BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Keşmir'e Türk koleji

Keşmir'e Türk koleji

Pakistan’da 2005 depreminde harabeye dönen Rawalkot Kız Koleji’nin yerine Türkiye Kız Koleji inşa edildi



UZAK ülkenin YAKIN insanları -1- Hazırlayan: İrfan ÖZFATURA irfan.ozfatura@tg.com.tr Dostlar arasında Pakistan bayrağında Türk bayrağındaki gibi hilal ve yıldız bulunuyor. Birimizin ayağına diken batsa öbürünün canı yanıyor Pakistan’da 2005 depreminde harabeye dönen Rawalkot Kız Koleji’nin yerine Türkiye Kız Koleji inşa edildi Pakistan’da 2005’de meydana gelen deprem, en çok, dünyanın hor gördüğü sahipsiz Keşmir’i vurdu. İki arada bir derede kalan bölgeye Türkiye, elinden gelen yardımı yapmaya çalıştı. Bu gayretler depremden aylar sonra da devam etti. Geçtiğimiz günlerde İhlas Medya Avrupa Temsilciliği ile Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’nin (DİTİB) ortaklaşa inşa ettikleri Türkiye Kız Koleji’nin açılışı gerçekleştirildi. Eski adı Rawalkot Kız Koleji olan okul depremde yerle bir olmuştu. Pakistan hükümetinin yabancı heyetlere örnek olarak gösterdiği kolej, alışılagelmiş inşaat kalıplarını yıktı. Keşmir’de ilk defa bir binada zemin etüdü yapıldı. 11 bloktan oluşan ve âdeta üniversite kampüsünü andıran kolejde yok yok... Bu heyecan vesilesiyle yazı dizimize dost Keşmir’i tanıtarak başlıyoruz... Pakistan P.A.K “Pencabiler, Afganlar ve Keşmirliler”in ülkesi. (Tabii Sindler, Peştunlar, Beluciler, Jatlar, Türkler de var.) Adları gibi temiz pak insanlar. Yumuşak huylular. İslamabad yeni kurulan bir kent, Başkent!... Meclis, başbakanlık, cumhurbaşkanlığı ve bakanlıklar burada bulunuyor. Büyücek bir alan da elçiliklere ayrılmış, giriş çıkış kontrol altında tutuluyor. Otelleri yıldızlı, caddeleri geniş, parkları yeşil. Ancak burası Pakistan değil. Pakistan 20 kilometre ötede Pindi’de (Rawalpindi’de) başlıyor. Birdenbire renklerin ve seslerin içine düşüyorsunuz, meyve suyu ezenler, ayaküstü traş yapanlar, el arabaları, şaykalar, resimli otobüsler, süslü kamyonlar... Izgara ızgara ızgara, duman duman duman... Bilirsiniz bizde tan tun bıçakla vurularak yapılan sac üstü kebaba “tantuni” denir, onlar da takır takır doğruyor ve “taka tak” diyorlar. FARKI BAHARAT Tek farkları baharat... Acıyı seviyor, körisiz yapamıyorlar. Karabiber, kimyon, tarçın, mırç (bir nevi toz biber), öğütülmüş sarımsak, zerdecal, kişniş, karanfil, zencefil kurutulmuş nar çekirdeği... Bunların alayı “masala!” Pakistanlılar Türk, İran, Moğol ve Afgan kültüründen çok şey almışlar, şişten köfteden tutun kelle paçaya etin bin çeşidini pişiriyor ve keyifle yiyorlar. Hatta Hinduları kızdıracak kadar... Düğünlerin olmazsa olmazı “biryan” yani etli safranlı baharatlı pilav. Bu bölge de varsa yoksa pirinç, “ekmek parası” yerine “pirinç parası” tabirini kullanıyor, eline pirincini alanı everiyorlar. Helva kültürleri bizim bile önümüzde, her türlü meyveyi (hassaten şeker kamışını) gözünüzün önünde sıkıyor, zarafetle sunuyorlar. Dal denilen nohutlu mercimekli ezmeye ve lobyaya (bir nevi barbunya) bayılıyorlar. Pakistan tropikal kuşakta bulunuyor, sebze bol, meyve istemediğin kadar. Muz kuruşla, 30 kilosu 1 dolar. Ama ağız tatları değişik, şekersiz yoğurt bulamıyorsunuz, ayranı şerbet ediyorlar. Karpuz kavunu tuza batırıp yiyor, turşuyu yağda olgunlaştırıyorlar. Mangonun üzerine baharatlı sos döküyor, çayı ya İngilizler gibi sütlü, ya da Tibetliler gibi tuzlu tereyağlı içiyorlar. Hayır, çiğ balık üstüne reçel dökenini görmedim, o kadar da uçmuyorlar! Güneye indikçe Hind etkisi artıyor kuzeye çıktıkça Türk-Afgan tesiri hissediliyor. Bu açıdan bakarsanız Keşmir, daha bizden görünüyor. KANAYAN YARA Keşmir, Himalaya eteklerine ilişmiş bir bölge, aşağı yukarı Anadolu’nun üçte biri kadar... Pakistan’ı ve Hindistan’ı besleyen nehirlerin ekseri buradan çıkıyor. Âdeta bir taraça gibi, ülkenin bir kısmı 350 rakımda bir kısmı 8 binlere yürüyor. Karakurum Dağları’nda yer alan Gül Bahçesi Buzulu, “üçüncü kutup” diye anılıyor. Nasıl yeşil, çam ağaçları belki 300 yıllık, üç adam gövdesini zor kuşatıyor. Yükseklerde kayak yapabiliyorsunuz, vadiler raftingcileri bekliyor. Rengarenk çiçekler, gökkuşakları, kartallar... Şarkılara konu olan Gilgit ve Hunza vadileri Babürlü hükümdarı Ekber Şah’a “Eğer yeryüzünde bir cennet varsa, orası burası olmalı” dedirtiyor. Kedisi ve keçisi meşhur. O ünlü Kaşmirlerin yünü buradan geliyor. Madenleri sayıp da sizi yormayayım şu kadarını bilin zümrüt denince adı akla geliyor. Ama bunca zenginliğe rağmen yeryüzünün en fakir insanları Keşmir’de yaşıyor. Her musibet gibi bunun altında da İngiliz parmağı yatıyor. Hind kıtasını asırlarca sömüren Britanyalılar, bakıyorlar burada ilelebet durmanın imkânı yok, önce Hindistan’a (1947’de) bağımsızlık veriyor, ardından Pakistan’a hürriyet hakkı tanıyorlar. Ortaya hiç yoktan iki devlet çıkıyor. Bu iki devletin sınırları dini esaslara göre belirleniyor, ancak İngiltere yine edeceğini ediyor, ezici ekseriyeti Müslüman olan Keşmir’i uzun süre elinde tutuyor ve giderayak Hindistan’a (anlaşmaların hilafına) bırakıp defoluyor. Müslüman halkı Hindu yönetime terk edip, nifak tohumları ekiyor. Pakistan bu oldu bittiye razı olmuyor askerî bir operasyonla Azad Keşmiri (3 milyon) ele geçiriyor, Jamnu Keşmir (9 milyon) ise Hindistan tarafında kalıyor, problem derinleşiyor. GELECEĞİ TAYİN HAKKI 1952 yılında Hindistan’la Pakistan arasında BM gözetiminde bir barış anlaşması imzalanıyor ve Keşmir halkına “geleceğini tayin hakkı” veriliyor. Ancak Hindistan neticesi malum referanduma asla yanaşmıyor, tam 56 yıldır pösteki saydırıyor. Bu arada bölgeye sürekli Hinduları kaydırıyor. Ilımlı ve demokratik tavrıyla tanıdığımız, Hindistan’ın Keşmir sicili ne yazık ki pek parlak değil. Devlet eliyle gerçekleştirilen katliamların tabii bir neticesi olarak direniş başlıyor. Hindistan’la Pakistan 1947, 1965 ve 1971’de üç defa savaşıyorlar, ciddi ciddi kan dökülüyor. Hindistan sadece Pakistan’la değil bütün komşularıyla nizalı, Bangladeş, Çin, Sri Lanka ve halkının çoğunluğu Hindu ve Budist olan Nepal’la bile problem yaşıyor. Maldiv Adalarını ise resmen sömürüyor. Mahatma Gandi’den miras kalan o hoşgörüye bir şeyler olmuş. İşgalciler, Jamnu Keşmir’de İslamî okulları kapatmakla, din adamlarını tutuklamakla kalmıyor, yağma yapıyor, kadın kaldırıyorlar, tecavüzler dur durak bilmiyor. Evler kundaklanıyor, toplu mezarlar bulunuyor. Düşünebiliyor musunuz muson yağmurlarının tesirli olduğu mevsimde baraj kapaklarını açıyor, Müslümanların meskun bulundukları alanları suya gark ediyorlar. Bugüne kadar 70 bin dindaşımız şehit edildi, 1.5 milyon muhacir var, kayıplar 10 bini aşıyor. Sirinagar’da Hazratbal Camisi (ki mukaddes emanetlerin saklandığı zirve bir eserdir) bile basılıyor, zemin kana boyanıyor. Fanatik Hindular öldüre öldüre müminleri bitireceklerini sanıyorlar. İnsan hakları örgütleri zulmü görmezden geliyor. FİLLER TEPİŞİYOR Keşmirliler de haliyle ayaklanıyor, Bush ve yandaşlarına malzeme çıkıyor. İllizyonist medya yine göz boyuyor, Müslümanları “terörist” olarak yaftalıyor. İslamabad, kara listeye alınmakla tehdit ediliyor. Hindistan’la Pakistan arasında zaman zaman tansiyon yükseliyor. İkisi de var güçleriyle silahlanıyor, nükleer denemelere (Hindistan İsrail teknolojisi kullanıyor) avuç avuç para gidiyor. Kosova’da hararetle bağımsızlığı savunun ABD, iş Keşmir’e gelince tezini unutuyor, resmen Hindistan’ın yanında duruyor. Çin ise Hindistan’dan hiiiç ama hiç hazzetmiyor. Hasılı filler tepişiyor olan çimlere oluyor, siyasi kargaşa sürünce Keşmir yatırım alamıyor, gelişemiyor. Aslında Keşmirliler mütevazı insanlar, yaz kış “şalvar kamis” giyiyor, omuzlarına bir patu (yünlü bir dokuma) atıyorlar. Patularını yalapşap vücutlarına doladılar mı tamam, yalınayak kara buza bassalar aldırmıyorlar. Bakın bu patu çok işe yarıyor, yastık oluyor, döşek oluyor, seccade oluyor, sofra bezi oluyor, icabında içine bir şeyler doldurup sırtlarına vuruyorlar. Her derde aspirin derler ya o hesap... Bu coğrafyada baban neyse sen de osun. Zenginse zenginsin, ırgatsa ırgat. Sınıf atlamak gibi bir çabaları yok, karınları doydu mu başka şey beklemiyorlar. İşi “iş olsun” kabilinden yapıyor, maliyet hesabı bilmiyorlar. Benzin 53 rupi, 2 rupiden adam taşıyorlar. Gün boyu salkım saçak yolcu çekiyor, kazandıklarını pompacıya tokalıyorlar. HALBUKİ HİNDİSTAN... Aslında Hindistan, Keşmir’i elde tutarak gereksiz bir bedel ödüyor, fakir halkının kaynaklarını askerî harcamalara aktarıyor. Hem masraf ediyor, hem huzursuz oluyor, üstelik itibar kaybediyor. Halbuki dünya da sınır filan kalmadı, firmalara kapı pencere konmuyor. Ekonomisi güçlü olan her yere girip, çıkıyor. Bu açıdan bakarsanız dost bir Pakistan, dost bir Keşmir ve dost bir Bangladeş (300 küsur milyon) çok şey kazandırabilir onlara. Zira Hindistan’ın bu pazarlarda satacak malı var ve her geçen gün çeşidi artıyor. Keşmir gibi bir yerde 700 bin asker (Kadınları ve çocukları saymazsanız üç kişiye bir asker düşüyor) beslemek kolay değil, üstelik kayıp veriyor (5 bin asker) ve keseden (4.5 milyar dolar) yiyor. Allah korusun hele nükleer bir kargaşa çıkarsa, bu savaşın kazananı olmaz asla. Kazansan neye yarar ki? Güzelim beldeler viran olduktan, dağa taşa radyasyon saçtıktan sonra... HİMALAYALARIN ETEKLERİNDE Aşağı yukarı Anadolu’nun üçte biri kadar olan Keşmir, Himalaya dağlarının eteklerine ilişmiş bir bölgede yer alıyor... Eşsiz coğrafyasıyla dikkati çeken sahipsiz bölge maden ocaklarıyla iştah kabartıyor. BU İMKANLARLA BU KADAR REFAH OLUR Dünyanın sırt döndüğü, Pakistan ve Hindistan’ın uğruna savaştığı Keşmir, yıllardır bir türlü huzura kavuşamadı. Hal böyle olunca da olan burada yaşayan halka oluyor. Hayat standartlarının düşük olduğu bölge, geri kalmışlığıyla göze çarpıyor. Altyapıdan ulaşıma, sosyal hayata kadar bir çok alanda yokluğun pençesinde kıvranıyor. ÇEK Bİ TIRAŞ! Öyle süslü kuaför salonları falan yok burada. Buldun mu sabunu bir de jileti ne âlâ... Fakirlikleri her yanlarına yansımış olan Keşmirliler, mütevazı hayatlarıyla kavrulup gidiyorlar. Onların tek istediği huzur! KEŞMİR’DE HAYAT KADININ SIRTINDA Engebeli arazilerin hüküm sürdüğü bölgede, tabiatıyla yaşamak da zor oluyor. Rengarenk kıyafetleri ve zarafetleriyle dikkat çeken Keşmirli kadınlar, çetin hayat şartlarıyla boğuşarak ailelerine bakıyor. TÜRKİYE’YE KUCAK DOLUSU SELAM! Keşmirliler, nerede bir Türk’ü görseler hemen yanına gelip sarılıyorlar. Sevecen ve sıcakkanlılıklarıyla bizi karşılayan Keşmirli esnaf, her şeye rağmen hallerinden mennun gözüküyor. Dükkanda ne bulurlarsa bize ikram ediyor, “yine bekleriz” diyorlar... YARIN: UNUTULAN FELAKET
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT