BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Alzheimerın ilacı sevgi

Alzheimerın ilacı sevgi

Son yıllarda toplumda sıkça rastladığımız hastalıklar arasında yer alan alzheimer, hem hastanın hem de bakıcılarının hayatını kâbusa çeviriyor. Prof. Dr. Engin Eker, tedavisi mümkün olmayan hastalığın ancak ilgi ve sevgiyle yavaşlatılabildiğini ifade ediyor.



Pazar Kahvesi - Betül Altınbaşak betul.altinbasak@tg.com.tr PROF. DR. ENGİN EKER İLE YAŞLILIK HASTALIĞINI KONUŞTUK: Son yıllarda toplumda sıkça rastladığımız hastalıklar arasında yer alan alzheimer, hem hastanın hem de bakıcılarının hayatını kâbusa çeviriyor. Prof. Dr. Engin Eker, tedavisi mümkün olmayan hastalığın ancak ilgi ve sevgiyle yavaşlatılabildiğini ifade ediyor. Ülkemizde çoğu zaman hastalar bakım için çocuklar arasında gidip geliyor. Ancak bu yer değiştirmeler hastayı daha şaşkın hale getiriyor. Hasta yakınlarının yüzde altmışı, özel hayatından vazgeçtiği için depresyona giriyor. Alzheimerlılara en çok eşler ve büyük kızlar bakıyor. Sunuş Son yıllarda yaşlı insanlarımızı ve onların yakınlarının hayatlarını derinden ilgilendiren bir hastalık alzheimer... Herkesin korkulu rüyası olan bu hastalık televizyon programlarında, sinema filmlerinde bütün çarpıcı ve acı yanlarıyla gözler önünde. Uzmanlar evdeki bir alzheimer hastası eşittir, iki hasta diyor. Hasta bakımı zor, yorucu ve uzun bir yolculuk. Hasta yakınları sadece bedenen değil aynı zamanda da ruhen yıpranıyor; hayatları, alışkanlıkları değişiyor. Herkesin her gün kendisi için yaptığı sıradan işler onlar için özel olmaya başlıyor. Hasta anneniz veya babanızsa onca sıkıntının üstüne bir de vicdan yükü biniyor. “Bakım evine mi versek? Bakıcı mı bulsak? Bizimle mi yaşasa?”, “Biraz da siz ilgilenseniz, hiç değilse yardım etseniz”, “Canım anam ben seni nasıl ellere teslim ederim”... Sorular ve problemlerin sonu gelmiyor. Aslında bu hastalık ve trajedisi bir yandan da hayatın bir gerçeğini vurguluyor. Şöyle ki; insanoğlu hayatının iki döneminde çevresindekilerin merhametine ihtiyaç duyuyor: Bir bebekliğinde; bir de yaşlılığında. Biz bebekken adına “anne” denen bir melek bize kol kanat geriyor. Yaşlılık, hele düşkünlük derecesinde yaşlılık, kapıyı çalınca yine bize merhamet edecek birilerine ihtiyaç duyuyoruz. Bazen bir evlat, bir hemşire, bir hasta bakıcı, birilerinin mutlak merhametine muhtaç olmak hastanın trajedisi. Bu haftaki konuğum Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Geropsikiyatri Bilimdalı Başkanı, aynı zamanda Alzheimer Vakfı Başkanı Prof. Dr. Engin Eker. Hocamızla hastalık, evreleri, hastaya bakan kişilerin psikolojisi ve hastalık hakkındaki birçok konuyu tartıştık. Prof. Dr. Engin Eker, 11 yıl önce meslektaşlarıyla bir araya gelerek kurduğu Alzheimer Vakfı aracılığıyla hastalık bilincinin geliştirilmesi için çalışıyor. “Hastaların ve yakınlarının desteklenmesi, kendi kendilerine yardım için zemin hazırlanması, bu konudaki bilimsel çalışmaların artırılması ve desteklenmesi amacını güdüyoruz” diyen Prof. Dr. Eker, hastalığın teşhis ve tedavisi ile hasta ve yakınları için nasıl bir problem oluşturduğunu anlattı. HİKÂYESİ DE İLGİNÇ >> Eskiden “yaşlandı bunadı” denilir, “alzheimer” diye bir hastalığın adı bilinmezdi. Evet, hatta hastalığı bulan kişiye bile hakkı öldükten sonra verilmiştir. Hastalığın keşfinin ilginç bir hikâyesi var. Hastalığı bulan kişi Alman nöropsikiyatristi Alois Alzheimer’dir. 1901 yılında 51 yaşında Auguste Deter adında bir kadın, doktorun kliniğine başvurur. Hasta bir “şaşkınlık” içerisindedir. Hafıza zayıflıkları, davranış değişiklikleri göstermektedir. Alzheimer her gün hastasını ziyaret eder. Ölümünden sonra yaptığı otopside bugün bile geçerliliği olan beyin değişikliklerini not eder. Bu vakasını bir konferansta sunar ve ilgili makalesini yazar. Gerek sunum, gerek makale ilgi görmez. Büyük bir hayâl kırıklığı yaşar. Alois Alzheimer, 1915’de ölür. Hocası Emil Kraepelin bu tablonun ayrı bir hastalık tablosu olduğunu kabul eder. Hastalığa Alzheimer hastalığı denmesini teklif eder. BÜYÜK ARTIŞ VAR >> Günümüzde artık çok korkulan bir hastalık haline geldi. Çünkü ölüme sebep olan hastalıklar arasında, kalp hastalıkları, kanser ve inmelerden sonra dördüncü sırada. Yaşlılarda görülen bunama durumlarının yüzde altmışını oluşturuyor. Başka bunama tipleri de var. Aile, toplum ve devlet üzerine büyük bir yük oluşturuyor. >> Alzheimer vakalarında ülkemizde de büyük bir artış var, bunun sebebi nedir? Ortalama ömür uzadı. Türkiye OECD ülkeleri arasında en hızlı yaşlanan ülkeler arasında. O bakımdan ileriki yıllarda bu tip vakalarla daha sık karşılaşacağız. Hastalığa yakalanma riski 65- 70 yaş arasında % 5-10 iken, bu oran 85 üzerinde %47’ye çıkıyor. YAKINLARI DA DEPRESYONDA >> Hastaya bakanların işi de çok zor bu durumda. Hem de çok zor. Evde bir alzheimer hastası varsa hasta sayısı en az ikidir diyoruz. Hasta yakınları arasında özellikle depresyon, tükenmişlik sendromu çok yoğun oluyor. Yüzde altmış dolayında depresyona girebiliyor. Diğer taraftan hasta bakım evine yatırıldıktan sonra bile depresyon devam edebiliyor. “Yanlış mı yaptım, niye bıraktım, keşke ben baksaydım” gibi. Türkiye’de özellikle eşler ve büyük kız bakıyor. Bazen de belli, aralıklarla çocuklar arasında hasta gidip geliyor. İki ay birisi, bir ay birisi bakıyor. Bu yer değiştirmeler hastayı daha şaşkın hale getiriyor. HERKES TÜKENİYOR >> Yüzde atmış oranında depresyon çok yüksek değil mi? Öyle, tabii. Bu hastalık maddi- manevi tüketen ciddi bir problem maalesef. Bakıcılar üzerindeki etkisi de sadece psikolojik değil, hipertansiyon vb. gibi hastalıklar da ortaya çıkabiliyor. Bakıcılarda daha fazla ilaç kullanımı, daha sık doktora gitme isteği artıyor. Bakıcı üzerindeki etkilerine devam edersek sosyal olarak daha izole oluyor bakıcılar. >> Hasta evde mi yoksa bakımevinde mi daha rahat eder? Evde bakımı yapılabiliyorsa ev ortamı en iyisi. Çünkü ilgi ve sevgi bu hastalığın ilerlemesini engelleyen çok önemli bir unsur. Ayrıca ortam değişikliği de hastalığı ilerletebiliyor. Bir de bu tip merkezlerde bu hastalarla baş edecek eğitimli personel sayısı az. >> Tüm unutkanlıklar alzheimer habercisi midir? Olmayabilir. Burada son yıllarda çok önem kazanan hafif bilişsel bozukluk dediğimiz bir tablodan söz etmek gerekir. Hafif zekanın işleyişiyle ilgili bozuklukta kişi, yaşadığı olaylarla ilgili hafıza problemleri yaşayabiliyor. Ama genel kültürle, sosyal olaylarla ilgili hafıza kaybı olmuyor. Kişi günlük hayatını devam ettiriyor. KADINLARDA RİSK İKİ KAT >> Hasta unuttuğunun, karıştırdığının farkında mı? Başlangıç evrelerinde evet. Bir takım kayıplar yaşadığını düşündüğü anda da depresyona girebiliyor. Depresyon tabloyu çok daha fazla zorlaştırıyor. Daha çok karışıklığa sebep olabiliyor. Aslında hastalık ilerlediği için değil de depresyon hali bunamanın ileri olduğunu düşündürüyor. >> Bu hastalığın kalıtımla bir ilgisi var mı? Hastalık için risk faktörleri nelerdir? Hastalık için en büyük riskin yaş olduğunu daha önce vurgulamıştık. Kadınlar erkeklere göre iki misli daha fazla risk taşıyor. Düşük eğitim düzeyi, meşguliyet azlığı, aşırı alkol, sigara tüketimi, kalp damar hastalıkları, şişmanlık, karın çevresindeki yağ oranının yüksekliği, erken menopoz, fiziki aktivitenin azlığı, kafa travması risk faktörleri arasında sayılabilir. Hastalık özellikle erken başlayan tipte %5-10 oranında kalıtımla ilgilidir. >> Tedavisi nedir, erken teşhisle hastalığın ilerlemesi durdurulabilir mi? Maalesef tamamen durdurulamaz ama yavaşlatılır. Elimizde hastalığın ilerlemesini yavaşlatan ilaçlar vardır. Son yıllarda hastaların beyinlerinde patolojik yapıların oluşmasını azaltan ilaçlarla ilgili yoğun çalışmalar var. YAŞLILIK DEYİP GEÇMEYİN İşte alzheimerın 7 DÖNEMİ Hastalığın 7 evreden oluştuğunu anlatan Prof. Dr. Eker, “Hastalar bize çoğunlukla dördüncü -beşinci evrede geliyor. Ama son yıllarda basında çıkan yazılar, çeşitli meslektaşlarımızın uyarılarıyla, hastalar yakınları tarafından daha erken getiriliyor” diyor. Prof. Dr. Eker bu evreleri şöyle açıklıyor: 1 İlk evreler hasta ve yakınları tarafından çoğu zaman fark edilemiyor. Unutkanlıklar önemsenmiyor. Yaşlılık denilip geçilebiliyor. 2 İkinci evre hafif bilişsel bozukluk dönemi oluyor. 3 Bu evrede hastanın ailesi unutkanlığı fark ediyor. 4 Alışverişe gitme, yemek yapma, yön bulma, araba kullanma gibi kişisel işleri yapmada kayıplar başlıyor. 5 Hasta evde kendine bakamaz duruma geliyor. 6 Hasta tamamen yatağa bağlanabiliyor. “Agresyon, ajitasyon, halusinasyonlar” bu evrede çok sık oluyor. 7 Hastalık ortalama 9-11 yıl kadar sürüyor. ALTIN TAVSİYELER Prof. Dr. Engin Eker, alzheimer hastası yakınına bakmak zorunda olanlara şu tavsiyede bulunuyor: “Hobilerinizden, sosyal hayattan kopmamaya özen gösterin ve gerekirse psikolojik destek almaktan kaçınmayın. Sağlığınıza, beslenmenize özen gösterin. Bu sorumluluğu tek başınıza üstlenerek kendinizi tüketmeyin.” Eğitimliler hastalığını saklıyor Prof. Dr. Engin Eker, özellikle eğitimli kişilerin başlangıçta hastalık belirtilerini çok iyi kamufle ettiğini söylüyor. Eker, alzheimerın ilk belirtilerini şöyle açıklıyor: “Yeni bilgileri öğrenmede zorluk başlıyor. Yaşanan olayları hatırlamada zorlanıyorlar. Aynı şeyleri tekrarlıyorlar. Eşyalarını kaybediyorlar. Hasta konuşma esnasında kelime bulmakta zorluk çekiyor. Tuzluğu işaret edip istiyor ama “tuzluk” diyemiyor. Hastalık ilerleyince cümle kurmalar daha da güçleşiyor. Uygun yerde uygun kelimeleri kullanamıyor. Aradaki boşlukları doldurmak için kendine göre birtakım hikâyeler uydurabiliyor “Ben senin çocukluk halini bilirim, siz bize yakın otururdunuz” vb. gibi. Böylece hafızasının iyi olduğunu göstermeye çalışıyor.” İLERLEYEN DÖNEMLER Prof. Dr. Engin Eker hastalığın ilerleyen dönemlerinde yaşananları da şöyle sıralıyor: Cümleler anlamlarını kaybeder. Atasözlerinin altında yatan anlamı söyleyemiyorlar. “Damlaya damlaya göl olur” diyoruz, “musluk açık kalmıştır ondan” diyor. Karar verme yeteneği bozuluyor. Dikkati yoğunlaştıramıyor. Zekâ kaybı oluyor. Örnek vereyim, “Kiminle yaşıyorsunuz?” diyorsunuz. “Annemle yaşıyorum,” “Anneniz kaç yaşında?” “81 yaşında.” Siz kaç yaşındasınız? “Ben 82 yaşındayım.” “Öyleyse annenizle aynı yaştasınız,” “Evet doğru” diyor. Yemek yeme, giyinme, tıraş olma, banyo yapma, yürüme, konuşma, ilaçların takibini yapamıyor. Özellikle kıymetli eşyalarını saklıyor ve koyduğu yeri unutuyor. Halüsinasyonlar başlıyor. Televizyondaki kişileri canlı evin içinde zannediyor. KESİN TEŞHİS OTOPSİ İLE MÜMKÜN Alzheimerda hastalarla yapılan görüşmeler ile yakınlarından alınan bilgilerle yüzde doksan oranında teşhis konulabildiğini söyleyen Prof. Dr. Engin Eker, “Ancak kesin teşhis koyabilmenin yolu tabii ki otopsi ile mümkün” diyor.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT