr etmezdi. İlim tahsîl etmekteki bu üstün gayret ve edebi sebebiyle, kısa zamanda yükselerek, zamânında bulunan âlimlerin önde gelenlerinden oldu. Kendisine “Şeyh-ül-allâme” denildi. Hakîkî İslâm âlimlerinin büyüklerinden, sâlih, âbid ve ârif bir zât oldu... Muhammed Senûsî, yumuşak huylu ve çok sabırlı bir zât idi. Başkalarından, kendisini üzecek, incitecek bir söz duysa, buna kızmadığı ve gücenmediği gibi, yüzünü bile ekşitmezdi. Tebessüm ederek, güzel konuşmaya devâm ederdi. Mahlûklara karşı da çok merhametli idi. Buyurdu ki: “İnsanın, yürürken bile yumuşak ve mülâyim olması, önüne bakarak yürümesi, karınca gibi, yerde bulunabilecek ufak bir canlıya bile zarar vermemek için dikkatli olması gerekir.” Muhammed Senûsî hazretleri, 1428 (H.832) senesinde doğdu. 1490 (H.895) senesinde bir pazar günü Tilemsân’da vefât etti. Vefâtında 55 yaşlarında olduğuna dâir kayıtlara da rastlanmıştır. BU NASIL HÂLDİR?.. Senûsî hazretlerinin hanımı anlatır: Gecenin ilk kısmında bir miktar uyuyup, sonra kalkar, kendi kendine sitem eder ve; “Hem Cehennem azâbından korkuyorsun, hem de Cennet’e gideceği kendisine haber verilmiş bir kimse gibi uyuyorsun. Bu nasıl hâldir?” derdi. Sonra da fecre, sabaha kadar ibâdet ve tâat ile meşgûl olurdu. Ölüm hastalığında mescide gidemez oldu. Yatağından çıkamayacak durumda olduğu zaman bile namazını terk etmedi. On gün hasta kaldı. Vefât ederken buyurdu ki: “Hak sübhânehü ve teâlâ bizlere ve bizleri sevenlere, vefât ederken Kelime-i şehâdeti söylemeyi nasîb etsin. Ondan bunu dileriz.”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT